Hz. Peygamber (S.A.V.) dâvâsına hür bir merkez veya en azından emîn bir yer bulmak için muhtelif cihetlere baş vurduğu
sıralarda Taif'e de gitmişti. Ne yazık ki Taif seferi başarıyla neticelenmedi. S a kif kabilesinin ileri gelenleri Peygamberimiz (S.A.V.) i çok kötü şekilde karşıladılar. Çocuklarını ve ayak takımlarını Resûl-i Ekrem'e musallat ederek onu taşlattılar.
Mübârek ayaklarından kanlar akıncaya kadar ezâ edildi. Peşini bırakmadılar. Nihâyet Peygamberimiz, Rabia'nın Utbe ve Şeybe adlı oğullarının bahçesine sığınmaya mecbur oldu. İşte burada, kalbinin derinliklerinden gelen şu samimi duayı okumuştu :
«Ey Allah'ım, (C.C.) kuvvetimin zayıflığından, imkânımın az-lığından, insanların zulmüne karşı tahammülsüzlüğümden sana şikâyetimi arzederim. Ey merhametlilerin merhametlisi, sen zayıfların Rabbısın. Benim Rabbım da sensin. Beni kime bırakıyorsun?
Yoksa idâremi kendisine bıraktığım düşmana mı? Bana hücum eden kimselere mi?.. Eğer bana karşı gazabın yoksa bu işkencelere aldırış etmem. Afiyetini bana bol kıl... Karanlıkları aydınlatan, dünya ve Âhiretin işlerinin nizamına sebep olan yüzünün nuru
hiirmetine gazabinin basia gelmesinden veya diismanlgin iizeri-
me inmesinden sana sığınırım. Seni hoşnut edinceye kadar rızana tâlibim. Kuvvet ve kudret ancak senindir...»
Bundan sonra, Allahü Taâlâ Peygamberine ve onun dâvâsına ummadığı yerden kapı açtı. Birinci, ve arkasından ikinci « A k a-be Biatı» oldu. Bu biatlar Bakara sûresinin mukaddime-sinde bahsettiğimiz mevzu ile ve M e d in e 'deki İslâm dâvâ-sıyla alâkalı hususlarla yakından ilgilidir.
Sayfa 54 - Çelik yayın evi… 1. Cilt