“Kamusal alanlarda deodorantın yaygın kullanımı ve kokunun bastırılması, dünyanın başka bir yerinde kopyalanması zor bir kokusal yavanlık (blandness) ve aynılık diyarının oluşmasına sebep olur. Bu yavanlık, farklılaşmamış mekânlar yaratmamta ve bizi yaşamdaki zenginlik ve muhteliflikten mahrum bırakmaktadır.
Eylem ve düşünme biçimlerinin örtük içeriğinin saptanması bazen “ideoloji eleştirisi” olarak adlandırılıyor. Bir toplumda işleyen, fakat bu toplumdaki insanların karakteristik düşünme, eylem ve ilişki biçimlerinin anlaşılması için yeterli kaynağı sunmayan anlam sistemlerine ideoloji deniyor. Bir ideolojinin anlaşılması için, sosyal bilimcilerin bu yetersizliği ve bunun işleyiş biçimlerini ifşa etmeleri gerekiyor, çünkü sonuçta, ideolojiler içkin olarak yetersiz ve
yanlış yönlendiricidir. Bunun için ise, ideolojinin açık içeriğinin tamamen
ortaya dökülmesinin yanında bu içeriğin örtük içeriğine çevrilmesi gerekiyor.
Dahası, ideolojilere sembolik anlamlarıyla birlikte nedensel güçlerini kazandıran ve fakat aktörlere görünmeyen mekanizmaların da saptanması gerekiyor. Bütün bunlar ise, kaçınılmaz biçimde, insanların sistematik olarak nasıl kandırıldıklarının ve bundan dolayı da nasıl düş kırıklığına uğradıklarının tam-öl-
çekli bir analizini gerektiriyor. İşte böyle bir tam-ölçekli analize eleştirel teori deniyor (bunun klasik örnekleri Marx ve Freud’un teorileridir; ayrıca bazı çağdaş feminist teoriler de bu türdendir).
Kelime olarak ideoloji kavramı 1789 Fransız İhtilalinden sonra
kullanılmaya başlanmış ve ilk defa 1796 yılında Destut de Tracy tarafından
açıklanıp sistematize edilmiştir. Bu ilk icadında İdeolojiyle
uğraşan kimseye de (mesela Tracy'ye) ideolojist adı verilmiştir.
Ancak daha sonra Napolyon, rakip bildiği bir aydın grubunu ideolog
olarak niteleyip karalamaya çalışınca ideoloji kelimesi olumsuz bir
anlam kazanmış, lafebeliği, boş söz manasında kullanılır olmuştur.
Bizde 19 . yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında, Arapçanın en
kısır köklerine bile şaşırtıcı bir doğurganlık kazandıran Z. Gökalp
gibi düşünürlerimiz ideolojiyi önce "fikriyat" , Hatemi "ülkü" ile karşılamış,
Necip Fazıllarla birlikte "İdeolojya Örgüsü" gibi bir geçişten
sonra ideoloji kelimesinin bizzat kendisi kullanılır hale gelmiştir