Cömertliği, sabrı ve şecaatiyle bilinen Peygamberimiz'in (s) en yakın dostu Hz. Ebu Bekr'in ilk göz ağrısı olan Hz. Esma bint Ebu Bekr. Oğlu Abdullah b. Zübeyr annesinin cömertliğini şu sözlerle ifade eder:
" Ben, Aişe ve Esma'dan daha cömert bir kadın görmedim. Ancak onların cömertlikleri farklıydı. Aişe eline geçeni biriktirir, belirli bir meblağa ulaşınca da uygun gördüğü yere tasadduk ederdi. Esma ise bugün eline geçeni yarına bekletmez, hemen ihtiyacı olan birine verirdi."
Cömertliğin, sabrın, takvanın yaşayan örneği olan Esma bint Ebu Bekr bereketin vücut bulmuş hali olarak yüz sene yaşamış, oğlunun İslam uğruna şehadetini görmüş ve parçalanmış bedenini kendi elleriyle yıkamasına rağmen Allah'tan sabır ve şükür istemiş bir anne... Son zamanlarında amâ olmasına rağmen tesettüründen taviz vermemiş iffetli bir kadın... İslam uğruna hem cihat ederek hem ilim ile mücadele eden evlatlar yetiştiren ve kendisinden pek çok hususta hadis rivayet edilen alime bir kadın...
"Ashâbım yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olsanız hidayete erersiniz." (Hadis-i Şerif)
Hz. Esmâ Bint Ebû BekirAyşe Esra Ağırakça Şahyar · Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları · 202519 okunma
Ah Woody, sen ne güzel bir hikayeydin. Bize umudu ve sabretmeyi öyle güzel öğrettin ki. Eğer bir ağacın dili olsa anca böyle duygularını ifade edebilirdi diye düşündük. Öyle sıcak ve öyle samimi ki, biz yine Özgür beyin bu hikayesini çok ama çok sevdik.
Woody, bir Porsuk ağacından kopup gelen küçücük bir tohumdu. Yavaş yavaş bir fidana, ordan da bir ağaca dönüştü. Artık çiçeklenme vaktiydi ama bırakın çiçek açmayı bütün bedeni kurumaya başlamıştı. Acaba bunun nedeni ormana gelen insanlar ve onların doğadaki yaptıkları mıydı? Peki Woody o hayalini kurduğu baharı hiç göremeyecek miydi?
Doğa sevgisi çocuklarımız için çok önemli ve bunu aşılamak için de böyle hikayeler çok kıymetli. Sabretmekten ve umut etmekten hiç bıkmayan Woody ve onun arkadaşlarının hikayesi hem biraz hüzünlü hem de keyifli. Belki de biz insanoğlunun doğada nasıl izler bıraktığının bir aynası. Çok sevdik, 6 yaş ve üzeri tüm çocuklarımıza, ebeveynlerimize ve eğitimcilerimize yürekten tavsiyedir.
Her Ay Okuyanlar Kulübü
Keyifli okumalar dilerim...
Tam 1 yılı geçmiş kitaba başlayalı ve bugün bitiriyorum hayatımda başlayıpta bu kadar geç bitirdiğim bir kitap olmadı başka sanırım. Bu hala kitabın kötülüğünden değildi tabiki aksine sindirerek aklıma kazıyarak okumamdan mütevellit yoksa Fatma hanımın dili çok sade, nahif, anlaşılır. Çoğu zaman Allah’ın bir ismini okuyup çokça ara verdim, bazen peşpeşe okudum. Geceleri bir isim okuyup onu zikrederek anlamını düşündüm. Bu açıdan çok verimli oldu benim için. Kitapta önce Allah’ın bir ismi kısa manaları ile başlık olarak veriliyor sonra ne demek bunu açıklıyor sonra insana bu isim tesir ederse nasıl görünür onu açıklıyor toplamda her isme 3-3,5 sayfa ayrılmış kısa ve alaşılır. Ali Osman Tatlısu’dan da okumuştum ona da çokça atıf var zaten. Kendimce aldığım Esmaül Hüsna anlamları, arada dönüp kısaca bakmak adına…
Allah: bütün Kemal sıfatları kendisinde toplayan
Rahman: nimet veren
Rahim: merhamet eden
Melik: Tek Hükümdar
Kuddüs: eksiklikten uzak
Selam: selamet veren
El Mümin: emin kılan
El Müheymin: gözeten, koruyan
El Aziz: yücelik sahibi
El Cebbar: istediğini yaptıran
El Mütekebbir: Herşeyden büyük
El Halık: Yoktan yaratan
El Bari: Birbirine uygun yaratan
El Musavvir: Şekil veren
Ya Gaffar: bağışlayan, kusurları örten
El Kahhar: herşeye hakim, yenilmeyen
El Vehhab: karşılıksız veren
Rezzak: rızık veren
Fettah: zorlukları açan, hayır kapılarını açan
Alim Allah: her şeyi bilen
Kabıd: sıkan, daraltan
Basıt: genişleten, açan
Hafid: aşağı indiren
Rafi: yukarı kaldıran
Muizz: izzet veren
Müzill: hakir, zelil eden
Semi: Her şeyi işiten
Basir: her şeyi gören
El Hakem: hakkı yerine getiren, son hükmü veren
99 Esma Sonsuz ManaFatma Bayram · Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları · 2025811 okunma
Stoa felsefesini yaklaşık iki yıldır hayatıma katmaya çalışıyorum. Arada çok zorlandığım anlar olsa da gerçekten o kadar rahatlatıcı bir yaşam tarzı ki hayatımın birçok yerinde tamamen geçebildiğim için çok mutluyum. (Örneğin zor insanlarla baş etmek, aniden gelen sorunlar vs) Bu felsefeyle birlikte zaten sabrım o kadar arttı ki bazen evliya sabrı mı var bende yahuu diye yükseliyorum.. :) Stoayı seçmeden önce hayatım çok daha karmaşıktı, düğümlerin bir nebze dahi çözülmesi çok büyük değişimlere yol açtı. Zaten stoanın temel fikir olduğu önemli bir iki örneği biliyoruz. Mutlu Olma SanatıKendime Düşünceler gibi… Bu kitapta da yazarımız bu düşünürleri baz alarak daha çağa yaklaşan bir stoa felsefesi ediniminden bahsediyor. Okurken kendimi çok iyi hissettim çünkü yaklaşmaya çalıştığım bakış açılarına beni çok güzel yaklaştırdı.
(...)
Artık sabrının tükendiği bir zamanda annesinin yanına giden
Abdullah b. Zübeyr'e Hz. Esmâ: " Evladım şerefinle yaşa izzetinle öl! Ama asla zalimlere teslim olup esir düşme!
İhsan Süreyya Sırma’nın İslamiyet Tebliği: Mekke Dönemi ve İşkence adlı eseri, bana yalnızca bir dönemi anlatmadı. Bu kitap, beni kendi inancımla, sabrımla ve samimiyetimle yüzleştirdi. Sayfaları çevirdikçe bir tarih okuduğumu sandım; oysa aslında insanın neye dayanabileceğini, ne uğruna dimdik kalabileceğini gördüm.
Muhammed’in tebliğ sürecindeki duruşu, bu kitabın en sarsıcı taraflarından biriydi benim için. Çünkü burada anlatılan şey sadece bir direniş değildi. Onca hakarete, dışlanmaya ve işkenceye rağmen geri adım atmayan bir insan vardı; ama asıl dikkat çekici olan, onun gücü değil, tevazusuydu. İnsanlar ona kulak vermediğinde onları suçlamak yerine kendini sorgulaması… “Acaba ben mi eksik anlattım?” diyebilmesi… İşte bu, beni en çok etkileyen noktaydı. Çünkü haklı olduğu halde kibirlenmeyen bir duruş, bugün bile ulaşılması zor bir erdem gibi geliyor.
Kitapta anlatılan sahabelerin sadakati ise ayrı bir derinlik taşıyordu. Ali’nin, ölümü göze alarak Peygamber’in yatağında yatması… Ebu Bekir’in, Sevr mağarasında kendini onun yerine tehlikeye atması… Ve Esma bint Ebu Bekir’in, gördüğü şiddete rağmen tek bir kelime bile söylememesi… Bunlar sadece anlatılan olaylar değildi; bunlar, bir inancın nasıl yaşandığını gösteren örneklerdi.
Bu noktada kendime şu soruyu sormadan edemedim: Bir insanı bu kadar sadık yapan şey nedir? İnanç dediğimiz şey, sadece kalpte hissedilen bir duygu mu, yoksa uğruna her şeyin göze alınabildiği bir hakikat mi?
Kitapta yer alan işkenceler, bir tarih bilgisinden çok daha fazlasını ifade ediyordu benim için. Bu anlatılanlar, insanın sınırlarını zorlayan birer imtihandı. Ve ben, satırların arasında şunu fark ettim: İnanç, sadece kalpte taşınan bir şey değilmiş; gerektiğinde bedende taşınan bir yükmüş.
Belki de bu kitabın bende bıraktığı en