İtiraf etmeliyim ki, kitap için değil yazar için inceleme yazmayı düşünüyordum. Necip Fazıl'ın her eserinde incelememin mutlaka olması düşüncesindeydim ta ki, sonu hüzünle bitmiş olmamasına rağmen gözlerimden süzülen iki damla yaşı ve laf gelimi tüylerimin diken diken olduğunu farkedinceye kadar. O zaman düşündüm ki, ne olursa olsun bu kitaba inceleme yazardım.
Kitabın sonunda değil, ortalarında, bir defa değil, defalarca düşündüğüm şu oldu; keşke ilk önce diğer kitaplarımı bitirseydim de sonra Necip Fazıl'ın eserlerine başlasaydım. Çünkü... Bu eserler dışına çıkınca kayboluyorum. Ve yine kendimi, Necip Fazıl'ın eserlerinde buluyorum...
Aynadaki Yalan Üstad'ın tek romanı. Tabi roman deyince akla gelen romanlardan değil. Tasavvuf, Istırap, Hakikat, Allah'a yöneliş ve sonunda.. Allah'ı buluş...
İncelememi okuyarak kitabı alıp sonra hayal kırıklığına uğramanızı istemem. Ama aksine incelemeden somra alıp beğenmeniz, buna vesile olmak da beni çok mutlu eder. Bu kitap benim için konusuna dair hiçbir şey bilmememe rağmen dikkat çekici, daima alıp bir an önce okumak istediğim bir kitaptı. Elhamdülillah pişman olanlardan değilim. (ki bu seçenek aklıma bile gelmemişti)
Kitaba inceleme yazıyorum, kitap hakkında bahsetmem lazım ama, kelimeler beynimde dönüyor fakat cümleye dönüşemiyor. Okuduğum diğer kitaplarda bu soruyu almamama rağmen bu kitabı okurken "ne anlatıyor" sorusunu bir kaç farklı kişiden aldım. Ama ne anlatıyor bende bilmiyorum ki? Aşk desen, tam olarak o değil. Sevmediğin tarafından sevilip sevilmediğini sevmek desen, yine tam değinmiş olamam. Hastalıklı bir ruh hali desem, ruhu hepimizden sağlam...
Mana şuraya çıkıyor ki; kelimelerim tükeniyor.
"-Arada bir tutulurum; kelimelere güvenim kalmaz" (Sf. 23)
Şunu da kavradım ki;
-İnsan; "var" ile "yok"
“İslâm Medine’de başlamıştır. (…) Hirâ mağarasında henüz Muhammed zahid bir hanifti; Hz. Muhammed mağaradan dönmeye mecburdu. Bu dönüşü olmasaydı hanif olarak kalacaktı. Fakat döndüğü için İslâm’ın rasûlü olmuştur. Bu, dahilî ile haricî dünyanın, mistik ile aklın, meditasyon ile eylemin karşılaşmasıydı. İslâm mistik olarak başlamıştı, siyasî ve devlet fikri olarak devam etti. Din, gerçekler dünyasına girerek İslâm oldu.”
( İzzetbegoviç, 1992: 289)
"Ya gidecek başka yer, baş vuracak başka kimse yoksa?.. Her insanın, hiç olmazsa gidebileceği bir yeri olması gerekmez mi? Çünkü öyle bir zaman oluyor ki, mutlaka bir yere gitmek gerekiyor.
Ama ne olursa olsun, ben uzaktan, istediğim gibi, dedikodusuz, riyasız bir dünya görüyorum ya: Ay ışığı, kulübe ile sarayı birbirinden nasıl farksız yapıyorsa insanları da başka türlü yapamaz ki. Her kulübemsi insan bir saraydır. Nitekim ben de.
Ölürken insanların boğazından, gırtlağından çıkan bir ses vardır. Özellikle film izlerseniz bilirsiniz. Şimdi sesli olsa çol daha iyi anlardınız da tasvir etmeye çalışayım. Tam gırtlaktan çıkıp böyle "Kkk" diye biten bir ses gırtlaktan k sesi çıkarırsanız dediğimi anlarsınız.
Şimdi Kurani Kerime bakalım; öncesinde can boğaza dayandığında der
Ve kile men râk. (Kıyamet 27.Ayet)
kurtaracak olan kimdir?
Ve zanne ennehul firâk (Kıyamet 28.Ayet)
Bunun ayrılık anı olduğunu anlar.
Velteffetis saku bis sâk. (Kıyamet Suresi 29.Ayet)
Ve ayakları birbirine dolaşır
İla rabbike yevme izinil mesâk (Kıyamet Suresi 30.Ayet)
İzin Günü gidiş yalnızca Rabb'inedir.
Yine arapça okunuşu bilen kardeşler farkedecektir ki râk, firâk, sâk, mesâk hepsinin okunuşunda bitiş gırtlaktan "kık" sesi ile biter yani tam da ölüm anında gırtlaktan gelen ses gibi. Şu ölüm anındaki psikolojiyi anlatma şekline bakar mısınız? Şu uyuma şu inceliğe, Kuran Allah kelamından başka bir şey değildir..