9/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 17:10
Bu kitap güzeldi. Kitabın içinde Hz.Musa'nın hayatı anlatılıyordu. Mısırlı insanların Firavunu tanrı olarak sanatlar. Ona hizmet ederler. Firavun bir gün rüya görer bunu rüya tabircilerine sorar ve rüya tabircileri ona İsrailoğulları soyundan gelen bir bebek seni öldürecek der. Firavun bundan sonra İsrailoğullarının yeni doğan bebeklerinin hepsini öldürürler. Hz.Musa doğduğunda onu fark etmezler ve Allah Cebrail aracılığıyla Hz.Musa'yı bir sandığı koyup bir denize bırakmasını söyler. Deniz bir gün Firavun askerleri tarafından görülür, sandığı açtıklarında içinde bebek görürler. Askerler o bebeği öldürmez çünkü bebek çok tatlı ve çok güzelmiş ve Firavun'a hemen haber verirler. O bebeği öldürmezler çünkü Firavun'un eşi Asiye hatun bebeği öldürmemesi için Firavundan talepte bulunur. Uzun lafın kısası Hz. Musa'ya bakarlar. Birgün bebek Firavuna hoşlanmadığı bişey yapar ve Firavun onu öldürecek olan bebeğin bu olduğunu düşünür. Hz.Musa büyür. Allah ona peygamberlik görevi verir, Tevrat kutsal kitabını indirir. Hz.Musa insanlara Firavunun tanrı olmadığını Allahın mucizeleri ile kanıtlar. Fakat insanlar inanmaz ve ona büyücü derler. Hz.Musa ve İsrailoğulları eski yurtlarına dönerlerken Firavun onları takip eder. Hz musa asasını yere vurarak denizi ikiye ayırır hem Firavun hemde askerleri ölür. Fakat hala insanlar ona inanmazlar. Kitabın dili anlaşılır biçimde yazılmış. Hz.Musa'nın hayatını merak edenlere öneririm.
Nehirdeki SandıkAhmet Yılmaz Boyunağa · Timaş Yayınları · 201663 okunma
Kabuğun Altında Kalanlar
9/10
·141 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Rüveyda Şener'in ikinci kitabı Kabuğun altındaki. Edebiyat dünyasında Dilsizler Bandosu eseriyle ismini duyuran yazar, yeni kitabını bu güçlü kökler üzerinde büyütüyor. İnsanların da ağaçlar gibi tutunacak bir vatan aradığı, gövdesine kazınan isimlerle yaralandığı, her sonbahar kaybedip her bahar yeniden doğduğu gerçeğini Kabuğun Altındaki 16 güçlü öyküyle dillendiriyor. Zahmetsizce oluşturulduğunu düşündüren sağlam kurgular, bir yerlerden aşina olduğumuz karakterlerin inandırıcılığını artırıyor. Eseri okurken Türkçenin parıltısıyla gözlerimiz kamaşıyor. Usta bir şoför gibi kullandığı kelimeler hikayeye istikâmet kazandırıyor. Dileriz bu velud kalem uzun yıllar yazmaya devam eder. Kabuğun Altındaki her yara ölümcül olmayabilir, yaşamak için sadece fedakarlık yapmak gerek diyerek,16 öyküyü içine alan Kabuğun Altındaki kitabının ilk öyküsü olan Bir Adım Öne'ye geçiyoruz. "Soluk soluğa uyandığı nice uykunun celladı, rahat bir vicdanınsa yargıcı olmuştu." Gaflet anları, insanın boynuna yağlı bir urgan gibi geçer ve unutmaya çalıştığı her an, her köşebaşında insanı yakalar. Öyküde de yer tutucu gencin aklında sadece baklava desenli atkıyla yer tutan bir ölü vardır. Bir gün çıkıp gelir ve katiline hesap sorar. Yazarın paylaştığı epigraftaki gibi zaman ölüleri gömer ve ansızın önünüze atacağı anahtarı kendinde saklar. Kumda Aslan Pençeleri; grafoloji denilen el yazısı üzerinden kişilikleri okuma ilmine yönelik, şizofreni özelliği gösteren bir ruhun hezeyanlarını ele alıyor. Yazarın psikolojik danışman olması karakterin paranoid hayallerinin anlatımını güçlü kılarken çağımız insanına da ayna tutuyor. Diploma, kurs, eğitim, kamp, etkinlik peşinde koşan buna rağmen arzu ettiği yaşama kavuşamayan modern insan çıkmazlarına... Üstelik belgeler çoğalsa da elalemin ilk basamağı
Edebiyat
Kabuğun AltındakiRüveyda Şener · Şule Yayınları · 20259 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
9/10
·88 syf.··
2026 85. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 21:15
Bazı yazarlar var ki, her okuduğumda yeniden kendine hayran ediyor, tüm kitaplarını okuyup bitirmeliyim hissi bırakıyor. Sema Kaygusuz’un anlatılarındaki kurgu kıvraklığı, gündelik olanın içine sızan tekinsizlik ve dilin yer yer pürüzlü, yer yer yoğun dokusu birleşince metinler güçlü bir okuma hazzı veriyor. Dili kullanmadaki ustalığı, metnin sadece bir anlatı olmaktan çıkıp başlı başına bir deneyime dönüşmesini sağlıyor. Bu kitabı da, tıpkı diğerleri gibi, aynı hayranlıkla okudum ve çok sevdim. Bu arada Storytel'den dinledim, harika seslendirme için ayrıca Tilbe Saran'a teşekkür ederim
Sandık LekesiSema Kaygusuz · Metis Yayıncılık · 20211,267 okunma
9/10
·252 syf.··
2026 27. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 10:00
Northanger Manastırı’nı okurken şunu net bir şekilde fark ettim: Bu kitabı, Gurur ve Önyargı’dan daha çok sevdim. Gurur ve Önyargı’yı sevsem de Northanger Manastırı beni çok daha fazla merakta bıraktı. Hikâye boyunca “bir şey olacak mı, şimdi ne çıkacak?” diye diye okudum ve bu duygu son sayfaya kadar kaybolmadı. Özellikle Catherine’in hayal gücünün iyice çalıştığı bölümlerde, ben de onunla birlikte beklentiye girdim. Sandık sahnesinde açıkçası “acaba gerçekten başka bir şey mi çıkacak?” diye düşündüm. O gotik hava bir an için insanı kandırıyor ama Jane Austen tam da bunu yapmak istiyor zaten. Neyse ki olaylar karanlık bir yere gitmedi; kitabın o hafif, ironik ve eğlenceli tonu korunmuş oldu. Genel olarak Northanger Manastırı benim için sürükleyici, yer yer gülümseten ve okurla bilinçli şekilde dalga geçen bir roman oldu. Jane Austen’ın daha klasik ve romantik anlatılarını seven biri olsanız bile, bu kitabın farklı havası bence kesinlikle şans verilmeyi hak ediyor.
1000Kitap
Northanger ManastırıJane Austen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,719 okunma
Bu sefer sandıktan ne çıkacak
Puan vermedi·160 syf.··
2026 25. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 23:11
İhsan Oktay Anar’ın romanlarında dikkatimi çeken ortak noktalardan biri de sandık motifi. Neredeyse her kitabında bir şekilde karşımıza çıkan bu unsur, yazarın anlatı dünyasının vazgeçilmez parçalarından biri gibi. Sanki Anar, her romanında okurunun önüne yeni bir sandık koyuyor; biz de kapağı aralandıkça yalnızca hikâyeyi değil, hikâyenin ardında saklanan anlamları da keşfediyoruz. Tiamat da benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Roman oldukça akıcı ilerliyor. Olaylar hız kesmeden devam ederken Anar yine kendine has diliyle gerçek ile hayali, ciddiyet ile mizahı ustaca harmanlıyor. Kitabın sayfa sayısı çok yüksek olmasa da içine sığdırdığı dünya oldukça geniş. Bazı denizcilik terimleri ve teknik ayrıntılar zaman zaman okuma hızımı düşürdü. Ancak bu detaylar kitabın atmosferine hizmet ettiği için çok da rahatsız edici gelmedi. Zaten Anar okurken her şeyi eksiksiz anlamaya çalışmaktan çok, anlatının akışına kendini bırakmak gerektiğini düşünüyorum. Yazarın eserlerinde sıkça karşılaştığımız o gizemli obje ya da sandık motifi burada da hissediliyor. Sanki karakterler kadar eşyaların da bir hafızası var ve hikâye, saklanan bir sırrın etrafında dönüyor. Bu yönüyle Tiamat bana yine klasik bir Anar romanı hissi verdi. En sevdiğim tarafı ise kitabın okuruna kesin cevaplar vermemesi oldu. Son sayfayı kapattığınızda aklınızda olaylardan çok sorular kalıyor. Belki de İhsan Oktay Anar’ın büyüsü tam burada yatıyor: Hikâyeyi bitiriyor ama düşünmeyi bitirmiyor. Kitabı bitirdiğimde zihnimde denizin tuzu, birkaç güzel cümle ve cevabını kendim arayacağım sorular kaldı. Belki de bu yüzden son sözü kitaba bırakmak en doğrusu: “Acaba hepimiz hayal mi gördük? Cümleten çıldırdık mı? Altını demirle mi karıştırdık, meleği ifritle, Tanrı’yı şeytanla? Işığa gidelim derken karanlığa mı
Tiamatİhsan Oktay Anar · Everest Yayınları · 20225,5bin okunma
10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Aslen Avukat olan yazarımız Zekeriya Çetin kaleminden, toplamda 147 sayfalık duygu yüklü bir içerik bizimle. İki yıl önce yazarımızın kalemiyle "Uzun Zaman Önce" eserini okurken tanışmıştım ve severek okumuştum ama bu eseri daha bir başka demeden geçemeyeceğim. #kitababaşlarken O gecede, sıradanlığın kılığında koca bir keder gizliydi. Hiçbirimiz anlamadık. Köpekler ulumadı, gökyüzü kırmızıya bürünmedi, içimize kötü hisler çöreklenmedi. Her şey normal akışında sandık. Değilmiş meğer......... Sayfaları çevirdikçe hüzünlenmemek elde değil. Şuan bunları yazarken dahi tüylerim ürperdi. Ülkece zihnimizden asla silinmeyecek olan, dilimizin söylemeye varmadığı "Asrın Felaketi" 6 Şubat depreminde yaşananlar gözümüzün önünde canlanıyor. Yazarımız her ne kadar romanda anlatılan kişilerin ve olayların kurgusal olduğunu belirtse de gerçek hayatın izlerini taşıdığı için, hatta belki şahit olmadığımız bazı hayatların ta kendisi olduğunu düşünürsek kurgu kısmı devreden çıkıyor. Depremin sabahında teyze oğluna ulaşamayan karakterimiz bir umut apar topar Hatay'a gider. Enkaz başında kuzenine ulaşmayı beklerken Ali ile tanışır. Ali çocukken Irak_İran savaşında ailesini, sevdiklerini kaybetmiş ve Türkiye'ye sığınmış. Yıllar sonra sevdiği kadınla evlenip yuva kurmuş. Ama şimdi sevdiği kadın ve evladı enkaz altındadır. Ali yine bir umut bekleyiş içindedir. 6 Şubat depremini hatırlayarak tüylerim ürperirken bir de Ali'nin anlattıklarını okurken kelimeler boğazıma dizildi desem yeridir. Kitap ilk sayfadan itibaren duygu yüklü ve ders çıkarılacak nitelikte. Yaşama şükretmek, doğal afetin önüne geçememek, savaşların acımasız yüzü ve geride bıraktıkları, vatansızlık duygusu, umutlu bekleyişin belirsizliği, her anın son an olabilecek hissine kapılmak ve daha bir çok duygu iç içe yer
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 2026108 okunma