Sacide Cürmen

Sacide Cürmen
@sacidec
Her kitabın başında var olup sonunda tekrar yok oluyorum. Her hikâyede oluyor bu,her anlatıda. Sonra dönüp bakıyorum bütün varlıklarım birer iz bırakmış ve o izler ben olmuşum.
Kendimi bütün ruhumla unutmanın uykusuna bırakmak istiyordum.Unutmam mümkün olsaydı,unutmak sürekli olsaydı,gözlerim kapansaydı da azar azar uykunun ötesine,mutlak hiçliğe gömülebilseydim,varlığımı artık hissedemez olacağım noktaya varsaydım,bir mürekkep damlasında bir musiki ahenginde ya da renkli bir ışında erir giderdim ve sonunda dalgalar ve şekiller öyle büyürlerdi ki, hissedilmezin içinde silinir,yok olurlardı.O zaman dileğime kavuşurdum.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat daha makul değil miydi?
Göğü gördüm,imkana tutuldum,düşü sevdim Dalıp çıkmalarım "orda bir şey"e dönüktü kaç kez bir şey,başka bir şey sıçradım hem yittim hem belirlendim
Yaşadığım hayat,Zaman'ı,yani Aristo'nun şimdi dediği anları birleştiren çizgiyi hatırlamanın çoğumuz için pek acı verici olduğunu bana öğretmiştir. Anları birleştiren ya da müzemizde olduğu gibi,anları içlerinde taşıyan eşyaları birleştiren çizgiyi gözümüzün önüne getirmeye çalışmak,hem çizgimizin kaçınılmaz sonucunu,ölümü hatırlattığı için hem de çizginin kendisinin -çoğu zaman hissettiğimiz gibi-pek bir anlamı olmadığını yaşımız ilerledikçe acıyla kavradığımız için üzer bizi. Oysa "şimdi" dediğimiz anlar, Çukurcuma'ya akşam yemeklerine gitmeye başladığım günlerde olduğu gibi, Füsun'un bir gülümseyişiyle,bazan bir yüzyıl yetecek kadar mutluluk verebilir bize.