Tanrı, kendi yarattıklarının çektiği sefaletin farkında değil miydi? Eğer öyleyse, Tanrı her şeyi bilmiyordu. Tanrı kendi yarattıklarının acılarının farkında ama onlara yardım edemez durumda olabilir miydi, onları mutlu etmek istemiyor olabilir miydi? O halde Tanrı iyi değildi. Peki ama, Tanrı hem her şeyi bilen, hem her şeye gücü yeten, hem de mutlak surette iyi olan bir varlıksa, bu sefalet ve acı nasıl açıklanabilirdi?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"... İdeal evlilik ilişkisi, her iki insanın da yaşamını sürdürmesi için bu ilişkiye muhtaç olmadığı zaman kurulandır. Biriyle tam bir ilişki kurabilmen için önce kendinle ilişki kurabilmelisin. Eğer kendi yalnızlığımızı kucaklayamazsak, inzivaya karşı kalkan olarak başka birini kullanırız. Yalnızca bir kartal gibi yaşayabilen insan, kimsenin kendisini seyretmesine ihtiyaç duymadan başka birine sevgisini verebilir ; yalnızca o zaman o insan bir başkasının büyümesi ve gelişmesi ile ilgilenebilir. Bu yüzden, insan evliliğini bitiremiyorsa, o evlilik zaten bitmiş demektir..."
Adına doğrulama denen o delilik,adına inanç denen o hastalık ile mutluluk denen o kepazelik...bunların hepsi fena halde dünya kokuyor, hepsinde dünya denilen hüzünlü şeyin tadı var.
Çekçede en dokunaklı aşk cümlesi: Styska se mi po tobe: Sana hasretim; yokluğunun acısına dayanamıyorum. İspanyolcadaki anoranza, anorar (nostalji duymak, özlemek) fiilinden gelir, o da Latince ignorare (bilmemek) sözcüğünden türeyen Katalanca enyorar’dan.
Bu etimolojik aydınlanmanın ışığında, nostalji, bilmemenin acısı olarak ortaya çıkıyor. Uzaktasın ve ben sana ne olduğunu bilmiyorum. Ülkem uzakta ve ben orada neler olduğunu bilmiyorum.