Her şiddet, sahip olmak, malik olmak ve daha fazla sahip olmak istemek demektir, bu nedenle Tolstoy'a göre tüm eşitsizliklerin nedeni mülkiyettir. Genç soylu Brüksel'e Proudhon ile boşuna saatler geçirmemiştir: Marx'tan çok önce, o tarihlerde tüm sosyalistlerin en köktencisi olan Tolstoy şunları söylemiştir: "Mülkiyet tüm kötülüklerin ve acıların başıdır ve çatışma tehlikesi, aşırı servet sahibi olanlarla hiç olmayanlar arasında çıkar." Çünkü varlığını sürdürebilmesi için mülkiyetin savunma konumuna geçmesi ve hatta saldırganlaşması gerekir. Şiddet mülkiyeti kapmak için gereklidir, serveti büyütmek için gereklidir, onu savunmak için gereklidir. Böylece mülkiyet kendisini koruması için devleti yaratır, devlet de kendini kabul ettirmek için, "sadece mülkiyeti korumaya hizmet edeni, tüm baskı sistemini", kaba ve başıboş bir şiddetin organize olmuş biçimlerini, orduyu, adaleti yaratır ve her kim kendini devletin altında görür ve onu tanırsa ruhuyla bu güç prensibinin kölesi olmuş demektir. Tolstoy'a göre modern devlette bağımsız görünen düşün insanları bile farkında olmadan, birkaç kişinin mülkiyetinin korunmasına yardımcı olurlar, hatta "gerçek anlamı devleti ortadan kaldırmak olan" İsa'nın Kilisesi bile, "yalancı öğretileriyle" gerçek görevine sırtını dönüp silahları kutsar, mevcut dünya düzeninin haksızlığını kanıtlamaya çalışırken ürettiği formüller içinde kalır, bir alışkanlık ve gelenek olmaktan öteye gidemez. Sanatçılar, o özgür doğanlar, vicdanın görevlendirdiği o avukatlar, insan haklarının o savunucuları ise fildişi kuleciklerini oymakla ve "vicdanlarını uyutmakla" meçguldürler. Sosyalizm kapanmayan yaralara doktor olmaya çalışır, devrimciler ise yanlış dünya düzenini gören yegane insanlar olarak onu temelden yıkmak isterken, düşmanlarının öldürücü silahlarını