Her insanın belirli bir mizaçla doğmuş olduğunu ve kendi kimyası gereği dünyayı pembenin ya da grinin farklı bir tonunda görmeye neredeyse mecbur kalmış olduklarını inkar etmenin gereği yoktur.
"... İnsanlar hala, içten yanmalı motorun nasıl işlediği konusunda doğru dürüst bir fikri olmayan otomobil sürücüleri gibidirler. Yine de her insan bir yanıyla istisna oluşturur."
Çoğu karşılaşmada, temkinli davranma ya da gururunu koruma dürtüsü, düşüncelerin içtenlikle dile getirilmesine hala izin vermiyor. Dünyanın gürültüsü sessizliklerden kurulu.
Doğal bir dürtüyü bilincinden uzaklaştırmaya çalışan bir kimsenin, onu hiçbir zaman yok edemeyeceğini, sadece bilinçaltına iterek daha tehlikeli bir şey haline getireceğini Freud'dan beri bilen bizler, bugün o naif gizleme yöntemindeki cehalete bakıp güler geçeriz.
Oblomov'un mektubu nerede? Bakın ne diyor...
Masanın üstünden mektubu aldı ve bir yerini okudu:
"Benim size anlatmak istediğim, duyduğunuz şeyin gerçek aşk değil, sadece bir aşk umudu olmasıdır. İçinizdeki bilinçsiz aşk ihtiyacı asıl gıdasını bulamayınca, hararetsiz ve sahte bir alevle yandı. Bu çeşit ateşler kadınlarda bir çocuğa veya bir kadına gösterdikleri sevgide ya da nedensiz döktükleri gözyaşlarında, histeri bunalımlarında görülür... Ben baştan size bunu açıkça söylemeliydim: Siz yanlış bir yoldasınız; Karşınızdaki erkek, rüyanızda gördüğünüz adam değildir. Göreceksiniz, bir gün o adam karşınıza çıkacak; o zaman kendinize geleceksiniz; işlediğiniz hatadan utanacak, bana kızacaksınız. "