Veronika, 23 yaşında genç,güzel, oldukça sosyal, hayatı yolunda (!) giden bir kadın. Bir gün intihar etmek ister, peki neden?
Ağır bir depresyon yaşamıyor, büyük buhranlar içinde değil. Çok basit ve dışarıdan bakıldığında önemsiz gibi görünen tek bir sebebi var: Tek düzelik.
Veronika tek düze hayatını renklendirmek için ölmeyi istemişti ve belki de içinde binlerce Veronika olduğunu bilmeksizin "melankolik, henüz kendini keşfe çıkamamış" olanı dinlemiş durmuştu senelerce...
Bu intihar girişimi başarısız olur ve gözlerini Vilette Akıl Hastahanesinde açar.
Siz hiç intihar etmeyi düşünüz mü? Size verilmiş olanı kendi ellerinizle yok etmeyi istediniz mi? Bu isteğinizin gerçek olduğunu varsayın, arzuladığınız şeyin olmasını mı beklerdiniz yoksa hayata sıkıca tutunmayı mı tercih ederdiniz ?
Kitap bu paradoksun etrafında şekilleniyor ve aslında gerçek delilerin kimler olduğunu, intihar etmek isterken bile aslında hayattan değil; kendi içimizde ki "ben" den nefret ettiğimiz için kendimizi öldürmeyi istediğimizin farkına varıyoruz.
Veronika' da akıl hastanesinde yarım bıraktığı işin tamamlanacağını öğrenir ve hayatta olduğu zaman zarfında hayatın hiçte dönüp bakmadığı sokaklarında gezdirir gözlerini....
Sevemediği Veronika'nın yanında hoşnut olacabileceği birden çok Veronika olduğunu görür. Kendisini sevememesinin sebebi aslında kendiyle ilintili değil, sevdiklerinin, toplumun ondan beklediği şeyleri yapamama endişesinin dışa vurumuyla alakalı olduğunu fark eder. Anormal olmadığını, herkes gibi "normal" bir birey olduğunu kanıtlamaya çalışıp durduğunu anlar.
İnsanlar farklı olmaktan neden korkar?
İnsanlar,Toplumdan dışlanmamak için "normal" görünmenin ne kadar anormal olduğunu bilmezler ama yine de en küçük "delilik" göstergesine bile dayanamayan toplum , gördükleri