7/10
·240 syf.··
2026 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 00:00
Normalde daha çok edebi kitaplar okumayı tercih eden biri olarak hayatımda ilk defa bambaşka bir türe geçtim. Yakın bir arkadaşımın önerisiyle Neva Altaj’ın Kusursuzca Kusurlu serisini okumaya karar verdim. Açıkçası ilk kitabı satın da almadım, arkadaşımın kitabını ödünç alarak başladım. Serinin ilk kitabı olan Tuvaldeki Yaralar’ı da iki günde bitirdim. İki günde bitirdim çünkü kitap gerçekten kendini okutuyor. Ama şunu da söylemem lazım; beni bayağı ortaokulda okuduğumuz Wattpad kitaplarına götürdü. O dönem okuduğumuz hızlı ilerleyen, karanlık atmosferli, bol çekimli, biraz abartılı ama bir şekilde merak ettiren kitapların havası vardı. Okurken hem eğlendim hem de yer yer “ben ne okuyorum şu an?” diye kendime güldüm. Tuvaldeki Yaralar, mafyatik romantik drama türünde bir kitap. Roman ve Nina üzerinden ilerleyen, sahte evlilik dinamiğiyle başlayan, aksiyon ve romantizmi bir arada taşıyan bir hikaye. Bu yüzden kitaba edebi bir metin beklentisiyle başlamak bence doğru olmaz. Kitabın derdi derin bir edebi dil kurmak değil; hızlı akan, gerilimi yüksek, romantik çekimi önde olan bir hikaye sunmak. Bu türü normalde okumadığım için başta biraz mesafeli yaklaştım. Ama kitabın temposu düşük değildi ve merak duygusunu canlı tuttu. Roman’ın karanlık ve kontrolcü dünyasıyla Nina’nın daha farklı, daha renkli ve kendine has tarafı arasındaki zıtlık kitabı taşıyan şeylerden biriydi. İkisinin arasındaki dinamik yer yer abartılıydı ama türün içinde değerlendirince bu abartı çok da şaşırtıcı gelmedi. Benim için kitabın en güçlü yanı akıcılığıydı. Ağır bir okuma değil, kafa dağıtan ve hızlı biten bir kitap. Bazı yerlerde olayların fazla hızlı ilerlediğini düşündüm. Bazı sahneler tahmin edilebilirdi ve karakterlerin duygusal geçişleri bana yer yer aceleye gelmiş gibi hissettirdi. Bu
Tuvaldeki YaralarNeva Altaj · Artemis Yayınları · 20252,970 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 6. kitabı
Bu kitap; çocukluklarında duygusal olarak yetersiz, bencil veya mesafeli ebeveynlerle büyüyen bireylerin yetişkinlikte yaşadığı derin yalnızlık, suçluluk ve ilişki sorunlarını ele alıyor. Kitap, bu ebeveynlerin yarattığı görünmez duygusal hasarları görünür kılar ve bireyin kendi hayatını geri kazanması için somut yollar sunar. Peki, duygusal olgunlaşmamışlık nedir? Ebeveynlerin kronik bir empati yoksunluğu çekmesi ve kendi duygusal ihtiyaçlarını çocuklarınınkinin önüne koymasıdır. Bunlar hayal kırıklığıyla başa çıkamazlar ve hızla öfkelenirler. Dünyayı sadece kendi perspektiflerinden görürler. Başkalarının (özellikle de çocuklarının) derin duygularını anlayamazlar. Gerçekleri değil, kendi anlık duygularını referans alırlar. Bu tür ebeveynlerle büyüyen çocuklar, fiziksel olarak güvende olsalar bile "duygusal bir yalnızlık" içinde büyürler. Kendilerini görünmez, değersiz ve sevilmez hissederler. Çocuklar, bu zorlayıcı ortamda hayatta kalabilmek ve sevilmek için iki ana rolden birini seçerler. Birincisi içselleştirenlerdir. Bu çocuklar sorunları kendi içlerinde çözerler. Duygusal olarak hassas, derin düşünen ve algıları açık çocuklardır. "Eğer daha iyi, daha uslu olursam beni severler" yanılgısına düşerler. Kendi ihtiyaçlarını görmezden gelip başkalarını memnun etmeye odaklanırlar. Yetişkinlikte tükenmişlik ve depresyona yatkındırlar. İkincisi dışsallaştırlanlardır. Bu çocuklar sorunları dışarıya yansıtırlar. Eyleme dökme eğilimindedirler. Gerçeklikle yüzleşmek yerine dikkat dağıtıcı şeylere (bağımlılıklar, öfke patlamaları) sığınırlar. Sorunlarının kaynağını hep dışarıda ararlar ve kendilerini geliştirmekte zorlanırlar. Gibson, yetişkin çocukların özgürleşmesinin önündeki en büyük engelin iki psikolojik mekanizma olduğunu söyler. Bunlardan biri iyileşme
Psikoloji
Olgunlaşmamış Ebeveynlerin Yetişkin ÇocuklarıLindsay C. Gibson · Sola Unitas · 20192,378 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kitap İncelemesi ve Yorumu
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
Sabahattin Ali’nin 1940 yılında yayımlanan bu ölümsüz romanı, insanın kendi ahlaki zayıflıklarını, korkularını ve eylemsizliğini soyut bir güce yükleyerek sorumluluktan kaçmasını sert bir dille eleştirir. Eser, II. Dünya Savaşı arefesindeki İstanbul’un yozlaşmış entelektüel çevrelerini, idealist fakat zayıf iradeli Ömer ile içsel gücünü korumaya çalışan Macide’nin sancılı ilişkisi üzerinden mercek altına alır. Ömer, toplumsal değerlerle ve kendi vicdanıyla sürekli çatışan, her hatasından sonra suçluyu kendi dışında arayan modern insanın kusursuz bir prototipidir. Yazar, dönemin sahte aydın çevrelerini, dedikodu mekanizmalarını ve çıkarcı ilişkilerini acımasızca hicvederken, okuru da kendi içindeki o bencil tarafla yüzleşmeye zorlar. İçimizdeki Şeytan, muazzam psikolojik derinliğiyle insanın kendi iradesizliğini ve toplumsal ikiyüzlülüğü yüzümüze vuran zamansız bir başyapıttır.
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · İş Bankası Kültür Yayınları · 2024209,2bin okunma
9/10
·724 syf.·
2026 15. kitabı
Postmodern tarzıyla Oğuz Atay , kitaba adını verdiği tutunmak,tutunamayanlar ve tutunmak istemeyenler üçgeninde yazmış kitabı. 200 sayfaya yakın yerde asla tek bir noktalama işareti göremezsiniz. Anlam bazen karmakarışık olabiliyor ya da senin bütün iç dünyanı yerle bir edecek cümleler kurabiliyor tek bir cümlesiyle. Selim Işık‘ın intiharının arkasındaki nedenler o kadar çok irdelenmiş ki hayata tutunamadığı için ölmesini yadırgamamak gerekir . Turgut Özben’in Selim’in iç dünyasını göremediği ,onun intiharına engel olamadığı için kendisi de tutunamamıştır bir anlamda hayata. Turgut’un Selim yüzünden hayattan kopuşunu o acısını bütün cümlelerde hissedebilirsiniz fakat kitabın sonunda beklediğim şey olmadı ben Turgut’un da hayattan kopacağını düşünürken daha yavan bitti kitap. Çok değişik bir serüvendi, çok değişik bir kitaptı bence . Ayrıca sosyal medyada o kadar çok Olric ile ilgili sahte yazılar görürsünüz ki kitapta onlardan pek eser yoktur :) Veee son olarak ; okunması gereken kitapların başında geliyor TUTUNAMAYANLAR
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202475bin okunma
6/10
·400 syf.··
2026 32. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 19:52
"Demek insanların yüzü başka, içleri başkaydı." Allah hepimizi korusun böyle insanlardan. Orhan Kemal öyle bir kaynana figürü yazmış ki şeytana dudak uçuklatır. Gelini Nazan'a yapmadığını koymayan Hacer Hanım ikiyüzlü, yalancı, dini istismar eden, bencil, çıkarcı bir kaynanadır. Oğlunu istediği gibi manipüle edip gelinine karşı doldurmakta üstüne yok. Torunu Haldun'u da pis işlerine alet edip kendine kalkan olarak kullanıyor. Bence kendinden başka kimseyi sevmeyen kaynana Hacer Hanım bir yuvanın yıkılmasına bir kadının hayatının kararmasına sebep oluyor. Nazan ise tam vur eline al elinden ekmeği tabirine uyan bir gelindir. Yazarın cümleleri ile: "Hayatı boyunca çekilen tarafa sürüklenmiş, istenen her şeyi yapmış, sonunda suç onun olmuştu." Her olayda kabak başına patlar ve hep o suçlu çıkar fakat kendini hiç savunamayan bir kadındır. Eşiyle güzel zamanlar geçirmek ister fakat yetiştirilme tarzından dolayı içindekileri dışarı yansıtamaz, utanır. Kimseye karşı gelemez, nereye çekilirse oraya gider. Kaynanasının yaptıklarına boyun eğmek zorunda kalır ve ona kurulan tuzağı fark edemez. Daha sonrasında kaynanasının sahte iyi niyetlerine de inanarak ne kadar saf olduğunu gösterir. Başına daha neler neler gelir sayfalar ilerledikçe. Anne oğul, kaynana gelin, toplum ve dedikodu ekseninde dönen roman bir yandan çok abartılı olaylarla ilerliyor. Bu kadar da olmaz dedirtecek şeyler oluyor kitapta. Nazan'ın uysallığına, kaynananın şeytanlıklarına ve Mazhar'ın eşine karşı davranışlarına sinir olmamak elde değil. Sonrasında hikayeye dahil olan bar kızı Jale bence kitaptaki en mantıklı aklı selim olan karakter. Tabi onun da kusurları var elbette. Orhan Kemal'in bizi çıldırtmak için yazdığını düşündüğüm El Kızı kitabı bazen üzüp bazen de saç baş yoldurtacak bir kitap. Okurken
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,4bin okunma
9/10
·152 syf.··
2026 33. kitabı
"Umutsuzluğun Doruklarında" felsefe metni olmaktan ziyade, kronik uykusuzluğun ve varoluş sancısının tetiklediği sansürsüz bir çığlık olmasıyla fark yaratıyor. Cioran burada acıyı ve hiçliği uzaktan incelemiyor tüm sahte entelektüel zırhları indirerek kendi ruhunun otopsisine okuru da suç ortağı ediyor. Kitap, rasyonel dünyanın sunduğu tüm tesellileri ve çıkış yollarını barbarca yok ederek, insanı kendi içindekien ham ve çıplak uçurumla baş başa bırakıyor. ​Kitabımız, modern hayatın dayattığı sığ iyimserlik varsayımlarına sığamayan ve içindeki sessiz çığın ağırlığıyla geceleri uyanık kalan "sistem yorgunları" için yazılmıştır. Hayatın mekanik rutinlerinden, ucuz kişisel gelişim yalanlarından ve maskeli bağlardan yorulmuş; dürüst bir yabancılaşmanın konforunu arayan olgun ruhlara hitap ediyor. Dünyada kendini ebedi bir sürgün gibi hisseden ve ucuz bir reçete yerine acının en çıplak, en asil halini arayan her yaralı zihin için sarsıcı bir limandır.
Umutsuzluğun DoruklarındaEmil Michel Cioran · Jaguar Kitap · 20192,101 okunma