Hayatımın en odaklanamadığım döneminde başladım Mahya Iblisi’ne. Hakkını tam verebildiğimden emin değilim:( Kitabın adının ve kapağının cazibesine kapılmamak mümkün değil o yüzden hemen okumak istemiştim… Hem tarihi gerçekler hem bir sürü saçmalık iç içe geçiyor kitap boyunca. Aslında sevdiğim bir dil ve üslup. Ama sanki olmamış, oturmamış bir şeyler de var. Yazarının ileride çok daha iyi romanlar yazacağına eminim. Yeni tanıdığım bir kalem olmasına rağmen sevdim.
.
Ömrünün 50 yılını kafeste sürdürmüş , kısacık hükümranlığında uğursuz addedilmiş, demir ökçeli, kadın düşmanı
III. Osman zamanında, Konstantiniyye ‘de bir gece…
.
Tüm şehrin korkulu rüyası olmuş her yere korsan Mahyalar asan Mahya İblisi :
ŞAKŞAKÇI OLMA
ÖNÜNE GELENE KAVUK SALLAMA
CARİYELİK YASAKLANSIN
.
Böcek Korkud yakalar bu zayıf , çelimsiz İblisi ve işler çığırından çıkar.
Dalkavuk Sadık Çelebi dalkavukluğundan tiksinmiş , Böcek Korkud yakaladığı İblisi kurtarmanın derdine düşmüş, cellat Bülbül Ferhat’ın aldığı canlar hortlamış, Mesnetsiz İzzet bir rüya görmüş, padişah Osman bir çocuğu kurtarmış, bir şehir yanmış, hayali bir vakanüvis olup biteni yazarken bir cüce dile gelip gerçekleri haykırmış.
.
Bir sirk , bir karnaval, bir delilik… hepsi ya da hiçbiri! Tuhaf isimleri, esprili dili, benim için Konstantiniyye’siyle bir masal …İblis üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir kavram
.
Ama özellikle son bölümlerinde öyle derin bir vicdan muhasebesine girişiyor ki … hiç beklenmeyen bir anda… gülerken ağlar oluyor insan
.
Ve şimdi ben , vicdanlarımızın yaralı olduğu şu günlerde tekrar o bölümleri okumaya gidiyorum
.
#mahyaiblisi