Allahım beni yüce makâmına kavuştur. Hz. Âişe'den: Resûlullah vefatından önce göğsüme yaslandı, kulak verdim şöyle dua ediyordu: “Allahım beni affet, bana acı ve beni yüce makama kavuştur” ​İmam Mâlik'e Hz. Âişe'nin şöyle dediği ulaşmıştır: “Hiçbir peygamber ölüp ölmemek konusunda muhayyer bırakılmamış değildir.” Onun bu sözünden sonra: “Allahım beni yüce makama kavuştur.” diye dua ettiğini duyunca artık vefat edeceğini anladım. •Buhârî, Meğâzî, 64/83; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe, 44/85.
Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!
Reklam
Quint, Eckhart'ı haklı olarak "dâhi bir ruh çözümlemecisi" olarak tanımlar: "Eckhart, yorulmadan ve bıkmadan insan davranışları ve düșünceleri arasındaki gizli ilişkileri, bencilliğin kökenini, düșünce ve çaba ürünüymüș gibi görünen kararlılıkların ve yargılamaların gizemini çözmeye uğraşmıştır." (Quint DPT, Giriş, s. 19)
Alıntı
İlim öğrenme yolunda insanlar üç kısma ayrılırlar. Bunlardan birincisi ilmi, ahiretini kazanmak için okur. İlmi ile sadece ahireti ve Allah'ın rızasını kazanmayı ister. İşte bu kimse kurtuluşa erenlerdendir. İkincisi, dünyasını kazanmak için okur. İlmi ile izzet ve şerefi, makam ve mevkii elde etmeyi ister. Dünyalık elde etme peşine düşer. Aslında o da ilim elde etmek ile niyetinin zayıflığını ve gayesinin düşüklüğünü bilmektedir. Bu niyetle ilim okumaya devam ettiği sürece helak olanlar zümresine katılır. Haline tövbe etmeden ansızın ölürse, imansız gitmesinden korkulur. Artık onun işi Allah'ın dilemesine kalmıştır. (Dilerse onu affeder, dilerse affetmez) Yalnız, henüz eceli gelmeden tövbe eder, ilmine amelini ekler ve eksikliklerini de giderirse o da kurtuluşa erenler zümresine katılır. Nitekim Resûlullah (s.a.v); "Günahından tövbe eden, sanki o günahı hiç işlememiş gibidir." buyurmuştur. (İbn Mâce, Zühd, 30) Üçüncüsüne de şeytan musallat olmuştur. Çünkü ilmini mal mülk toplama, şan, şöhret peşinde koşma ve makam, mevkii ile övünme vesilesi kılmıştır. İlmini kullanarak dünyalık ihtiyaçlarını giderir. Bunun için her türlü hileye başvurur. Zahiren ve batınen dünyaya meylettiği halde, konuşmasıyla, giyim ve kuşamıyla alimlerin şekline bürünerek kendisinin Allah (c.c) katında üstün bir makama sahip olduğunu zanneder. Halbuki bu kimse helak olanlar ve mağrur ahmaklar zümresindendir. Zira kendisini ilmiyle amel eden muhsinlerden olduğunu zannederek tövbe etmeye ihtiyaç duymaz. Ey ilim talibi! Sen (anlatılan bu üç kısımdan) birinci kısmı tercih et. İkinci kısımdan olmaktan sakın. (Tövbede acele et) Tövbesini geciktiren nice kimseler vardır ki ölüm onları ansızın yakalayıverir. Sonra hüsrana uğrayanlardan oluverirler. Sakın üçüncü kısımdan da olma! Bu
Din
~ Bilimlerini uygulayan bilginler ile yola giren asiler, İlim sahibi âlimleri cennetin ikinci katı Dâru's-selâm'da gördüm. İlim sahibiyken (adil olmayan) kadı olanı, rüşvet alıp yiyenleri, Bu tür kişileri cehennemin (ikinci katı) Nar-ı Sakar'da gördüm. Yanlış fetva veren müftüleri, haksız fetva verenleri, Böyle olan müftülerin yerini Sırat Köprüsü'nde gördüm.
Sayfa 77 - Bilge Kültür Sanat, Tasavvuf Edebiyatı, 25. Hikmet·Kitabı okuyor
Alıntı
Resûlullah (s.a.v) Miraç gecesinde gördüğü bir hadiseyi şöyle anlatır: "Miraç gecesi, ateşten makaslarla dudaklarını kesen bir kısım insanlara rastladım. Onlara: - Siz kimsiniz, dedim. Onlar: - Biz (dünyada iken insanlara) iyiliği emreder, fakat kendimiz onu yapmazdık. Kötülükten nehyeder fakat biz kendimiz onu yapardık, dediler."
İbn Hibbân, es-Sahîh, 53; Beyhakî, Şuabü'l-imân, 1773.·Kitabı okuyor
Din
Reklam
Reklam