Biz eğitim sayesinde özgürlüğümüz için, haklarımız için mücadelenin içine, yaşamın içine daha yeni giriyoruz. Bir kadın üniversite eğitimine başladığında sadece kafasıyla, zekasıyla değil, tüm istemiyle tüm insanlığıyla kendini veriyor. Sadece bilgi edinmekle kalmıyor, yaşamdaki zihinsel devinimde de küçük bir pay sahibi oluyor. Siz bilimden sadece yaşlılar için, yaşamdan kopuk insanlar için uygun bir meşguliyetmiş gibi söz ediyorsunuz. Ama belki de sadece erkeklere böyle hissettiriyordur. Kadınlar arasındaysa bilim genç, güçlü ve dinç olanlara çekici geliyor.
Ölmek istiyorum ama yüzmek de istiyorum, ölmek istiyorum ama çiğköfte de yemek istiyorum.
Kitabın yorumlarında depresyon ve yemek yeme bağlantısından kaynaklı kitabının adının bu olduğunu söyleyenler var ama kitabın ismi daha çok insanın üç boyutlu olmasından geliyor, siyah beyaz değiliz içimizde birçok duygu dalgalanıyor ve bir yandan ölmek isterken bir yandan yemek yemek istiyoruz. Birden fazla duyguyu ve özelliği barındırabiliyoruz içimizde.
Kitap yazarın terapi seanslarının bir toplamı ve onun bu görüşmelerden çıkarımlarını, gelişimini aktarıyor. Yazarla bambaşka dertlere sahip olabilirsiniz ama onun bu cesurca tüm çıplaklığıyla içini açması, bu kitap ile ortaya dökmesiyle kendinizden mutlaka bir parça buluyorsunuz. Baek Sehee de ilişkilerini, arkadaşlarını, insanları siyah beyaz ve dümdüz düşünmeye çok yatkın, kendini de bu yönde eleştiriyor. İnsanın ve kendinin üç boyutluluğunu keşfederken sizi de terapi seanslarına davet ediyor.
Özellikle beğendiğim kısım son notta belirttiği 'terapiye başlayıp mucizevi şekilde iyileşeceğimi düşündüm ama bu bir süreçti, bazı şeylerim daha iyi bazı şeyleri de yeni fark ediyorum' minvalinde bir farkındalık yaşamış olması. Terapi bir son tedavi değil bir süreçtir ve bir başlangıçtır son değil.
Kesinlikle bir kişisel gelişim kitabı değil, çerezlik bir içe dönüş. Bu yönlerden okumanızı tavsiye ederim.