Ahmed Yesevi

Ahmed Yesevi

Yazar
9.2/10
9 Kişi
·
20
Okunma
·
13
Beğeni
·
775
Gösterim
Adı:
Ahmed Yesevi
Tam adı:
Ahmed bin İbrâhim bin İlyâs, Hoca Ahmed Yesevi, Ata Yesevi
Unvan:
Türk Mutasavvıf ve Şair
Doğum:
Sayram, Kazakistan, 1093
Ölüm:
Türkistan, Kazakistan, 1166
Türkistan´da yetişen büyük velilerdendir. Adı Ahmet bin İbrahim bin İlyas Yesevi olup, Piri Sultan, Hoca Ahmet, Kul Hace Ahmet diyede tanınır. Babası Hace İbrahim´in nesebi Hz. Alinin oğlu Muhammet bin Hanefi´ye dayanır. Hicri 5. asrın ortalarında doğduğu tahmin edilmektedir. çok küçük yaşta babasını, 7 yaşındada annesini kaybetmiştir. Yesi şehrinde ilim ve terbiye tahsiletmiştir. Bundan dolayı YESEVİ nisbetiyle şöhret bulduğu kabul edilmiştir. Yesi´de, önce Arslan Baba Hazretlerinden ders aldı. Arslan Baba´nın vefatıyla Buhara´ya gitti. Orada Ehli Sünnet alimlerinden Yusuf Hamedaniye bağlandı ve manevi ilimleri tahsil etti. İnsanlara doğru yolu göstermek için ondan icazet (diploma) aldı.

Buhara bu tarihlerde Karahanlıların hakimiyeti altındaydı ve devrin en büyük ilim merkezlerinden biriydi. Dünyanın çeşitli yerlerinden talebeler buraya gelip ilim tahsil ediyorlardı. Buhara´da güçlü bir Hanefi Fıkıh geleneği mevcuttu. Hoca Buhara´da bir müddet ders verdi. Daha sonra bu vazifeyi başkasına devredip Yesi´ye döndü ve burada talebe yetiştirmeye başladı. Büyüklüğü ve şöhreti kısa zamanda Maveraünnehir, Horasan ve Harzem dolaylarına yayıldı. Zamanın en büyük ve üstün evliyelarından oldu. Zahiri ve batını bütün ilimlerde derin alim olan Hazretleri, Hızır Aleyhisselam ile görüşür sohbet ederdi. Günün büyük bölümünü ibadet ve zikir ile geçirirdi. Zamanında arta kalan diğer bir kısmında, talebelerine zahiri ve batını ilimleri öğretir, günün kısa bir bölümünde ise, alınteri ile geçimini sağlamak üzere, tahta kaşık ve kepçe yapıp bunları satardı.

Hazretleri yetiştirdiği talebelerinin her birini bir memlekete göndermek suretiyle İslamiyetin doğru olarak öğretilip yayılmasını sağladı. Onun bu şekilde gönderdiği talebelerinden bir kısmı da Anadoluya geldiler. Bu vesileyle onun yolu Anadoluda yayılıp tanındı. Anadolunun Müslüman Türklere yurt olması, onun manevi işaretiyle hazırlandı. Talebelerinin gayretiyle Anadolu ebediyyen Türk yurdu oldu.

Hazretlerinin en önemli özelliği, Arapça ve Farsça bilmesine rağmen çok sade bir Türkçe ile Hikmet denilen eğitici sözleri, Türkistan Türkleri üzerinde büyük izleri bırakmış olmasıdır. Bu hikmetli sözlerde şeriat erkanını ve tarikat adaplarını anlatmıştır. Yesevi Ocağı aynı zamanda bir tarikattır. Önemli ve büyük tarikatlardan Nakşilik ve Bektaşilik, Yeseviliğin kollarıdır. Yeseviliğin, adapları müridlerin uyması gerekli hususlar ve ahkamları vardır. Yesevi dergahı, fakirler, yoksullar, yetim ve çaresizler için bir sığınak yeriydi. Bu dergahlar aynı zamanda, tekke edebiyatının ilk temsil edildiği yerler olmuştur. Hazretleri tekke edebiyatının ilk temsilcisidir. Bu vesileyle Anadoludaki Türk edebiyatının yeşerip gelişmesine zemin hazırlamış, Yunus Emre gibi büyük şairlerin yetişmesine sebep olmuştur. Bu şekilde yetiştirdiği talebelerinden tayin ettiği halifeleri şunlardır;

Mansur Ata, Abdulmelik Ata, Süleyman Hakim Ata (Bu Türkler arasında en meşhur halifesidir) Muhammed Danişmend, Muhammed Buhari (Sarı Saltuk) Zengi Ata, Tac Ata v.b. Bu halifelerinin yetiştirdiği birçok talebe ki; Ahi Evran, Hacı Bektaş, Mevlana, Taptuk Emre, Yunus Emre gibi talebeler Anadoluda, Hazretlerinin çizdiği yolda ilerlemişler ve Türk dilini, edebiyatını, kültürünü özellikle İslam dinini doğru olarak gelecek nesillere aktarmışlardır. Sade bir Türkçe ile Halkın anlayacağı, sohbet tarzındakiHikmet adlı şiirleri, Çin´den, Marmara sahillerine kadar yayılıp, Türk Milletine manevi ışık olmuştur. Hazretleri Hicri 590 (1194) de Yesi şehrinde vefat etmiştir. Kabri üzerine türbe, 200 yıl sonra, Timur Han tarafından inşa edilmiştir.

"Kafir bile olsan, hiç kimsenin kalbini kırma. Çünkü kalbi kırmak Allah´ü Teala´yı kırmaktır. Gönlü kırık zavallı garip birini görsen, yarasına merhem koy, yoldaşı ve yardımcısı ol."
Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol sen,
Öyle mazlum yolda kalsa, yoldaşı ol sen,
Mahşer günü dergahına yakın ol sen,
Ben-benlik güden kişilerden kaçtım ben işte.
Ahmed Yesevi
Sayfa 3 - H Yayınları
Nafile oruç tutar, halklara şeyhlik satar,
İlmi yok amadan beter, ahir zaman şeyhleri.
Beline kuşak bağlar, özünü adam sanır,
Arasat’da bırakılır ahir zaman şeyhleri.

Başına sarık vurur, ilmi yok neye yarar,
Oku yok yayını çeker, ahir zaman şeyhleri.
Alayından al eyler, muameleni mal eyler,
Sahibsiz ömrünü yel eyler ahir zaman şeyhleri.

Şeyhlik uludur, Hazret’e ulaştıran iştir,
Aş vermez bağrı taştır, ahir zaman şeyhleri.
Miskin Ahmed neredesin, Hakk yolunda ne edesin,
İlmin yok ne haldesin ahirzaman şeyhleri.
Rasul önüne bir garip gelmiştir,
"Garip ve müptelayım" deyip söylemiştir.

Rahim eyledi Rasul onun haline;
Dileğini onun verdi eline.

Rasul dedi ona: "Ben de yetimim;
Yetimlikte, gariblikte yetişmişim"

Muhammed dediler "Her kim yetimdir,
Biliniz, o benim has ümmetimdir."

Yetimi görseniz, incitmeyiniz;
Garibi görseniz, dağ etmeyiniz.

Yetimler bu cihanda ezilmiştir,
Gariblerin işi zordur...

Gariplerin işi daima riyazettir,
Diri değil, garip ölü gibidir

Allah'a garipler bellidir,
Garibi sabah akşam sormuştur.
Ahmed Yesevi
Sayfa 69 - H Yayınları
پير رضاسي حق رضاسي بولور دوستلار
حق تعالى رحمتيندين آلور دوستلار
رياضتده سر سوزيندين بيلور دوستلار
آنداغ قول الرسول حقه ياوق بولور ايرميش.

Pir rızası, Hak rızası olur dostlar,
Hak Teâlâ rahmetine alır dostlar,
Riyazette sır sözünü bilir dostlar,
Öyle kullar Hakk'a yakın olur imiş.
Evvel-Ahir iyiler gitti, kaldım yalnız,
Cahillerden işitmedim bir güzel söz,
Kalbim yoktur, dilim yoktur, kulak hem göz,
Didar için ölmeden önce ölmeyim mi?
Ahmed Yesevi
Sayfa 295 - H Yayınları
Hoş görmemekte alimler sizin dediğiniz Türkçe'yi,
Ariflerden duysan açar gönül ülkesini.

Ayet-Hadis anlamı Türkçe olsa uygundur,
Anlamına yetenler yere koyar börkünü.
Ahmed Yesevi
Sayfa 116 - H yayınları
Özü Türk, sözü Türkçe Hoca Ahmet Yesevi'nin başlıca eseridir Divan-ı Hikmet. İçerisinde 252 adet divan bulunmaktadır. Ahmet Yesevi hazretleri divanlarında: dünyanın ve ötesinin hallerini, aşkını, fikrini ve hakikat olanı beyan, yalan olanları ise tenkit etmiştir. Ahir zamanı yaşadığımız şu günlerde Yesevi hazretleri ahir zamanın yalancı din adamlarını, sahtekarları adeta bir kılıç gibi doğru olandan ayırmış, insanın aslını ve vasfını yücelere taşımış bir hakikat aşığıdır.

Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi geçimini tahta kaşık yaparak sağlamıştır. Gününü üç kısıma ayırmıştır yüce pir; Üç'de bir'lik kısmında ailesiyle ilgilenmiş, üçde bir'lik kısmında çalışmış, üç'de bir'lik kısmında ise talebe yetiştirmiştir. Tüm bu hayat meşgalesi içerisinde alnının teri ile çalışırken aynı zamanda tam 120.000 talebeyi de irşada gayret etmiştir. Pir-i Türkistan'a göre talebeleri kendilerinin evlatları ve Hakk'ın biricik emanetleridir. O'na göre talebenin verdiğini yemek, hediye ettiği hırkayı giymek haramdır. Aziz Kur'an'ın Yasin suresi 21. ayetinde "Sizden hiç bir ücret istemeyenlere uyun. Onlar, hidayete erdirilmişlerdir." buyurulduğu gibi yaşamıştır., Eliyle yaptığı tahta kaşıkları bineğinin heybesine doldurup pazara salmış, bir heybeden kaşığı alan kişinin diğer heybenin gözüne ücreti olan parayı koyması vesilesi ile ücretini tahsil etmiş. Kimsenin elinden ücreti de olsa para görmemiştir.

Türklerin büyük piri, asırlar sonra bizzat Türk'ler tarafından unutulmuş, yerine Türk düşmanı, Fars aşığı elitist hakikat simsarları geçmiştir. O simsarlar öyledir ki; Aşk'dan meşkden dem vururlar ama, gariplere uzaktırlar, müminlere yabancıdırlar, Türk'ün devleti Selçuklu'yu dahi haince yıkmaktan geri durmamış, Türklerin katledilmeleriyle mesut olmuş, Türk'ün beli kırıldıkça zevk naralarıyla çark etmişlerdir. İşte bu hal içerisinde görevimiz; Öz'ümüzde olanı, özümüzden gelen Pir-i Türkistan'ın hikmetleriyle aydınlatmak, din simsarlarını tarihin tozlu raflarına geri göndermektir. Keyifli ve feyzli okumalar dilerim.
Ahmed Yesevi bizler için büyük bir âlim ama hikmetlerinin bazı yerleri çok güzel maalesef çeviri olunca ana dilindeki tadı vermiyor.. Ve kitap akmıyor. O yüzden yarım bıraktım.
Öncelikle kitabı hala okuyorum arkadaşlar fakat ben bu kitabın okudum bitti deyip rafa kaldırılacak bir eser olmadığını düşünüyorum yani yıllarca okuyorsunuz (: Bu eser hakkında inceleme yazısı yazmak ne kadar doğru olur bilmiyorum yani en azından ben kendimde o hakkı görmedim diyeyim, ve susayım. Kitabı okuyanlar anlamıştır duygu ve düşüncemi, okumayanlar ise okuyunca anlayacaktır (:
''Ya İlahım, aşkını salıp aşık et,
Yarın mahşerde aşıkları Allah yorar.
Aşık olsan, ey talib, minnet çek,
Yarın mahşerde aşıkları Allah yorar.''
sen azadlık beratını versen kolay Rahmet derya katre damlasa, halim handan Feyzu fütuh dola versen canım kurban Günahımdan sana ağlayarak geldim ben işte HİKMET 152...

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmed Yesevi
Tam adı:
Ahmed bin İbrâhim bin İlyâs, Hoca Ahmed Yesevi, Ata Yesevi
Unvan:
Türk Mutasavvıf ve Şair
Doğum:
Sayram, Kazakistan, 1093
Ölüm:
Türkistan, Kazakistan, 1166
Türkistan´da yetişen büyük velilerdendir. Adı Ahmet bin İbrahim bin İlyas Yesevi olup, Piri Sultan, Hoca Ahmet, Kul Hace Ahmet diyede tanınır. Babası Hace İbrahim´in nesebi Hz. Alinin oğlu Muhammet bin Hanefi´ye dayanır. Hicri 5. asrın ortalarında doğduğu tahmin edilmektedir. çok küçük yaşta babasını, 7 yaşındada annesini kaybetmiştir. Yesi şehrinde ilim ve terbiye tahsiletmiştir. Bundan dolayı YESEVİ nisbetiyle şöhret bulduğu kabul edilmiştir. Yesi´de, önce Arslan Baba Hazretlerinden ders aldı. Arslan Baba´nın vefatıyla Buhara´ya gitti. Orada Ehli Sünnet alimlerinden Yusuf Hamedaniye bağlandı ve manevi ilimleri tahsil etti. İnsanlara doğru yolu göstermek için ondan icazet (diploma) aldı.

Buhara bu tarihlerde Karahanlıların hakimiyeti altındaydı ve devrin en büyük ilim merkezlerinden biriydi. Dünyanın çeşitli yerlerinden talebeler buraya gelip ilim tahsil ediyorlardı. Buhara´da güçlü bir Hanefi Fıkıh geleneği mevcuttu. Hoca Buhara´da bir müddet ders verdi. Daha sonra bu vazifeyi başkasına devredip Yesi´ye döndü ve burada talebe yetiştirmeye başladı. Büyüklüğü ve şöhreti kısa zamanda Maveraünnehir, Horasan ve Harzem dolaylarına yayıldı. Zamanın en büyük ve üstün evliyelarından oldu. Zahiri ve batını bütün ilimlerde derin alim olan Hazretleri, Hızır Aleyhisselam ile görüşür sohbet ederdi. Günün büyük bölümünü ibadet ve zikir ile geçirirdi. Zamanında arta kalan diğer bir kısmında, talebelerine zahiri ve batını ilimleri öğretir, günün kısa bir bölümünde ise, alınteri ile geçimini sağlamak üzere, tahta kaşık ve kepçe yapıp bunları satardı.

Hazretleri yetiştirdiği talebelerinin her birini bir memlekete göndermek suretiyle İslamiyetin doğru olarak öğretilip yayılmasını sağladı. Onun bu şekilde gönderdiği talebelerinden bir kısmı da Anadoluya geldiler. Bu vesileyle onun yolu Anadoluda yayılıp tanındı. Anadolunun Müslüman Türklere yurt olması, onun manevi işaretiyle hazırlandı. Talebelerinin gayretiyle Anadolu ebediyyen Türk yurdu oldu.

Hazretlerinin en önemli özelliği, Arapça ve Farsça bilmesine rağmen çok sade bir Türkçe ile Hikmet denilen eğitici sözleri, Türkistan Türkleri üzerinde büyük izleri bırakmış olmasıdır. Bu hikmetli sözlerde şeriat erkanını ve tarikat adaplarını anlatmıştır. Yesevi Ocağı aynı zamanda bir tarikattır. Önemli ve büyük tarikatlardan Nakşilik ve Bektaşilik, Yeseviliğin kollarıdır. Yeseviliğin, adapları müridlerin uyması gerekli hususlar ve ahkamları vardır. Yesevi dergahı, fakirler, yoksullar, yetim ve çaresizler için bir sığınak yeriydi. Bu dergahlar aynı zamanda, tekke edebiyatının ilk temsil edildiği yerler olmuştur. Hazretleri tekke edebiyatının ilk temsilcisidir. Bu vesileyle Anadoludaki Türk edebiyatının yeşerip gelişmesine zemin hazırlamış, Yunus Emre gibi büyük şairlerin yetişmesine sebep olmuştur. Bu şekilde yetiştirdiği talebelerinden tayin ettiği halifeleri şunlardır;

Mansur Ata, Abdulmelik Ata, Süleyman Hakim Ata (Bu Türkler arasında en meşhur halifesidir) Muhammed Danişmend, Muhammed Buhari (Sarı Saltuk) Zengi Ata, Tac Ata v.b. Bu halifelerinin yetiştirdiği birçok talebe ki; Ahi Evran, Hacı Bektaş, Mevlana, Taptuk Emre, Yunus Emre gibi talebeler Anadoluda, Hazretlerinin çizdiği yolda ilerlemişler ve Türk dilini, edebiyatını, kültürünü özellikle İslam dinini doğru olarak gelecek nesillere aktarmışlardır. Sade bir Türkçe ile Halkın anlayacağı, sohbet tarzındakiHikmet adlı şiirleri, Çin´den, Marmara sahillerine kadar yayılıp, Türk Milletine manevi ışık olmuştur. Hazretleri Hicri 590 (1194) de Yesi şehrinde vefat etmiştir. Kabri üzerine türbe, 200 yıl sonra, Timur Han tarafından inşa edilmiştir.

"Kafir bile olsan, hiç kimsenin kalbini kırma. Çünkü kalbi kırmak Allah´ü Teala´yı kırmaktır. Gönlü kırık zavallı garip birini görsen, yarasına merhem koy, yoldaşı ve yardımcısı ol."

Yazar istatistikleri

  • 13 okur beğendi.
  • 20 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 25 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.