Puan vermedi·432 syf.··
2026 34. kitabı
Cuma, 3 Ağustos, sabah 10.25 "Alo... buyrun ben Dedektif Hunter." "Merhaba Robert, senin için bir sürprizim var," Hunter neredeyse kahve fincanını düşürecekti, donakaldı. Bu metalik sesi çok iyi tanıyordu. Bu sesin aramasının tek bir şey ifade ettiğini biliyordu- parçalanmış yeni bir ölü beden. "Son zamanlarda ortağından haber aldın mı?" Hunter bir kere daha sessiz tuşuna bastı. "Ona ne yaptın?" "Şimdi dikkatini çekebildim mi?" Söylediğim gibi bu bir sürpriz Robert. Ama fark yaratman için sana bir şans daha vereceğim. Belki bir kez daha çaba harcarsın. Bir saat içinde Güney Passadena'daki Pasifik yolunda, eski numarası 122 numaralı binanın bodrum katındaki çamaşırhanede ol. Destek getirirsen Garcia ölür. Bir saat içinde gelmezsen de ölür ve bana güven Robert, bu çok yavaş ve acılı bir ölüm olur." Telefon kapandı. Dedektif Robert Hunter Haçlı katilini bulabilecek mi ? Neden Haçlı katili lakabını almıştır? Kurbanlarını rastgele seçen biri mi? Haçlı katili yıllar önce yakalanıp cezaevine atılmıştı. Cezaevinde intihar ederek hayatına son vermişti. Dedektif Hunter ve ortağı Garcia bu cinayetlerin ortak bağlantısını bulabilecekler mi? Bu yeni metalik ses her şeyin en başta başlamasına sebep olur. Hunter ve ortağı Garcia Haçlı Katili 'nin işleyeceği cinayetlere engel olabilecekler mi? Haçlı Katili sürpriz biri çıkar!
Haçlı KatilChris Carter · Pegasus Yayınları · 2014624 okunma
Puan vermedi·249 syf.··
2026 256. kitabı
Thomas More, beş yüz yılı aşkın bir süre önce kaleme aldığı bu çığır açıcı başyapıtıyla dünya edebiyatına ve siyaset felsefesine yepyeni bir kavram kazandırmakla kalmıyor; aynı zamanda modern toplumun, mülkiyet ilişkilerinin ve adaletsizliğin köklerine inen amansız bir eleştiri sunuyor. Kelime anlamı olarak Yunancada hem "olmayan yer" (*outopos*) hem de "güzel yer" (*eutopos*) anlamına gelen *Utopia*, yazarın dönem Avrupası’na—özellikle de feodal İngiltere’ye—fırlattığı muazzam bir entelektüel bumerangdır. İki ana bölümden oluşan eserin ilk kısmında More, dönemin Avrupası’ndaki toplumsal adaletsizliği, saray dalkavukluğunu, bitmek bilmeyen savaş hırslarını ve köylüleri yoksulluğa mahkum eden "çitleme" (toprakların kapatılması) sistemini sert bir dille eleştirir. İkinci kısımda ise, denizci Raphael Hythlodaeus’un ağzından, Güney Yarımküre’de yer alan ve her şeyiyle kusursuz bir düzen üzerine kurulmuş olan o gizemli Ütopya Adası’nı tüm detaylarıyla tasvir eder. Ütopya’da özel mülkiyet tamamen yasaktır; para kullanılmaz, tüm kaynaklar ortaktır ve herkes günde sadece altı saat çalışarak geri kalan zamanını sanata, bilime ve kendini geliştirmeye ayırır. Din özgürlüğü, kadın-erkek eşitliğine yakın adil bir paylaşım ve savaş karşıtlığı adanın temel yasalarıdır. More, bu idealize edilmiş izole ada üzerinden insanoğlunun açgözlülüğünü, sınıfsal kibirleri ve devletlerin adaletsiz yönetim biçimlerini aynaya tutarak ifşa eder. *Utopia*; insanlığın daha adil, daha eşit ve daha insani bir dünya kurma arzusunun zamansız ve evrensel manifestosudur. Döneminin çok ötesinde fikirlerle örülmüş, felsefeden sosyolojiye, siyasetten edebiyata kadar batı düşünce mirasını kökten şekillendiren, her çağda yeniden okunması ve üzerine düşünülmesi gereken muazzam bir kılavuzdur.
UtopiaThomas More · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202024,6bin okunma
Reklam
Puan vermedi·49 syf.··
2026 252. kitabı
Jules Verne, bilimkurgu ve macera edebiyatının öncüsü olmasının yanı sıra, bu erken dönem gotik ve felsefi öyküsünde okuru zamanın, kibrin ve ölümsüzlük arzusunun karanlık dehlizlerine fırlatıyor. Eser, Cenevre’nin en ünlü, adeta zanaatıyla büyüleyen saat ustası Zacharius’un, kendi kusursuz icatlarının arkasındaki gücün Tanrı değil, bizzat kendisi olduğuna inanmasıyla başlayan trajik düşüşünü konu alıyor. Zacharius Usta, zamanı kontrol edebildiğini ve saatlerine adeta kendi ruhundan birer parça üflediğini düşünecek kadar büyük bir kibir sarmalına kapılır. Ancak bir gün, şehirdeki tüm saatleri esrarengiz bir şekilde aynı anda durmaya ve ne yaparsa yapsın tamir edilememeye başlar. Saatlerin durmasıyla birlikte usta da fiziksel olarak çökmeye, hayata tutunduğu o tıkırtılar kesildikçe ölüme yaklaşmaya başlar. Bu çaresizlik anında, zamanı ve ölümsüzlüğü elinde tuttuğunu iddia eden gizemli, tekinsiz ve adeta Şeytan'ı andıran bir figür olan Signor Pittonaccio ile yolları kesişir. Zacharius, ruhunu ve kızının geleceğini bu karanlık güçle pazarlık masasına sürmekle yüz yüze kalır. Yazar, bu sarsıcı alegori üzerinden bilimin ve teknolojinin insanı Tanrılaştırma yanılgısını, doğanın yasalarına karşı gelen insanın uğrayacağı mutlak hüsranı ve zamanın acımasız ritmini işliyor. *Zacharius Usta*; Faustvari bir temayı saat çarklarının, zembereklerin ve tıkırtıların arasına gizleyen; insan aklının sınırlarını, ölümlülüğün zarafetini ve zamanı durdurmaya çalışan insanın kendi yarattığı mekanik hapishanede nasıl yok olacağını fısıldayan, sarsıcı ve felsefi bir Jules Verne klasiğidir.
Zacharius UstaJules Verne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202124,9bin okunma
Fakir ama gururlu...
8/10
·195 syf.··
2026 9. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 22:28
Hani bizim kültürümüzde çok bilindik bir tabir vardır ya: "Fakir ama gururlu..." İşte bu kitabı okurken, tam olarak öyle bir karakterin hayatını izliyoruz aslında. Cebinde tek bir kuruşu bile yokken sokakta bulduğu parayı başkasına verebilecek kadar asil, en değerli eşyalarını rehin bırakırken bile o dik duruşundan, karakterinden asla ödün vermeyen bir roman kahramanı var karşımızda. "Kahramanımızın adı ne?" derseniz, söyleyemiyorum; çünkü kitap boyunca adı hiç geçmiyor. Sadece bir bölümde, o da mecbur kaldığı için uydurma bir isim kullanıyor, o kadar. Karakterimizin öyle ilginç psikolojik gelgitleri var ki... Bazı zamanlar cebindeki üç beş kuruş parayı ya da midesine giren tek lokma yemeği hem cebine hem de bedenine resmen yük olarak görüyor. Para bulduğu veya karnını doyurduğu anlarda Tanrı'ya şükrederken, sadece birkaç saat sonra aynı Tanrı'ya isyan edebiliyor. Dini anlamda pek bir tutarlılığı yok anlayacağınız; hatta dine oldukça uzak olduğunu bile söyleyebiliriz. Zaten romanda daha önce gittiği yerlere defalarca uğrarken, bir rahibin yanına sadece tek bir kez gidiyor; onda da rahibi yerinde bulamayınca arkasını dönüp gidiyor ve bir daha asla oraya adımını atmıyor. Sayfaları çevirirken aç bir insanın psikolojisini, o anlık duygu değişimlerini, gururla çökmüşlük arasındaki o ince çizgiyi sonuna kadar, iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Dört bölümden oluşan bu eserde, alışılagelmiş o klasik giriş, gelişme ve sonuç bölümleri yok bana göre. Biz sadece, 1890'lı yılların Norveç'inde, hayatın kendi akışı içinde açlıkla boğuşan bir insanın, normalde görmediğimiz, bilmediğimiz sokaklarda ve köhne mekanlarda hayatta kalma mücadelesini okuyoruz.
AçlıkKnut Hamsun · Can Yayınları · 202335,7bin okunma
5/10
·183 syf.··
2026 3. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 19:26
Yani evet baya akıcı bir kitaptı 4 saat içinde falan okuyup bitirdim kitabı ama beni tam tatmin eden bir kitap olmadı. Olay vardı bir gizem çözüyorduk falan ama bütün bu olanlar sanki gazete haberi okuyormuşum gibi hissettirdi sanki haberde bir cinayet vakası okumuşum ve detaylarını merak edip röportajına bakmışım gibiydi. Benim için ortalama bir kitaptı önerir miyim bilmiyorum ama kafam dağılsın rs den çıkayım falan diye düşünüyorsanız öylelikle bir şans verebilirsiniz.
1000Kitap
Tuhaf EvUketsu · Nox Yayınları · 2026928 okunma
Kabuğun Altında Kalanlar
9/10
·141 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Rüveyda Şener'in ikinci kitabı Kabuğun altındaki. Edebiyat dünyasında Dilsizler Bandosu eseriyle ismini duyuran yazar, yeni kitabını bu güçlü kökler üzerinde büyütüyor. İnsanların da ağaçlar gibi tutunacak bir vatan aradığı, gövdesine kazınan isimlerle yaralandığı, her sonbahar kaybedip her bahar yeniden doğduğu gerçeğini Kabuğun Altındaki 16 güçlü öyküyle dillendiriyor. Zahmetsizce oluşturulduğunu düşündüren sağlam kurgular, bir yerlerden aşina olduğumuz karakterlerin inandırıcılığını artırıyor. Eseri okurken Türkçenin parıltısıyla gözlerimiz kamaşıyor. Usta bir şoför gibi kullandığı kelimeler hikayeye istikâmet kazandırıyor. Dileriz bu velud kalem uzun yıllar yazmaya devam eder. Kabuğun Altındaki her yara ölümcül olmayabilir, yaşamak için sadece fedakarlık yapmak gerek diyerek,16 öyküyü içine alan Kabuğun Altındaki kitabının ilk öyküsü olan Bir Adım Öne'ye geçiyoruz. "Soluk soluğa uyandığı nice uykunun celladı, rahat bir vicdanınsa yargıcı olmuştu." Gaflet anları, insanın boynuna yağlı bir urgan gibi geçer ve unutmaya çalıştığı her an, her köşebaşında insanı yakalar. Öyküde de yer tutucu gencin aklında sadece baklava desenli atkıyla yer tutan bir ölü vardır. Bir gün çıkıp gelir ve katiline hesap sorar. Yazarın paylaştığı epigraftaki gibi zaman ölüleri gömer ve ansızın önünüze atacağı anahtarı kendinde saklar. Kumda Aslan Pençeleri; grafoloji denilen el yazısı üzerinden kişilikleri okuma ilmine yönelik, şizofreni özelliği gösteren bir ruhun hezeyanlarını ele alıyor. Yazarın psikolojik danışman olması karakterin paranoid hayallerinin anlatımını güçlü kılarken çağımız insanına da ayna tutuyor. Diploma, kurs, eğitim, kamp, etkinlik peşinde koşan buna rağmen arzu ettiği yaşama kavuşamayan modern insan çıkmazlarına... Üstelik belgeler çoğalsa da elalemin ilk basamağı
Edebiyat
Kabuğun AltındakiRüveyda Şener · Şule Yayınları · 20259 okunma
Reklam