salih, bir alıntı ekledi.
17 May 04:39 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Gerçek insan, insan sevgisiyle dopdoludur. Ama insan, kendi türünden başka canlıları da sevmekle, koruyup esirgemekle gerçek insan olur. İşte, hayvan ve doğa sevgisi, Atatürk'ün o engin insan aşkına eşlik ediyordu. O, yalnız doğayı sevmekle kalmıyor, ağaçları, yeşili, çiçekleri de koruması altına almış bulunuyordu. Bir gün şöyle diyecekti Sabiha Gökçen'e:
"-Sabiha kızım, ben hayattayken çiçeklerimle kendim meşgul oluyorum. Onlara bakıyorum, baktırıyorum. Biz bakmasak dilleri mi var bizden su isteyecek, gübre isteyecek, ışıklı bir yer ya da gölgelik isteyecek?"

Atatürk: Ben de Bir İnsanım, Çetin YetkinAtatürk: Ben de Bir İnsanım, Çetin Yetkin

4 mayıs 1937 Derdim katliamı
Çarpışma meydanında canlı hedef üzerine bomba atmak insana hiçbir acımak hissi vermiyor. İnsan yalnız vazifesini görmek için aramayı, vurmayı düşünüyor."
(Sabiha Gökçen, Tan, 15 Haziran 1937)

Giz, Benim Ailem'i inceledi.
10 Nis 00:13 · Kitabı okudu · 6 günde · 10/10 puan

Atatürk'e dair anılar, bilgiler okumayı aşırı çok sevdiğimden olsa gerek bunu da bazı satırlarda gülümseyip kimi yerlerinde hüzünlenip arasıra da sinirlenerek bir çırpıda okudum.

Kitapta Atatürk'ün annesini, babasını, kardeşlerini, manevi çocuklarını ayrı bölümler halinde işleyerek bazı soruların cevapları belgelere dayanarak gözler önüne serilmiş. Bunların yanısıra Atatürk hakkında çok gündeme gelen; doğum tarihi, Selanik'teki evde mi doğdu, gerçekte slav mıydı vb sorulara da başka bölümlerde yine belgelerle yanıt verilmiş. Hep belgelerle ifade edişler, alıntıların olması biraz okurken yorabiliyor ama anıların dile geldiği kısımlar akıp gidiyor.

Beni en çok etkileyen kısımlar manevi çocukların anlatıldığı ve ölümüne yakın Sabiha Gökçen'den Selanik'teki evi sürekli anlatmasını istediği satırlardı, gözlerim doldu.

Son olarak Soyak'ın "Atatürk çocukları çok severdi, bir nevi onun dilinde 'çocuk' sevgi demekti, sevdikleri ister büyük ister küçük olsun onlara 'çocuk' diye seslenirdi." diye satırları vardı, bu çocuk seni çok seviyor Ata'm diyerek cümlemi bitireyim.

Ayrıca ‘canlı ne görürseniz ateş edin’ emrini almıştık. Asilerin gıdası olan keçileri dahi ateşe tutuyorduk” diyor ilk kadın pilot Sabiha Gökçen. (25.11.1956 Milliyet)

Atatürk'ün Çocukları;
*Afet İnan; Tarih profesörü olmuştur.
*Sabiha Gökçen; Dünyanın ilk askerî kadın pilotu olup tarihe geçti.
*Nebile; İyi bir eğitim aldı ve Viyana Büyükelçiliği Başkatibi Tahsin Bey ile evlendi.
*Rukiye Ergin ;İyi bir eğitim aldı ve Jandarma yüzbaşı Hüsnü Erkin ile evlendi.
*Zehra Aylin; Eğitim hayatı sürerken Londra'dan Paris'e giden trenden sarkıp öldü.
*Abdurrahim Tunçak; Zübeyde Hanım yetiştirdi, iyi bir eğitim aldı.Mustafa Kemal'e benzerliği sebebiyle kendi öz oğlu olduğu söylenir ama manevi oğludur.
*Afife; İyi bir eğitim alıp evlenmiştir.
*Ülkü; Henüz 5 yaşındayken Atasını kaybetti.

"Çocuklar ne güzel! Çocuklar ne sevimli ne tatlı yaratıklar değil mi? Onların en hoşuma giden halleri nedir.Bilir misiniz? Riyakârlık bilmemeleri, bütün istek ve duygularını içlerinden geldiği gibi açıklamalarıdır." diyen ve çocuklara bayram armağan eden yüreği güzel,eşsiz insan.

▪Kitabı görünce düşünceleri önemsenmeyen bilim adamlarından bahsediyor zannetmiştim. Ama içeriğini görünce şaşırmıştım.
Mesela örnek verebilirim ;)
• Tek elli beyzbolcu
Jim Abbott,
• Üç bacaklı futbolcu
Frencesco Lentini
• Dünyanın ilk kadın savaş pilotu
Sabiha Gökçen
Bazıları dezavantajlarını avantaja çevirmişler çok iyi sonuçlar almışlar.
Ve biz hâlâ "benim derdim hepsinden büyük" diyecek kadar benciliz.
Okuyun, okutun...

İstanbul da bi kaç günümün özeti
Silivri cezaevinden çıktım büyük otobüsle ıstanbula doğru gidiyordum artık kardeşimi görmüştüm sağlığı yerindeydi ve dönüş için pegasus müşteri hizmetlerini aradım.
Biletimi n tarihini değiştirmesini söyledim ek ücret vererek tarihî değiştirdim. Mikailin cezaevinde bana emanet ettiği kuşu sordum onuda uçakla getirebilir mıyım dedim evet ek olarak 60 TL ödersiniz herhangi bir şey e gerek yoktur dedi ve telefonu kapattım ...
gece saat 02 00 da yola çıktım yağmur yağıyor du ve hava iyice soğumuştu. Güngörenden
Zeytinburnu na kadar yürüdüm metrobüs e vardığımda bir metrobüs benden önce gitti yetişemedim biraz bekledim
Sonra baktım yaşları 16 falan iki genç metrobüs e geldi biri kız biri de erkekti
Hayret ettim bu saate bunların burada ne işi vardı diye. Neyseki metrobüs geldi gençler metrobusun geldiğimden haberleri yoktu selendim onlar da bindiler .
Söğütlüçeşme ye kadar gitmedim kaptana sordum uzunçayir da in orada otobüse binersin dedi öyle yaptım
Duraktan çıktım yağmur daha da yağmaya başladı artık ıslanmiştim ama montomu mikailin kuşuna vermiştim onun adı çılgın çılgın üşümesin dedim sonuçta o bir emanet .orada sakallı bir istanbullu ve mardinli bir gençte vardı ordan burdan derken Biraz sohbet ettik. Biraz bekledikten sonra nihayet otobüs geldi.
Sabiha gökçen'e indik içeri girdiğimde saat 03 15 tı daha erken di ve uykuda basmıştı bekleme koltuklarının üstüne çantamı koydum ve yastık gibi yaptım Çılgın da hemen elimin altında bekliyordu.
Bir iki denemeden sonra uyudum uyanınca biletimi onaylamak için pegasusu vardım.
Fakat daha kuşu görür görmez görevliler panikledi. Gişedeki top sakallı adam kuş için belge istedi. Şok oldum ne belgesi dedim veterinerden belge olması gerekiyor dedi ama ben müşteri hizmetlerini aradım sadece taşıma için ekstradan 60 TL ödersiniz herhangi bir şey e gerek yoktur demişti dedim yine işe yaramadı .
Ben ısrarla mağduriyetimi dile getirince üst personel müdür geldi bir bayandı halden anlayan sandım oda kabul etmedi bende kabul etmeyince bi üstünü aradı telefondaki ses yine aynı şeyi söylüyordu. tek farkla biletini iptal etmicez sonraki gün için ekstra para ödemeden uçağa tekrar alırlar miş e kuş dedim o ne olacak malesef dediler. Kardeşimin kuşunu orada bırakamazdım çaresizce çıktım havalanından ...

Ben nereden bilirdim ki belge istiyorlar hâlbuki müşteri hizmetleri ile konuştum bana kuşu getirin sorun değil demişti ve belgeden söz etmemişti .
Çok uykusuz çok yorgundum dışarda bekleyen havataş otobüsleri vardı İETT ye ait toplu taşıma aracıydı içeri girdiğimde şöförü tüm yolculara hayvan muamelesi yapıyordu çılgınca emirler verip bağırıyordu.
Kimse bir şey demiyordu .
Iki yabancı turist te bindi karı kocaydı galiba onlara da anlamsizca bağırdı.
Neyse yola çıktık zincirlikuyu da o yabancı turistler indi bagajını istedi şöför hayır hayır deyip bağırıyordu ses fazla çıkınca kendimi tutamadım aşağı indim karı koca olan turis bagajını istiyordu kadın ağlıyordu bir birbirini iteklediler araya girdim ve şöfüre dedim hayırdır ne yapıyorsun onlar yabancı biraz daha nazik olmalısın hayır ben bagaj veremem yasak bagaj kağıtları yok olmaz dedi.
Belli ki kalabalık anında bagaj fişi almayı unutmuşlardı yardımcı ol dedim bak kadın ağlıyor dedim dinlemedi ne kadar uğraştım ikna edemedim yukarı yerime oturdum . Bi süre sonra şoför de yerin e oturdu sinirli sinirli hemde.
Arkadan Bir kadın sessizliği bozdu ya siz ne yapıyorsunuz dedi biz insaniz bu tavrın nedir ya ben şuanda kendimi sayenizde çok kötü hissediyorum dedi şoför hiç oralı bile olmadı...

Çılgına birlikte Taksimde indim otogara giden otobüse bindim .
Telefonumu elime alıp büyükşehir belediyesi alo 153 ü aradım otobüs kodunu not almıştım onu şikayet hattına bildirdim yaşanan Her şeyi anlattım telefondaki bayan bana teşekkür etti bilgilerimi aldı.telefonu kapattım. Şimdi ki bindiğim halk otobüsü şöfüre Konuşulanı duymuştu sanırım bana dönerek iyi yaptın dedi ilk defa böyle bir şey duydum dedi
Hoş bir sohbetten sonra esenler otogarında indim. daha önce telefonda konuştuğun can Diyarbakırda ki adam kuşunuzu getirin sorun yok demişti bende diğer firmalara bakmadan direk oraya gittim parayı vermeden önce kuşu masaya koydum dedim bu benim için çok değerli onu yanıma almak istiyorum hallederiz dedi ve parayı ödedim. Muavin geldi kuşu bagaja koydu ne yapıyorsunuz ya dedim kuş orada ölür olmaz dedim hatta bağırdım hani yanınıza alabilirsiniz demiştiniz dedim yine kimseyi ikna edemedim kuşu ve çantamı yanıma aldım paramı geri ıstedim kaptanlar ve orada bazı görevliler beni ikna ettiler kuşa orada bir şey olmaz orada motor sıcaklığı var kuş rahat eder diye ikna ettiler neyse çaresizce yine otobüse bindim çılgın da bagaja bindi .
Dilovasi otogarında durduk ben hemen gidip bagaj kapısını açtım çılgını kontrol ettim iyi görünüyordu içim rahatlamıştı biraz. Suyunu yeniledim ve sonra yine devam ettik .
Düzceye dinlenme tesislerine vardığımızda gittim bagaj kapısını açtım çılgını kontrol ettim tir tir titriyordu
Muavini gördüm rica ettim ne olur yanıma gelsin çok titriyor dedim olmaz dedi git kaptana söyle dedi . hemen tesise götürdüm kaloriferin yanına koydum ve kaptanların topluca yemek yediği özel alanlarina gittim.
Kaptana dedim ki rica ediyorum ellerinden öperim ne olur kuş yanıma gelsin sesi çıkmıyor dedim hayır hayır kesinlikle olmaz dedi biraz daha uğraştım şansımı denemek ıstedim yine olmadı. Kızdım paramı geri vermelerini ıstedim düzceye kadar 50 TL kesip paramın geri kalanını verdiler. Biraz bekledikten sonra Lider siirt firması gedi daha kaptan iner inmez derdimi anlatmaya çalıştım kuşu getir göreyim dedi hızlıca koştum içeriye sevinçten bi kaç kişiye çarptım.
Kuşu kaptana gösterdim bir şey olmaz yanında dursun deyince dünyalar benim olmuştu sanki .
80 TL daha ödedim ve çılgınla birlikte koltugumuza oturduk yan koltuğum boştu artık Çılgına özel bir koktuk ta olmuştu
Çok şükür rabbim dedim ...

Şuan urfa il sınırındayım şimdiye kadar güzel geldik saat 05:15 ...
Bir yerde durduk sabah namazı için durmuş olmalı herhalde dedim bende indim ve namaz kılıp tekrar otobüse bindim.
Muavin bana seslendi siverek yolcusu değil mısınız burası Siverek deyince şaşırdım.
Meğerse gelmişiz.
Otogarın karşısındaki dinlenme tesisi burası.
Çılgına baktım keyfi yerindeydi oh çok şükür deyip otobüsten indim Kaptana ve muavine çok tesekur ettim .
Hem kuş adına hem kendi adıma teşekkür ettim. Çünku yan koltuğum boş olmasina rağmen Yolcuları oraya almadı
Sadece ben ve Çılgın vardık.
Çılgını sağ salim Anneme kardeşime teslim ettim ...

Zeynep Can, Kadın'ı inceledi.
 26 Kas 2017 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 9/10 puan

Elimdeki kitap Aralık 2016 beşinci basım. İçinde işaretlediğim köşe yazıları sayfasına göre;
Rahime (sayfa 20),
Angelina (sayfa 41),
Flört (sayfa 64),
Saç (sayfa 65),
Sus! (sayfa 122),
Brooke (sayfa 131),
Alev (sayfa 143),
Melek (sayfa 170),
Trüban (sayfa 218),
Bettina (sayfa 227),
Çiçek (sayfa 250),
Cynthia (sayfa 260),
Dilek (sayfa 290)
Nereden yazmaya başlasam bilemedim. İlkin yukarıda paylaştığım başlıkların beni güldüren veyahut ağlatan köşe yazılarını baz alarak paylaştığımı belirteyim. Belki merak eder okumaya fırsatınız olmazsa bunlara göz atmanızı tavsiye ederim.
Hayatımda hiçbir şeyin fanatiği olmadığım için, bu tarz yaklaşımlar bana çok cazip gelmiyor. Yılmaz Özdil çok İzmirli İzmirli, anlatabildim mi bu ikilemeyle bilemedim. Fakat biz Ankaralılar İzmirlileri biraz fazla İzmir kafatasçısı buluruz. (Belki de İzmirliler kafatasçılık ederek en iyisini yapıyor, öyle olmak gerekiyor bu devirde.) Bunu bizzat hissettim kitabı okurken ama çok rahatsız ettiğini söyleyemem. Kendisi her ne kadar hükûmet karşıtı bir köşe yazarı olsa da yeri geliyor muhalefeti de itin g.tüne iliştiriveriyor.
Hukuktan adalete, ekonomiden tarıma, kadından erkeğe, okuldan eğitimsizliğe, milli bayramdan kurban bayramına, müzikten heykele... Özdil'in her konuda söyleyecek bir şeyi var. Çünkü araştırmayı seviyor, karşınıza altı boş belgelerle değil, devlet arşivlerinden okuduğu tescilli belgelerle geliyor. Gazete kupürlerini bir gazeteci olarak saklıyor, belki işine yarayacağını bildiğinden, belki bir gün işine yarar öngörüsüyle arşivinde muhafaza ediyor.
Gel gelelim kitapta sadece başarılı kadınlar değil, ülkeyi sona sürükleyen kadınların hikayeleri de mevcut. Kendi annesinden tutun da, ilk kadın canlı bombaya kadar anlatıyor.
Çerezlik kitaplardan diyebilirim. Benim için hızlı bitti.
Yılmaz Özdil'i okumak biraz ara istiyor sanırım, çünkü feci şekilde bileniyorsunuz -artık iktidara mı bilenirsiniz yoksa muhalefete mi bilemeyeceğim- velhasıl bu kadar nefret ve kin dolmak doğama aykırı olduğundan "Adam" kitabını okuma listemde biraz daha aşağılara aldım. Buradan yola çıkarak kitapta yapılan yolsuzlukları, ülkedeki adaletsizlikleri, geçmişten daha kötü oluşumuzu, ekonomimizin nasıl çöktüğünü, insanlıktan nasıl çıktığımızı görmemizin mümkün olduğunu söylemek isterim. Bunların yanı sıra İzmir'in hayvanat bahçesinde doğan ilk filimiz, Müzeyyen Senar, Sabiha Gökçen, Zübeyde Hanım gibi sizleri yeri geldi mi yüreklendirecek, dudaklarınızda ufak bir tebessüm oluşturacak köşe yazıları da mevcut.
İyi okumalar.

Sabiha Gökçen
Dersimlileri bombalarken duyduğu hazzı şu cümlelerle ifade ediyor: “Muhasama (çarpışma) meydanında canlı hedef üzerine bomba atmak insana hiç acımak hissi vermiyor. İnsan yalnız vazifesini görmek için aramayı, vurmayı düşünüyor...”