Milli görüş'ün kimyası ve fiziği
Peki, insanı hayvanlardan ayıran nedir? diye sorduğumuz zaman Cenab-ı Hakkın o üçüncü boğumdan dolayı insanlara hasletmiş olduğu 4 tane temel özellik ortaya çıkıyor: 1) İnsan öyle bir mahlûktur ki, doğruyla yanlışı ayırabiliyor. 2) İnsan öyle bir mahlûktur ki, iyiyle kötüyü, güzel ile çirkini ayırabiliyor. 3) İnsan öyle bir mahlûktur ki, adalet ile zulmü ayırabiliyor. 4) İnsan öyle bir mahlûktur ki, faydalı ile zararlıyı ayırabiliyor. İnsanı insan yapan, işte asıl Cenab-ı Hakkın vermiş olduğu bu üstün ve müstesna meziyetlerdir. Onun için insan mahlûkların en şereflisi, en ekremidir. Bundan dolayıdır ki, doğru ile yanlışı ayırma özelliği, insan toplumlarında ilim kurumlarını meydana getirmiştir
Milli çözüm dergisi
Din
"Ey iman edenler, (tâate ve belâya) sabr ile bir de namazla (Hakk'tan) yardım isteyin. Şüphesiz ki Allah(ın yardımı) sabredenlerle beraberdir."
Sayfa 399·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Bana sabr-ı cemil ihsan edecek olan Allah'tır ve bu işin neticesinde bana muhakkak bir hayır kapısı açacaktır.
Sayfa 123 - PROFİLKİTAP·Kitabı okuyor
Ey râhib Malûm olsun gök ilmini bilmiyorsun.Yer ilminden sorayım
Emîr-ül mü’minîn Aliyyül Mürtedâ “radıyallahü teâlâ anh” islâm askeri ile hâricîlere karşı harb etmeğe giderken, Nehrvân yolunda bir kilisede bulunan bir râhib dedi ki; ey islâm askeri, emîriniz bu tarafa gelsinler. Hazret-i Alîye arz olundukda, hazret-i Emîr o tarafa doğru yönelip, kiliseye vardılar. Râhib dedi ki, ey müslimân askerlerinin serdârı! Bugün tâli’ yıldızı müslimânların mağlûbiyyetini gösteriyor. Sabr ediniz. Hazret-i Emîr-ül mü’minîn “radıyallahü teâlâ anh” buyurdu ki: Ey râhib! Bana yıldızlara bakıp, hükm söylersin. Falan settâreden [yıldızdan] bana haber ver. Râhib dedi ki: Ben o yıldızı bilmiyorum. Hazret-i Alî buyurdu ki: Ey râhib! Ma’lûm olsun ki, gök ilmini [ilm-i nücûmu] bilmiyorsun. Yer [arz] ilminden sorayım. Hâlen ayağının basdığı yerin altında ne vardır. Râhib dedi ki: Bilmiyorum. Hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh”, Ben sana söyliyeyim. Şu şeklde bir kab, kabın içinde şu kadar, şu vasfda, nakşda, akçe vardır, buyurdu. Râhib dedi, ey azîz! Bu şeklde keşf etmek sana nereden hâsıl oldu. Buyurdu ki: Hazret-i Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” bana haber vermiş idi ki, bir grub asker ile harb edesin ki, onların askerinden, on kişiden azı kurtulur. Senin askerinden ondan eksik şehîd olur. Râhib, hayret edip, imtihân için ayağı altındaki yeri kazdı. O ta’rîf edilen şeklde akçeler bulup, o nişân ile çıkıp, o şeklde görünce, îmâna geldi. Rivâyet edilir ki, o dörtbin hâricîden üçbindokuzyüzdoksanbir adedi öldürülüp, dokuz asker firâr etmişdir. İslâm askerinden dokuz se’âdetli kimse şehâdet şerbetini içip, gerisi sıhhat ve selâmet üzere kalmışdır.
Sayfa 367
Din
Sabr-ı cemîl musibetin geldiği ilk andan itibaren Allah'a asi olmadan itaat ve gayret üzere sebat etmek ve bunun neticesinde gelen Allah'ın lütfu sayesinde musibetin psikolojik travmalarından etkilenmeden sükûnete ve sekinete ermek demektir. Bu sebeple belanın geldiği ilk an isyan etmemek ve sabretmek çok önemlidir. Nitekim Peygamberimiz sabrın, belanın geldiği ilk anda gerçekleşmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Alıntı
Yatağa girdiğim zaman, içimin üzüntüsünü, elimi karnıma basarak dindirmek istiyordum.
Sayfa 91 - Pozitif Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam