Hayır, tuhaf bir şekilde hem sempatik hem itici bulduğum bu tatsız adama ölü olma işini ben dayatmayacağım; o bu manzaranın ve kâinatın bir parçası, hâlâ dünyaya ayak basıyor, yeryüzünden geçiyor, bunları değiştirmek bana düşmez, zamanın sonunda geriye sadece izler, çeperler kalır ve her birinde olsa olsa tamamlanmamış, boşluklarla dolu, hayaleti andıran, şifreli, bir ceset kadar solgun ya da kırık mezar taşları, yazıları silinip harabeye dönüşmüş alınlıklar gibi parça parça bir hikâyenin gölgesi şekillenir, 'geçmişte kalmış, dilsiz' ve o zaman da varlığından şüpheye düşülebilir. Seninle ilgili olarak, bunu niye yaptı diyecekler; onca sıkıntı, onca çarpıntı niyeydi, onca kaygı ve onca heyecan niyeydi, benimle ilgili olarak da, niçin konuştu ya da sustu, niçin onca zaman sadakatle bekledi, o baş dönmesi, onca şüphe ve o işkence niyeydi, niye o adımları attı ve o kadar çok adım attı. Ve ikimiz hakkında da: Niye çatıştılar, niye onca çaba gösterdiler, bakmak ve sakin olmak yerine niye savaştılar, niye görüşmeyi ya da görüşmeye devam etmeyi beceremediler, onca rüya ve o sıyrık, benim acım benim sözüm, senin ateşin ve onca şüphe, onca işkence niyeydi?"