Ölümden korkmak, kendine sahip olmadığı bir bilgiyi yakıştırmaktan başka nedir ki? Bilmediğimiz şeyi bildiğimizi sanmak değil midir? Çünkü, sonuç olarak insan ölümün ne olduğunu bilmez, ölümün insan için iyiliklerin en büyüğü olup olmadığını da bilmez. Yine de ölümden korkarız, onun acıların en büyüğü olduğunu bilirmişçesine. Bu, sakın gerçekten utanılacak nitelikte ve bilmediğimiz bir şeyi bildiğimizi sanmaktan ibaret cehalet olmasın?
Sokrates, Theaitetos'ta başkasıyla tartışırken bir ebe rolünü oynamakla yetindiğini söyler. Kendisi hiçbir şey bilmez ve öğretmez, ama soru sormakla yetinir ve muhataplarını kendi hakikatlerini doğurmalarına yardım eden de bu sorgulamadır. Böylesi bir imge, bilginin ruhun kendisinde saklı olduğunu ve onu keşfetmenin, sokrates'in sayesinde bilgisinin boş olduğunu öğrenen bireyin işi olduğunu düşündürür.