korkak değilim umutsuz değilim bundan böyle
değiştirdin sana yaraşmayan günlerimi verdiklerinle
sana yaraşmayan ne varsa çıkarıp attım
yeller esiyor şimdi o büyük karanlığımın yerinde
geldin kutsal bildiklerimi yeniden tanımladın
ülkemi bir bakışta bağladın güzelliğine
en varılmaz yerlere vardırdın ellerimi
en gizli denizleri açtın gemilerime
sensin artık adı bir dönülmezliği çağıran
kelimeleri ölümsüz kılan şiire
Kemal Özer
Daha önceki açıklamalarımızı anımsarsak, insanın yaşam ve davranış biçimiyle bir bakış açısına kavuşabilmesi için, ister istemez bir yaşamsal amacını saptamış olması gerekir. Belirli bir amacı gözümüze kestirmeden ne bir şey düşünebilir, ne bir şey yapabiliriz. Böyle bir amaç da henüz erken bir dönemde çocuğun ruhunda karanlık bir siluet olarak açığa vurur kendini, çocuğun tüm gelişiminin yönünü belirler. Her bireyin özel bir birim, başkalarından değişik kendine özgü bir kişilik oluşturmasını sağlayan yönetici ve yaratıcı güçtür amaç; insanın tüm devinim ve dışavurumları bir amaca, ortak bir noktaya yöneliktir; dolayısıyla, izlediği yolun hangi noktasında bulunursa bulunsun bir insanı her zaman tanır, nasıl biri sayılacağını söyleyebiliriz.
Sıkılarak gülümserken onun yanında kendimi öylesine kaybettiğim bir andı, olanlar oldu...
gözlerimdeki yakan sıcaklığı fark ettim
gözlerimde masum bir bebek gibi çoşkuyla doğan kızgınlığı tüketmek zorundaydım
gözlerimde doğanı fark etti...
“düşündüğü gibi yaşayabilen kim var”
Efendim?
Laf aramızda
Etim ne budum ne dedim ?
arıma ne dokuncak b..yanlış ne yaptın ki?
ara sıra onun beni duyması için çığlığı koyverdiğim oluyor geceleri de...
ne haddime
En iyisi topla arkadaş
ortada doğru bir yanlış da
olsa yanlış bir doğru da olsa
hatta buram buram gerçek de koksa cılız bedenindeki güçlü kalbini
-tabi mümkünse-
Ruhunun arta kalan gırgırlık kısmını da
grostonluk hasretini de al
kalk ! gık etmeden...
bu senin olmayan diyarlardan göç
sapkınlığın lüzumu yok yıldızlardan bahsedene kalbimden yakalayana
Çapak olduğun da yeter,