Dinleyin zekası düşük XX ve XY kromozomları!
Bir kadın ve erkeğin arasındaki 10 yaşın daha da üstündeki yaş farkı kadın 25-30 ve hatta 35 bile olsa kapanmaz. Hatta o 10 yaş bile kapatmaz. Kadınların erken yaşta olgunlaştığını kesin olarak iddia etmek yanlış olur. Yapılan son araştırmalara göre olgunluğun herkeste kesin ve değişmez bir sabit yaş aralığında olmadığı görüldü. Kadınlarda beyin gelişimi 30 yaşa kadar belki artık sürüyor. En erken belki 25. Ama erkekler sandığınız gibi 35-40 veya onunda üzerinde olduğunda sabit olarak olgun olmuyor. Olgunluk kişilik, beyin gelişimi farkına göre değişir. Ama yine de insan ilişkilerinde bazı sınırlar olması gerekir. 10 yaşın daha üstü olan çiftler arası farklar kişilik uyumu olsa bile hep bir taraf diğeri için daha genç davranmaya ya da diğer taraf yaşlı davranmaya çalışacaktır. Yani kendi yaşlarını zamanlarında yaşayamayacaklar. Birbirlerine dönemsel olarak uymayabilirler veya uymasalar bile fikir ayrılıkları daha da ilerleyen yaşlarda olabilir. Öte yandan yaş farkı arttıkça çiftler arası manipülasyon ve sömürülme tehlikesi normal ilişkilere göre daha tehlikelidir.
1000Kitap
Eksik insanın ruhunda ve zihninde Tanrı hep sabit, Tanrı’da insan hep dönüşüm içindedir, tanrı daima insanı anlar fakat insan bunun için çaba ve fikir göstermez. Dünyevi şeylerle sorumlu olarak zamanını geçirir, belirli bir gerçek dışında farklı gerçeğe kulak asmaz; hatta onu lametler, böylelikle ne kendini, ne de başka insanları tanımadan ölür gider. Büyük bir saygınsızlık, sıradanlık içinde.
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"KENDİNDEN ZUHÛR DİYALEKTİĞİ" NEDİR?
Etrafında ister istemez “terör”, “radikal İslâmcı örgüt”, “90’lar”, “bombalı eylemler” gibi çağrışımlar oluşmuş olan “kendinden zuhûr diyalektiği”, kamuoyu algısında terörle ilişkilendirilse de kavramı bilen dar çevre için daha derin ve kapsamlı bir hikmettir. Kendinden zuhur diyalektiği, Salih Mirzabeyoğlu’nun eserlerinde, Salih Aleyhisselâm’da tecelli eden “fütuhî hikmet”le birlikte verilir. Muhyiddin-i Arabi’nin Füsus-ul Hikem’inden aldığı misâlle, efendi kölesine “kalk” der; emir efendiden, kalkma fiili köledendir. Allah bir şeyin olmasını diler, ona “Ol” der ve o şey olur; böylece oluşun üçlü yapısı belirir: irâde Allah’tan, emir Allah’tan, oluş keyfiyeti mahlûkun kendindendir. Burada “kendinden” kelimesi yanıltıcı olabilir. Bu “kendi kendine, Allah’tan bağımsız” demek değildir. Tam tersine, “Allah’tan, fakat kulun istidadı ve fiili üzerinden” demektir. Yâni oluş, “O değil; O’ndan” çizgisinin fiil alanındaki karşılığıdır. Yaratılmış varlık, Allah değildir; Allah’tandır. Fiil de kulun mutlak bağımsız yaratışı değildir; ama kulun kendinde olan istidat ve yönelişle zuhûr eden hakikatidir. Bu yüzden oluş, hem kaderdir hem mesuliyettir; hem verili bir sırdır hem insanın kendi fiiliyle içine girdiği bir imtihandır. Mirzabeyoğlu bu hakikati kaderci bir edilgenliğe değil, kulun fiili ve istidadı bahsine bağlar. Bu, ne modern bağımsız özne fikridir ne de insanı tamamen silen cebrî kaderciliktir; kul, Allah’ın irâde ve emri altında kendi istidadının gereğini fiile çıkarır. Mirzabeyoğlu’nun, Muhyiddin-i Arabi Hazretleri’nden iktibasla, “kendinden oluş hikmetini anlayan, nefsinde zuhur eden hayır ve şerrin yine kendinden geldiğini bilir” demesi de buraya bağlıdır. Bu noktada “ilim malûma tâbidir” düstûru, oluş bahsinin metafizik temelini verir. __“Mâlûm” kelimesi,
İBDA Diyalektiği
İç ile Dış Arasında
Yaşa bu ömrü,bakma zamana, Yaşamak kalır yalnız insana. Hayat denilen şey duyguya bağlı, O ne söylüyorsa her zaman haklı. Kafanı karıştırır dıştaki sesler, "Bizi,bizi dinle" haykırır sözler. Çok olur seni yoldan ayıran, Seni senden çalar söylenen yalan. Bir an sessiz kalıp susunca dünya, Uyanıp anlarsın,son bulur rüya. Hep içte taşırsın aranan yeri, İnsan kendinde bulur gerçek değeri. Ne kadar değişse dıştaki yüzler, İçte kalan his gerçeği süzer. Ömür dediğin şey geçip giderken, Yorulup,boyun eğme dünyaya erken. Ne kadar çoğalsa insanın sözü, Değişmez içinde saklı o özü. Zaman silerken bütün izleri, İç taşır her zaman gerçek değeri. İçe döndükçe azalır yükler, Bir bir çözülür düğümlü sözler. Ne varsa toplumda,kalabalıkta, Bir gölge gibi kalır uzakta.
Duygu,Düşünce
Sessizce izlenir duygu,düşünce, Her biri görünür içe inince. Zihin bir araçtır,sunar geçmişi, Düşünce zihinde izler her işi. Geçmişten kalanlar duygu eseri, Tatları iletmiş her bir değeri. İnsan da düşünür,görür zihni, Zihnin içinde kalmış tadın kendini. İnsan baktığında içte olana, Yol alır usulca hakikat,şuura. Ne isim aranır ne de ki suret, Özünde kaybolur kurulmuş hasret. Bir damla misali ummanda erir, Sessizlik içinde kendini bilir. Söz bittiği yerde var olur bu hâl, Orada kaybolur korku ve hayal. Sözler açılırsa bir isim gibi, İşaret,vurguya döner her biri. Tanımlar çözülüp öze bürünür, Bakan,bakılan da içte görünür. Yalnız bunu görür sözleri çözen. İzlerken olanı anlayıb,bilen. İçinde açılır zamansız kapı, Gerçeğe dönecek vardığı yapı.
Çift Çıralı Aydınlanma
Evvel refik, ba'del tarik yani önce yoldaş, sonra yol derler ya azizim; bu kelam-ı kibar, asırların imbiğinden süzülüp gelen sıradan bir silsile değil, bilakis hayat sahnesinde bizzat tecrübe ile sabit olmuş hakikatin ifadesidir. Eğer gayemiz ve varoluşsal meselemiz bu zifiri karanlık çağda sadece kuru bir teknisyen olmak değil de etrafına safi nur saçan bir münevver mertebesine erişmekse, şurası kat’idir ki tek başına yanıp tutuşmakla hakiki bir aydınlanma hasıl olmaz. Münevverlik davası, tek kişilik bir inziva değil; asgari iki ruhun, iki muazzez kalbin yan yana gelerek birbirinin şulesini beslemesi, fıtri bir teslimiyetle birbirini aydınlatması ameliyesidir. Şayet bu mukaddes ömür yolculuğunda taraflardan biri pervane gibi yanıp tükenirken diğeri sönük bir gölge gibi solarak kalıyorsa, o menzilde, o bağ kurma usulünde fıtrata muhalif giden, yanlış ve çürük bir şeyler var demektir. İşte tam da bu fıtri nizam muktezasıyla, bu çetin dünya gurbetindeki yürüyüşümde en mühim eksiğin; yol boyu dikilen nurlu işaret levhaları gibi adımlarıma istikamet verecek, aydınlığıma bir destek hem de kalbi bir ortak olacak bir refikaya, yani bir papatya saflığındaki eşe ihtiyaç duyduğumu derk ediyorum. Zira bu yoldaşlık tesis edilmelidir ki, fani bedenin muvakkat heveslerinden mücerret, ruhu emr aleminden beslenen muzaffer bir nesil yetiştirme ulvi gayemiz inkıtaa uğramadan hayatiyet kazansın. Bizleri bu mukaddes çift çıralı aydınlanmaya ve nesil emniyetine davet eden ayeti celilede, Kaynaşmanız için size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun ayetlerindendir fermanıyla meşru bir refikanın kalbe zerk ettiği sekineti müjdelerken; Furkan-ı Hakim’in bir diğer ayetinde ise münevver bir iradenin ufkunu, **Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak
1000Kitap