Aidiyet ve Ayrılık Üzerine Bir Hikâye
Puan vermedi·220 syf.·
2026 15. kitabı
Çocuklar Treni’ni okurken sanki yoksulluğun ortasında büyümüş bir çocuğun kalbini dinliyormuşum gibi hissettim. Bu kitap usul usul anlatılan bir ağıt gibiydi. Okudukça insanın kalbi acıyor ama aynı zamanda o acının nedenini de anlıyorsunuz. Viola Ardone’nin anlatımı, yoksulluğun sadece aç kalmak olmadığını, asıl yoksulluğun eksik yaşanmış bir çocukluk olduğunu dülündürdü. Özellikle Amerigo’nun hissettikleri beni çok etkiledi. Onun yaşadıkları, aidiyet dediğimiz şeyin ne kadar hassas ve güçlü bir bağ olduğunu fark ettirdi. Şu cümle mesela, uzun süre aklımda kaldı: “Her şeyi seçemezsin, bazı seçimler mecburidir, seni buna diğerleri mecbur bırakır...”(Ardone, 2024, s. 187). Bu cümleyi okuduğumda Amerigo'nun aslında ne kadar erken büyümek zorunda kaldığını da anladım. Bazı çocuklar gerçekten çocuk olamadan büyüyor. Kitap boyunca insanın bazen büyümek için en ait hissettiği yerden kopmak zorunda kaldığını düşündüm. Sayfaları çevirdikçe bir hüzünle beraber sevginin bir insanı yeniden onarabileceğine dair güçlü bir umut da oluştu. Çocuklar Treni, içimde bir çocuğun buruk vedasını bıraktı. Eğer tarihî dönemleri anlatan, insanın iç dünyasına dokunan ve karakterlerin gerçekten “yaşadığını” hissettiren hikâyeleri seviyorsanız bu kitabı içtenlikle öneririm. Bazı kitaplar sadece okunmaz, insanın içinde kalır. Bu da onlardan biri.
Edebiyat
Çocuklar TreniViola Ardone · Kafka Kitap · 2024106 okunma
Puan vermedi
Ahmet Mithat Efendi; He is an enlightened writer with a strong oratory who dominates all fields such as journalist, story and novel writer, philosopher of history and contributes to the enlightenment of the society he is in, transferring his knowledge and experience to all segments of society. He wrote about the renewal movement that started with the Tanzimat in his works and he became a guide by writing his writings for information purposes. He read a lot of French books, gained knowledge about literary movements and transferred them to his works with his own interpretation. Ahmet Mithat Efendi is the leading name in the works of the Tanzimat Period. He conveyed his existing experiences both in his novels and his works such as Müşahedat, Taffüf, Mesail-i Muğlaka, Ahmet Mithat Efendi, Edebiyat Yazıları 1 and 2, he became one of the most enlightened writers of Turkish novelism, and he deserved to be known as a novelist because he was mostly engaged in novels among prose genres. Ahmet Mithat Müşahedat criticized Emile Zola in his introduction titled 'Hasbihâl with Kâriîn' in his work titled Müşahedat and described the situation of Emile Zola, who wrote with a naturalist perspective of French society, from a critical point of view. Mithat Efendi wrote almost all his works to guide and educate people. And for this reason, according to him, transferring the events existing in the society as they are, instead of educating people, he was worried about leading them down the wrong path and therefore he opposed the Turkish society to read Emile Zola. Ahmet Mithat is a socialist and devoted writer. His aim to educate the public has led him to address the problems of the people. In this respect, he is in a way the sociologist of his period. Naturalism is established through the
Edebiyat & Roman
Emile Zola Hayatı ve Edebi FaaliyetiMihail Barro · Dorlion Yayınevi · 00 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Aynı Tas Aynı Hamam
1/10
·256 syf.··
2025 14. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Aralık 2025 20:29
Pick me yazarımızın polisiye serisinden ikinci kitabı da bitirmiş bulundum. Sene sonunu edebi değeri olmayan kitaplarla bitirme kararı aldım ve bu konuda eline su dökebilecek başka bir yazar kütüphanemde şu an için yok. Serinin ilk kitabındaki incelememde yazarın kendisi de bir kadın olmasına rağmen kadınları hor görmesinden ve çapı yettiği kadar kendi aklınca aşağılamasından, erkekleri tapma düzeyinde yüceltmesinden ve mide bulandıran ırkçılık seviyesinden bahsetmiştim. Bu kitap da aynı tas aynı hamam diyebiliriz. Yine uzun uzun yazmak yerine sayfalarıyla biraz alıntı bırakıp geçeyim. "Sen git, Franz. Lenerl'le bulaşıkları yıkarız. Bu, erkek işi değil." (s.94) "On dakika sonra yakaladım onu. Bir kadındı elbette, dev gibi bir Mercedes'in içindeydi. Kemeri takılı değildi ve elinde telefonu vardı. 60 avro cezası var dedim." (s.99) "İşte yine o kadın dırdırı." (s.112) "Huzurevinde cinsel istismar mı?" diye sordum. "Bırakın da moruklar biraz keyif yapsınlar." (s.187) Bu minvalde daha bir sürü saçmalık mevcut. Bunlar sadece benim not ettiklerim. Irkçılık seviyesine değinmeye gerek dahi duymuyorum. Komik olduğunu zannediyorsa değil, zannetmiyorsa zaten yazık kafasına. Kadınlara olan düşmanlığını da anlamak elbette mümkün değil, şifa diliyorum o pırıl pırıl zihinine, tabi böyle bir şey mümkünse :) Serinin ilk kitabından tek farkı katilin bir çıt daha geç öngörülebilir bir hale gelmesiydi. Yazarın yere göğe sığdıramadığı başroldeki tip ise özel hayatında karaktersiz, meslek hayatında görevi mütemadiyen kötüye kullanan bir ucube. Yerin dibine sokup sokup çıkardığı kadınların kesip attığı tırnak olabilecek bir zat değil yani. İnsan böyle yazarları tanıyınca hem hayatındaki insanların hem tercih ettiği yazarların kıymetini daha iyi anlıyor :D Bugün de halimize şükrettik.
Hamur Tatlısı CinayetiRita Falk · Pegasus Yayınları · 201495 okunma
‘Hüznün botaniği’
7/10
·208 syf.··
2025 78. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 13 Aralık 2025 13:39
Hiçbir çekincesi olmadan diyar diyar gezen ölümün soğuk yüzünü bu defa bir bulgar kentinde hissediyoruz. Sovyet sosyalist rejiminin hüküm sürdüğü yıllarda yetişen bir ‘baba’nın hastalıkla mücadelesi ve son demlerini evladının gözünden izliyoruz. “Korkacak bir şey yok.“s.14 çünkü yazar ölümün soğuk yüzünden çok yitirilen hayatın sıcak yanlarından bahsetmekten yana. Diyor ki; “Bu kitap ölüm hakkında değil, sona eren bir hayat için duyulan hüzün hakkında.” s.12 Hatta anlatırken arada babasının neşeli anılarından bahsederek konuyu yumuşatmaya çalışıyor. Çünkü kayıp ve yas hatta süreç çok zor... Hissedilen acıyı dile getirmek daha zor… Dile getirilen acıda boğazında düğümlenen yumruya rağmen nefes almak hepsinden zor… duygular yoğun… Peki neyi nasıl anlatıyor: …küçük bahçesinde türlü tohumlarla, meyve-sebze ve çiçekle uğraşan bahçıvan babasının, hayat bahçesini de nasıl yeşillendirdiğini hasretle anlatıyor. Hatta ebeveynlerin çocukların hayatında nasıl bir kültür bahçıvanı rolü üstlendiğini de örneklendirerek anlatıyor. Bir evladın anne-babasına duyacağı şefkati derinden hissettiriyor. Okurken aklıma İran yapımı A Separation (Bir Ayrılık) filmi geldi. Yaşlı babasına banyo yaptırırken yaşadığı duygu yüklü anlar… Belirli bir kurgusu, olay akışı olmayan kitap yazarın, babasının hastalığı sürecinde ve kaybından sonra aldığı notlardan oluşuyor. Gayet sade bir dil kullanılmış. Ancaaaak ilk yarısında duygu aktarımı çok güçlüyken bir yerden sonra akış kesiliyor sanki. Hani en güzel yerinde tadında bitmesi gereken bir diziye gereksiz bir sezon daha çekilmiş gibi bir hisse kapıldım istemsizce. Kitabı bitirince ‘yine abartılan bir kitap’ dedim ama sonra düşündüm de, belki de aynı acıda birleşen okurların yoğun duyguları bu kitabı bu kadar çok konuşulan yaptı. Belki de her kitapta
Hayata Dair
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
4/10
·196 syf.·
2025 78. kitabı
Burada “inceleme” başlığı altında yazdıklarım, aslında gerçek anlamda bir inceleme değildir. Çünkü inceleme; konunun uzmanı tarafından, derinlikli, titiz, ayrıntılı, eserin bütününü kapsayan ve literatüre dayanan bir çalışma olmalıdır. Benim burada sunduklarım ise sadece kısa ve basit kişisel görüşlerimdir. Söz konusu kitabın iyi niyetle kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Ancak salt iyi niyet, bir eseri nitelikli kılmaya yetmez. Kitapta dikkat çeken bazı kusurlar bulunmaktadır. Birinci husus: Öz intihal (self-plagiarism) problemidir. Yazar, Hz. Ali ve Hz. Fâtıma (r.a.) ile ilgili bir anekdot aktarmakta; fakat kaynak olarak kendi eserini göstermektedir (sy. 83). Bu yaklaşım iki açıdan sorunludur: Temel ve sahih kaynaklar yerine kendi kitabını tanık göstermesi, hem rivâyetin dayanağını zayıflatmakta hem de söz konusu şahsiyetlerin ciddiyetini gölgelemektedir. Kendi eserinden alıntı yaparak yeni bir katkı sunmaksızın tekrar etmesi, öz intihal anlamına gelmektedir. Bu durum bilimsel yazın açısından etik değildir; hatta kimi durumlarda hukuki açıdan da sakıncalı olabilir. İkinci husus: Yazar, “Allah’ın kelâmından başka her eser hata ve eksikliğe mahkûmdur. Bu eser de öyledir. Eseri okuyan kardeşlerimizin gördükleri hataları veya görüşlerini bizlere ulaştırmalarını rica ederiz.” (s. 12) ifadesiyle eleştiriye açık olduğunu belirtmektedir. Ancak bu açıklamanın samimiyeti, eserde herhangi bir iletişim bilgisine yer verilmemiş olması nedeniyle tartışmalıdır. Yayınevi aracılığıyla iletişim kurmak mümkündür; fakat doğrudan yazara ulaşabilmek, okur-yazar etkileşimi açısından çok daha önemlidir. Üçüncü husus: Kitapta yazarın kimliğine, akademik geçmişine veya uzmanlık alanına dair hiçbir bilgiye yer verilmemiştir. Yazarın kendisini tanıtmaması, okurun güven tesis etmesini
Alim Yetiştiren AnnelerMurat Tosun · Rehnüma Yayınları · 2019963 okunma
Puan vermedi·224 syf.·
2025 681. kitabı
Kadın haklarını, ataerkilliğin tarihsel değişimlerine bağlayan bir bakış açısına göre, en "modemleştirici" devletlerin ulusal projeleri özel ve kamusal ataerkillik arasında şiddetli bir rekabet yaratmakta gibidir. .S:164 Deniz Kandiyoti'nin 1971-1995 yılları arasında yazdığı çizilmiş yazılarını içeren Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar kırsal kentsel dönüşümün cinsiyet rollerine etkisi, Kemalist feminizmin anlamı cinsiyet rollerinin milliyetçilik devlet ve İslam bağlamında sorgulanması erkek kimliklerinin toplumda iktidar egemenliğin kurumsallaşmasıyla bağlantısı ataerkilliğin kadınların yanı sıra erkekler üzerindeki baskıcılığı kadın terimi yerine önerilen toplumsal cinsiyet kavramının olanakları bu kavramın modernlik anlayışları çerçevesinde irdelenmesi gibi pek çok konuyu tartışmaya açıyor. Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar Örneğin, Türk devleti eviçi ataerkilliğin meşruiyetini, aile yasasını değiştirerek doğrudan ve kadınları "yurttaş" tanımı içerisine dahil ederek de dolaylı olarak kırmıştır. S:187
Araştırma-İnceleme Tarih Bilim-Teknoloji
Cariyeler, Bacılar, YurttaşlarDeniz Kandiyoti · Metis Yayınları · 2015136 okunma