saf olana duyulan çılgın bir tutku bu kuğu sürülerine duyduğum özlem yüreğime eldiven gibi geçen bir şey eskiden önemsediğim ne varsa şiirim, dostlarım hatta gururum hepsi iskambil kağıtları gibi yıkılıyor ve belki de ben ilk kez âşık oluyorum.
Alıntı
Bazı insanlar sadece sinema perdesinde yaşamaz; bir toplumun vicdanında, adalet duygusunda ve en saf sevdalarında kök salar. Sen, haksızlığa eğilmeyen başınla, o sarsılmaz duruşunla ve içimize işleyen keskin bakışlarınla bize sadece hikâyeler anlatmadın; bu toprakların asaletini, gururunu ve delikanlılığını öğrettin. ​Selvi Boylum Al Yazmalım’ın yaralı İlyas’ı, Kırık Bir Aşk Hikâyesi'nin Fuat’ı, Bodrum Hâkimi'nin Ömer’i, Devlerin Aşkı'nın Tarık'ı, Karılar Koğuşu'nun Murat'ı, 72. Koğuş'un Ahmet Kaptan'ı, adaletsizliğin karşısında devleşen Tatar Ramazan’ı, sinemamızın her daim parıldayan Kadir abisi... Gitmekle eksilmez senin gibi abideler. Can verdiğin her karakterde, geride bıraktığın her onurlu karede adın ve bıraktığın derin izler bu ülkenin kolektif hafızasında yaşamaya devam edecek. ​Gözün arkada kalmasın; o efsanevi gülüşün de, haksızlığa meydan okuyan o dik duruşun da her zaman bizimle olacak. ​Mekânın cennet, ruhun şâd olsun Kadir Abimiz. Biz seni çok sevdik, çok özleyeceğiz...
Sinema
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Hoşça kal, Sinem’
“Yaşamak, bazen dayanmak demekmiş, bazen de sessizce gitmek…” Gittin. O kadar sessiz, o kadar ani… Bir şarkı gibi sustun, Bir fırtına gibi koptun elimden. İçimde kırık bir ayna kaldı, Senin gülüşünden, sesinden, O anılardan kalan parçalar. Biliyor musun? Öyle ağır ki bu yük, Her nefeste biraz daha eziliyorum. Sen, en güzel dostum, En derin sırdaşım, Ve şimdi yokluğunla baş başayım.
1000Kitap
Gözlerin bana öylesine saf bir sevgi ve mutlulukla bakıyordu ki kendime bile o şefkatle bakamadığım için utandım. Gerçek değerimi kendimde değil de bir başkasının gözlerinde bulmak istemezdim.
1000Kitap
Aşk’tan HÂKK’a
Edebiyatımızın sultanı Fuzûlî’ye göre aşk, şifası yine kendisinde gizli olan tatlı bir derttir. O, "Aşk imiş her ne var âlemde, ilim bir kıyl-ü kâl imiş ancak" derken, kâinatın yapı taşının muhabbet olduğunu haykırır. Bizim medeniyetimizde bir insanı sevmek, onda saklı olan İlahi sanatın, Cemâl sıfatının tecellisini seyretmektir. Sevgili, kalbe düşen bir gölge değil; kalbi asıl sahibine, yani her şeyin yaratıcısına yönlendiren bir vesiledir. Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ında anlattığı gibi; insan bu yolda mumdan gemilerle ateş denizlerini geçmeyi göze alır. Çünkü bilir ki, o ateş ruhu yakıp kül etmek için değil, hamlığını eritip saf altın yapmak içindir. Modern zamanın mistik sesi Sezai Karakoç ise bu köprüyü çok zarif kurar. Ona göre yeryüzündeki aşklar, gökyüzündeki asıl düğünün sadece birer provasıdır. Sevilen kişinin gözleri, insanı dünyadan alıp ötelere, en sevgiliye (Cemâlullah'a) götüren birer kapıdır. Necip Fazıl’ın kalemiyle yoğrulan o büyük çile ve arayış da aslında kalbin dünyada hiçbir fani sığınakla tatmin olamayacağını, her aşkın en nihayetinde sonsuzluk sahibine rücu edeceğini fısıldar. Mümin bir yürek için sevmek; sevdiğini emanet bilmek, ona bakarken duaya durmak ve sevgisini ebediyet rengine boyamaktır. Dünyanın geçici hevesleri arasında kördüğüm gibi sarsılmaz bir bağ bulabilenler, aslında yeryüzünde cennetin kokusunu alanlardır. Bizim aşkımız; Leyla’nın çölünde başlayıp, Mevla’nın rızasında sükûnete eren, fani bir kalpten baki bir sevdaya uzanan en kutlu yolculuktur. Alıntı sahibi :instagram.com/sessizniyaz?igs...
Din
Cihan padisahı Yavuz Sultan Selim, Şam yakınına otagını kurdurarak burada üç ay kadar kalmıs. Bir Türkmen kızı da, zaman zaman padisahın çadırına gelerek, otagın temizlik islerini yapar, hünkâr çadırını tertibe ve düzene sokarak sıradan gündelik islerle mesgul olurmus… Yine bir sabah temizlik için geldiginde, Sultan Selimi görmüs. Türkmen güzelinin gönlü sultana, su gibi anîden akıvermis gönlünü kaptırmıs ona.- Hani kalbin, her an bir halden baska bir hale geçmek, gibi anlamları da vardır ya- Zamanla kalbinin içini, ince bir sızı sarmıs genç kızın ve baslamıs kalbi için için göynümeye. Bir gün, gözü, hünkâr çadırının diregine ilismis. Diregin üst kısmına askın gücü ona, söyle bir satır yazma cesareti vermis: “Seven insan neylesin” Yavuz Sultan Selim, otagına yatmaya gelince, birden direkteki yazıyı fark etmis,” Bu da ne ola ki” diyerek uzun bir muhakemeden sonra, bir vehim ve bin endise derken… Almıs eline kalemi söyle bir satır da o düsmüs aynı direkteki dizenin altına. “Hemen derdin söylesin” Türkmen kızı, ertesi gün gelip baktıgında otagın diregine, sevincinden aglamıs, o küçücük kalbi heyecandan gögsüne sıgmaz olmus, yer de onun olmus âdeta gök de… Fakat koskoca cihan sultanına ilân-ı askta bulunmanın, atesle oynamak, ates girdabına bilerek atlamak gibi ölümcül bir tehlikesi de varmıs. “Varsın olsun bu ask, buna deger diye düsünmüs.” Aldıgı mesajı heyecanla hemen cevaplandırmaktan kendini alamamıs ama yine de içinde bir korku kurdu varmıs ki genç güzelin, yüregini her gün dis dis, burgu burgu kemiren… Askın gücü, zoru ve korkuyu nefes nefes yasayan o gencecik yüregin imdadına yetismis derhâl. Bir satır daha yazmıs aynı direge “Ya korkarsa neylesin” Yavuz sultan selim, aksam, çadıra döndügünde, not düstügü direkteki satır gelmis aklına. Bakmıs ve okumus ki
Şiir