Sene 1984... Bir gece... Odanın her yanına yayılmış kitaplar ve sayfalar... Çalışıyorum... Kafamda sabit fikir hâline gelmiş bir dâva: Rabıta kime yapılabilir?.. Bir ara yatsı namazını kılmak için abdest almaya... Abdest alıyorum... Odaya giriyorum... Tam o sırada elektrikler sönüyor... Kağıtlara su damlayıp yazıyı bozmasın dikkati içinde, ayağımla hassas yoklamalardan sonra kanepeye ulaşıyorum... Tam oturmuştum ki, elektrikler yandı... Ben hasar var mı diye şöyle bir göz gezdiriyordum ki, samanlı sayfalardan birinin üzerinde damlamış su habercisi... Eğildim baktım...
Aman Allahım!.. “İbda Reçetesi” sayfalarından birinde “AHMET (ARVASİ) BEY” ifadesindeki parantez içinde kalan “Arvasi” kelimesi, ne bir milim eksik ve ne de bir milim fazla bir ıslaklıkla işaretlenmiş... Düşünün: Yüz bin sefer aydınlıkta bile denense gerçekleşmesi hemen hemen imkânsız bir iş... Karanlıkta, o kadar kağıt içinde ve bir kağıdın o kadar kelimesi içinde, üstelik bir tek o kağıt ve o kâğıttaki kelimeye düşmüş bir tek damla; hem de ne muntazamlıkla!.. Cevabımı almıştım... Kalbime nasıl bir yıldırım düştüğünü anlayın!..
Vâridât: Rabıta, ″ÜSTADIMLA DÖRT YOLDA″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları