Bugüne kadar alışkanlıklara dönüştürdüğüm kelimeler birer birer elimden kayıp düşüyor ve paramparça oluyordu. İnsanların, uğruna nefeslerini tükettiği kelimeler, ansızın çıkan bir rüzgâra kapılmış yapraklar gibi sağa sola savruluyordu.
ben…
sessiz misafir sevdiğinin kapısında bekleyen
rüzgârın yönünü şaşırdığı çaresiz yelken
sen…
yüzüne bahar sürülmüş kadın
göğsünde turnalar uçuran saklı bahçe
.
hangi dağın sabrından yontulduysa sesin
taşlar bile yeşerir adını duyunca
.
hangi bahçenin duasından düştüyse ellerin
kurumuş dallar bile çiçeklenir değince
ve kalbin…
sağır bir dervişin heybesinde taşıdığı
sırrı çözülememiş gizli ayet
.
okursun can olur
dokunursun kıyamet
.
ve aşk…
ansızın açan nar çiçeği
.
dokunursun ateş olur
koklarsın çocukluğun
ve ayrılık…
cebinde güneş unutan kış günü
.
"Sevdiğimiz zaman evrenin bir parçası oluruz. Sevdiğimiz zaman olanları anlamaya gereksinimimiz yoktur, çünkü o zaman olanlar bizim içimizde olur ve insanlar rüzgâra dönüşebilir. Kuşkusuz, rüzgârların onlara yardım etmesi koşuluyla."
“Elimde, sükutun nabzını dinle,
Dinle de gönlümü alıver gitsin!
Saçlarımdan tutup, kor gözlerinle,
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin!
Yürü, gölgen seni uğurlamakta,
Küçülüp küçülüp kaybol ırakta
Yolu tam dönerken arkana bak da,
Köşede bir lahza kalıver gitsin!
Ümidim yılların seline düştü,
Saçının en titrek teline düştü,
Kuru yaprak gibi eline düştü,
İstersen rüzgara salıver gitsin!”
Bütün bahçeden tatlı bir koku , gizli gizli geçen rüzgara karışıyor , bu evin mutluluğundan , diğer mutlu aile ocaklarına sahipsiz , manevi bir selam götürüyordu.
"Rüzgara kapılmış bir yaprak parçası olmaktansa, yönünü belirleyebilen, rotasını ve etki alanını keşfetmiş bir insan olma haline daha önce ulaşmak isterdim. Ne kadar önemli olduğumu, esas meselenin benim özümle kendim arasında kurduğum ilişkide yattığını keşfetmek isterdim."