İslam'a göre insanın bu dünyada görünmesindeki maksat, eşyanın bilgisini kazanmak; insân-ı kâmil ilahî isimlerinin ve sıfatlarının yansıdığı ayna olmaktır. Kovuluşundan önce insan Cennet'tedir, kadim insan'dır; kovuluşuyla bu halini kaybetmiştir; ama kendini, tümüyle bilebileceği bir Kâinat'ın merkezinde bulduğu için tekrar eski haline de dönebilir ve eskisi gibi insân-ı kâmil olabilir. Bu yüzden, hayatın kendisine sağladığı fırsatı değerlendirebilirse, kozmosun da yardımıyla onu terk edebilir.
Soğuk Savaş sayesinde "Batı" denildiği zaman akla sadece bir tüketim cenneti gelmesi sağlandı. Kırk beş sene boyunca "Doğu" kelimesi cehennemi çağrıştırmadıysa bile, kitle kültürü doğudan bahsedenlerin korkulu, karanlık, soğuk, şüpheli bir yerden bahsettiklerini telkin etti.
Batılılar, yüreklerinin en gizli köşelerinde hâlâ duran "Ortadoğu korkusu"nu atamamışlardır. Nedir bu korku? Ortadoğuluların, İslam uygarlığını yeniden gün yüzüne çıkarma olasılığıdır.
Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi. Bir ruh ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydan çıkıyordu...