Mitolojiden kısa bir öykü ama Madeline Miller farkıyla!
10/10
··
Beğendi
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 12:33
Kıbrıslı heykeltıraş Pygmalion, çevresindeki kadınların kusurlarını ve ahlaksızlıklarını görerek evlenmemeye ve ömrünü yalnız geçirmeye karar verir. Sanatına sığınan Pygmalion, fildişinden dünyalar güzeli bir kadın heykeli yapar. Heykel o kadar kusursuz, o kadar canlı görünmektedir ki Pygmalion kendi yarattığı bu fildişi kadına deliler gibi aşık olur. Ona hediyeler alır, güzel kıyafetler giydirir ve ona Galateia adını verir. Aşk tanrıçası Afrodit’in onuruna düzenlenen bir festivalde, Pygmalion tanrıçaya yalvarır ve evleneceği kadının "fildişi heykeline benzeyen biri" olmasını diler. Pygmalion’un içindeki saf aşkı gören Afrodit, onun bu dileğini kabul eder. Pygmalion eve dönüp heykelini öptüğünde, dudaklarının sıcak olduğunu fark eder. Fildişi yavaşça yumuşar, damarlarında kan akmaya başlar ve Galateia canlanır. İkili evlenir ve Paphos adında bir çocukları olur. Yazar Madeline Miller’ın üçüncü eseri olan Galateia aslında kısa bir öyküdür. Konusunu yukarıdaki ikiliden -Pygmalion ve Galateia- alan öykü, kadın bedenin objeleştirilmesine karşıtlık ve feminizm ekseninde ilerler. Ambra Garlaschelli’nin illüstrasyonlarıyla kitap daha anlaşılır ve sevimli hâle gelmiştir fikrimce. Akhilleus’un Şarkısı ve Ben, Kirke’den sonra Galateia da mitolojik anlatı olarak beni fazlasıyla tatmin etti. İlgililere tavsiye ederim. Ps: Bazı edebiyat ve sanat düşmanları tarafından eserin kısa olması ve illüstrasyonlar içermesi nedeniyle eleştirilmesine katılmıyorum. Sonuçta kitabın başlığında da belirtildiği üzere bu bir öyküdür, uzun soluklu bir roman veya novella değil.
Mitoloji
GalateiaMadeline Miller · İthaki Yayınları · 20225,1bin okunma
10/10
·478 syf.··
2026 33. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 13:35
İstanbul (Bir Aşk Şehri) İstanbul... Aşkın, ayrılığın, acının ve kavuşmanın hikâyesinin yaşandığı şehir... Hikâye, lise ikinci sınıf olan saf ve dinamik karakterimiz olan Mina'nın başından geçiyor. Bursa'dan İstanbul'a ablasına ziyaret etmek için bir yolculuğa çıkar Mina. Bu yolculuk sadece şehir değiştirmek için değil hayatının akışını da değiştiriyor. Ne olduysa metrobüste tesadüfen karşılaşma sonucunda oldu. Bu klasik ve tatlı tesadüf ablasının komşusu olan Kamer ile ömürlük bir yolculuğun ilk adımı oldu. İstanbul, Mina için hem büyüleyici bir keşif süreci hem de duygusal bir sınava dönüşür. Zamanla iki erkek arasında kalan Mina, dostluk, sadakat ve aşk üçgeninde hayatının en zor seçimlerinden birini yapmak zorunda kalır. Kitap ağır betimlemelerden ziyade gençlerin günlük konuşma diline, diyaloglara ve hızlı ilerleyen olya örgüsüne sahiptir. Anlatım tarzı ana karakterin günlüğünü ölüyormuşum gibi bir his verir. İstanbul Bir Aşk Şehri, özellikle lise yıllarındaki okurlara hitap eden; dostluğu, gençlik aşklarını ve tesadüflerin getirdiği heyecanları İstanbul fonunda işleyen çerezlik bir romandır. Kaderin cilveleri ve türlü tesadüflerle örülü, yüreğimizi ısıtacak bir gençlik hikâyesidir.
İstanbul (Bir Aşk Şehri İstanbul)Tuğba Sayın · Fenomen Kitaplar · 2015502 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir Ruhun Kendi Kendini İnşası ve Yıkımı:
Puan vermedi·517 syf.··
2026 51. kitabı
​Kitabı okumaya başladığımda, karşımda sadece denizci bir gencin aşka duyduğu saf tutkuyu ve bu aşk için kendini eğitme çabasını gördüm. Martin Eden, o kaba saba, eğitimsiz ama içinde devasa bir açlık barındıran denizci; sevdiği kadının, Ruth’un dünyasına girebilmek için bilgisizliğini bir zincir gibi kırmaya çalışıyordu. O "kendini yaratma" sürecindeki azmi, geceleri uykusuz geçirdiği o öğrenme sancıları, aslında hepimizin içindeki o "daha fazlası olma" arzusunun bir yansıması gibiydi. ​Ancak kitabın ilerleyen sayfalarında fark ettim ki, Martin Eden’in asıl trajedisi, yükselişinde saklıydı. O, toplumun üst kademelerine tırmandıkça, aslında ait olduğu o samimi, gerçek dünyadan uzaklaşıyor; tırmandığı o "seçkin" çevrelerin aslında ne kadar yüzeysel, ne kadar sahte olduğunu görüyordu. Birine ulaşmak için değişirken, kendinden vazgeçmek zorunda kalması... İşte bu, kitabın beni en çok yaralayan kısmı oldu. Sevdiği kadının dünyasına girdiğinde, onun aslında o dünyada olmadığını, sadece bir illüzyonun peşinden koştuğunu anladığında duyduğu o derin hayal kırıklığı... ​Jack London, Martin Eden’in kaleminden kendi hayatını mı anlatıyordu, yoksa başarının zirvesinde insanın neden uçuruma baktığını mı sorguluyordu? Başarı, Martin için bir amaçken, sonunda ona sadece bir "hiçlik" ve "yabancılaşma" getirdi. Zirveye ulaştığında artık kimseyle konuşacak ortak bir dili kalmamıştı. O kadar çok çalışmıştı ki, sonunda tek bir şey kalmıştı: "Büyük bir yorgunluk." ​Okurken şunu düşündüm; Martin Eden sadece sınıfsal bir farkın kurbanı değildi. O, kendi aklının ve ruhunun derinliklerinde kaybolan bir yolcuydu. Hayalleri gerçekleştiğinde, hayal kuracak bir şeyi kalmayan bir insanın o sessiz çöküşü... Kitap bittiğinde, zihnimde yankılanan o son sahneler, başarının sadece ulaşılan bir nokta
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,3bin okunma
Puan vermedi·184 syf.··
2026 46. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 00:00
İliklerime kadar yaşadığım bir kitap oldu. Geçmişime gittim, yaşadığım duyguları dejavunun ötesinde yeniden çok güzel bir şekilde hissettim. Bu kez daha olgun bir kadın olarak daha farklı düşünerek o duyguları hissetmek bana çok iyi geldi. Bunu sağlayan yazarımız Birim Hanım'a bir kez daha teşekkür ediyorum. Kitabın devamı gelecek bir seri olmasına ayrıca sevindim. Benim için yeri ayrı olacak bir kitaptı artık serinin yeri ayrı olacak. Sare için bir şarkı sözü o anki soruya cevap olabiliyor ve Mehmet ile aşkı Grup Gündoğarken'in "Ben Hep Senin Yanındayım" şarkısı ile başlıyor. Ve bu aşk güzel bir aileye dönüşmüştü ki Mehmet yol çantasına -mor battaniye- yi de alıyor. Ardından "Haklısın." cevabı. Sonrası beyaz ceset torbası. Kaza mı, cinayet mi? Sare'nin kafasını karıştıran, aklına yatmayan noktalar ve tanımadığı insanlar var karşısında. Sonrasında yardım alınan bir öğretmen, bir medyum, bir dedektif ve bir avukat. Olayların arkasında, arkasına bakılamayacak kadar büyük (!)ler var. Sare'nin ise Mehmet'ten kalan bir oğlu ve Mehmet ile bir kızı. "Sare, aşk, cinayet/kaza, dava, çocuklar ne olacak?" "Mehmet gerçekten Sare'ye "Ben hep senin yanındayım." mı diyor? sorularının cevapları için kitabı okumak yeterli mi? Belki de seriyi tamamlamak. Ben de merakla bekleyeceğim. Yazmaya devam edecektim. Durmayacaktım. Bunu onun için yapacaktım, geride kalan herkes için yapacaktım. Ve yeniden, parmaklarım tuşların üzerinde dans etmeye başlarken bir ses kulağıma fısıldadı: ölümsüzlüğü merak ediyor musun? Ölümü benim için büyük bir yıkım olsa da bu ölümlü ve iki yüzlü dünyada saf ve gerçek aşkı bana yaşatmış olmasından ötürü ona sonsuza dek minnettar kalacağımı biliyordum.
Yalnızlığı Sen SeçmedinBirim Özer Sili · Özyürek Yayınları · 202616 okunma
9/10
·384 syf.·
2026 18. kitabı
Nazan Bekiroğlu, bildiğimiz Hz. Âdem ve Havva kıssasını alıp, onu adeta şiirsel bir ney sesi gibi, modern bir mesnevi üslubuyla ruhumuza üflüyor. Ama bunu yaparken sadece tarihsel ya da dini bir anlatı sunmuyor; insan olmanın o ezeli çelişkisini —bir yanımızın göklere ait kutsal bir ruh, diğer yanımızın ise toprağa ve çamura ait o ağır noksanlık olduğunu— fısıldıyor bize. Hikâye, henüz hiçbir kelimenin var olmadığı, mutlak bir sessizliğin hüküm sürdüğü o saf varoluşla başlıyor. Âdem yaratılıyor; meleklerden farklı olarak içine hem ışık hem gölge, hem iyilik hem de o insanı hırpalayan irade yerleştiriliyor. Derken o derin yalnızlığın içinden Havva doğuyor. Kitapta öyle zarif bir tasvir var ki: "Ne fazlaysa Âdem'de, Havva'da o eksikti. Ayrı ayrı da güzellerdi fakat bir araya gelince bir başka güzellerdi." İşte o an, kalbin tamamlandığı, o dingin huzurun zirve yaptığı andır. Fakat o bilinen yasak meyve ve ilk hata gerçekleştiğinde, dünya sürgünü başlıyor. İşte burası benim ruhumu en çok sarsan, o sakin ve kalabalık ruhlardan uzak durmak isteyen yanımı derinden yakalayan yer. Cennetten o sert, acı dünyaya düşerken yanlarına taşımak için sadece üç şey seçiyorlar: Kelimeler, Annelik Duygusu ve Aşk. Kelimeleri Âdem sırtlanıyor, anneliği Havva kalbinde taşıyor. Ama aşk o kadar ağır, o kadar muazzam bir yük ki, ne tek başına bir kadının ne de bir erkeğin zembili bunu kaldırmaya yetmiyor; yükü yarı yarıya bölüşüp öyle düşüyorlar bu fani dünyaya. Dünyaya adım attıklarında ise o saf sessizlik yerini hayatın karmaşasına, sınavlara ve ardından gelen Habil ile Kabil'in hikâyesine bırakıyor. Kabil’in içindeki o kıskançlık cehennemini, Habil’in duru masumiyetini ve bir babanın evlatları arasındaki o çaresiz çırpınışını okurken, bugünkü dünyanın acılarını, haksızlıklarını ve kaosunu
Lâ: Sonsuzluk HecesiNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202114,6bin okunma
Puan vermedi·570 syf.··
2026 100. kitabı
ANİTA FELİPOVA~UYUMADAN ÖNCE TUTTURDUĞUM DİLEK~ Selam.Bugün sizlere bir veda kitabı ile geldim.Sevgili @anitafelipova ‘nın kaleme aldığı #uyumadanöncetuttuğumdilek serisine veda ediyoruz.Uzun ve güzel bir yolculuktu.Bahar Nazike ve Ozan(İskeçeli)ile çokça ağladık,güldük,aşık olduk.Onlarla bir çok zorlu mücadelenin üstesinden geldik.Bazen onlara çok kızdık.Hele Bahar’a bazı yerlerde biraz fazla kızmış olabilirim.Ama yaşadıklarını düşününce bazıları var ki iyi dayandı.Bahar’ın son ana kadar çok mu saf çok mu akıllı olduğuna bir türlü karar veremedim.Ama bence akıllı saflardandı.Ve Ozan bu hikayenin en güzel yanıydı.Ozan’ım öyle güzel sevdi ki.Bir kadının başına gelebilecek en güzel mucize derim Ozan için.O kadar sınavlardan geçtiler ki.Onların artık kavuşup dolu dolu aşk yaşayacaklarına olan inancımı yitirmek üzereydim.Ama neyseki son kitapta güzel dolu dolu yaşanan bir aşk okuduk da bizler de onlar için mutlu olduk.Yazar farklı anlatım tarzıyla da kalemini bizlere sevdirmeyi başardı. Bu kitapta ayrıca yalnızca Ozan ve Bahar’ı okumuyoruz.Öncelikle onlarla İskeçe’ye gidiyor büyük babası ve büyük annesiyle tanışıyoruz. Büyükannesi bize hem kendi aşk hikayesini hem de Ozan’ın annesinin hikayesini anlatıyor. Açıkçası Selma’nın nikahı beni çok etkiledi.Hatta ağlattı bile diyebilirim.Peki bu kadar mı tabii ki değil.İskeçe‘nin ardından babasının yanına geçiyorlar ve burada da bizi babası Rıfat’ın ve Meral ablasının hikayesi bekliyor.Meral’i çok sevdim ve açıkçası hikayesi de beni çok etkiledi.Bence Meral Rıfat’ın ve Ozan’ın başına gelen en büyük şanstı.O güzel kalbine dert uğramasın dedim hep. Eh bir de bizim aşk böcüklerimiz Leyla ve Levent vardı ki onları okumak da ayrı bir keyif verdi.Leyla’nın kendini değiştirmesi ve kişiliğini oturtması,Levent’in de ona her konuda destek
Uyumadan Önce Tuttuğum Dilek 4Anita Felipova · Kaktüs Sanat Yayınları · 202611 okunma