Yılmaz Çakır

Yılmaz Çakır
@sargeant
Ne demiş Yunus, Gelin Tanış olalım işi kolay kılalım, sevelim, sevilelim bu dünya kimseye kalmaz, Yaşamın temelinin SEVGİ olduğuna inanan okudukça, insanları gördükçe artık Nihilist.
Dünya acıyla dolu bir hapishanedir,
Puan vermedi
2018 yılı Nobel Ödülü, "sınırların kesişimini ansiklopedik tutkuyla birlikte bir yaşam biçimi olarak temsil eden anlatısındaki hayal gücü nedeniyle” Tokarczuk'a verilmiştir. Man Booker ödülünüde aynı yıl almıştır. **Dünya acıyla dolu bir hapishanedir, öyle inşa edilmiştir ki yaşamak için insanın diğerlerine acı çektirmesi gerekir. Beni işitiyor musunuz?" (Syf.124) **Bazen sanki birçok insan için geniş ve ferah olan bir mezarın içinde yaşıyormuşuz gibi hissederim. Gri Karanlıkla kaplanmış, soğuk ve nahoş dünyaya baktım. Hapishane dışarıda değildi, her birimizin içindeydi. Belki de onsuz nasıl yaşanacağını bilmiyorduk. (Syf.44) **Doğanın bakış açısına göre, hiçbir yaratık yararlı ya da yararsız değildir. Bu insanlar tarafından yapılan aptalca bir ayırımcılıktır.(Syf.178) **Yaşlı Kel kafalıydı ve yüzü muhtemelen sokak pazarından satın alınmış ucuz Çin malı bir makineyle kısa kesilmiş, gri sakallarla kaplıydı. Geniş ebatlı, solmuş pantolonu çirkin bir şekilde kalçalarında çıkıntı yapmıştı. (Syf.172) (Burada kelimeler rahatsız edici aşağılayıcıydı. Eleştiri olarak yazar hakkında olumsuz düşünmeme sebep oldu) Yazar içinde 4 cinayet olan bir kitabı sanki hiç cinayet yokmuş gibi masalsı anlatıyor, ancak kitabın sonun da olay çözülebiliyor) ***Romanın asıl meselesi ise insan ve hayvanlar arasındaki orantısız güç ilişkisinin sorgulanması. Roman, hayvanların öldürülmesine karşılık insanların öldürülmesini ciddi bir teklif olarak sunuyor. Bu da okuru oldukça düşündürücü ve ürkütücü bir geleceğe sevk ediyor. Yazar, kasabada gerçekleşen ve kim tarafından öldürüldükleri belirlenmeyen ölümlerin hayvanlar tarafından yapıldığına Janini’nin hayal gücü sayesinde bizi inandırıyor, sonra bunun doğru olmadığını öğreniyoruz. Ama bir yanımız keşke diyor, keşke Komutan denilen o gözü dönmüş
Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri ÜzerindeOlga Tokarczuk · Timaş Yayınları · 20203,060 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
BOŞ VER! YARIN SABAH GİDİYORUM İŞTE, AZARLAMA BENİ.
Puan vermedi
Kitap birçok şey anlatıyor ama asıl Iza Yardım ettiğini iyilik yaptığını düşünürken aslında annesinin hayatla olan bağını koparmış olduğunu fark edemiyor. Iyi niyetle yapılan ancak empati kurmadan yada istenmeden yapılan iyiliğin, birinin hayatında ne kadar acıya neden olabileceğini görüyoruz, Etelka kızına son derece kırgın ve üzgün olarak intihar ediyor, intihara giderken düşünceleri duygu yükleriyle dolu, hatta Lidia'nın sözlerinden çok sevdiği babasının düşüncelerini önemsemediğini anlıyoruz. Vince’ın cenazesinden sonra Annesini hiç sormadan evini göstermeden, Dorozs'a kaplıcaya gönderiyor hayal kırıklığı burada başlıyor, “Iza’nın kolu sertti, sesi de AĞLAMA diyordu, Bu şehri ve Vince’le yaşadığı yaşamış olduğu evi bir daha yaşamaması mümkün müydü” İlk Budapeşte günlerinde “Her gün kendi kendine, onu eski evde tek başına bırakmayan bütün işleri üstlenip onun yerine her şeyi halletmiş olan, onunla ilgilenen ve mutluluğa boğan Iza’yı anlatıyordu sonrada utana sıkıla ne yapacağını bilmez bir halde uzun uzun ağlıyordu.” Yavaş yavaş varlığının onu sıktığını anlamaya başladı ne yapmaya çalışsa engelleniyordu, alışveriş işini vermişti Hizmetçi Terez ama onunda kendisini avutmak için verildiğini anlayınca hayal kırıklığına uğradı. “Terez’e fedakarlığını kabul edemeyeceğini, yük olduğunu hissetmektense ölmeyi yeğleyeceğini anlatmadan yeniden sokaklarda aylak aylak dolaşmaya koyuldu”” Kızının Domokos’la konuşurken dinledi “”Anla beni, yalnız kalmaya ihtiyacım var, artık dayanamıyorum, hiçbir şey yapmadan, sadece tavanı seyredebileceğim birkaç saate benimde ihtiyacım var.”” “”Bu dinlemeyi yaptığı gece Vince’nin ölümünü izleyen o uzun, aydınlık ve gerçekdışı geceye benzedi”” Kızının kendisi için düşünceleri onu yıktı, hayatı sorguladı şu cümleleri çarpıcı “”Küçük Andrus
Edebiyat
Iza'nın ŞarkısıMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 20245,4bin okunma
Sakın Siyasetçi Olma.
Puan vermedi
Roman bağlamında belki de asıl önemli olan Deli İbram’ın anlattıklarıdır; yani divanından seçip anlattıkları, görüp gözlemlediklerinden divanına kaydettikleri… Bunlar bir taraftan sözlü edebiyatın, halk hikayeciliğinin toplumsal belleğin inşasındaki rolünü ortaya koyarken; diğer taraftan da adanın geçmişine, insanlarının yaşadıklarına ve olayların evveliyatına dair bazı ayrıntılar içerir. Bu hikayeler kurguyu beslemekle kalmaz, olay örgüsünün bel kemiğini oluşturan mücadele zincirini –tarihten bu yana getirerek– gözler önüne serer. Deli İbram, bu özellikleriyle hikâye anlatma geleneğinin sürdürücüsü rolünü oynarken; Anadolu insanının ‘delisi ve akıllısıyla’ bir arada yaşamı birlikte sindirme deneyimlerine bir örnektir. Romandaki çatışmanın temel aktörlerinden biri olan Eczacı Süleyman’ı çok yönlü bir figür olarak ele almaktansa, onu bir ‘tip’ olarak saptamak gerekir. Adadaki yunus avını bir endüstriye çevirme işlevi Süleyman’ındır. Bu tarihsel işlev, ona ailesinden tevarüs etmiş kazanma hırsının basit göstergesinden başka bir şey değildir. Dedesi Zina Mehmet, kazanma işini, bunun için külah değiştirmeyi iyi bilen bir adamdır. Torununa da “Evladım sakın siyasete girme, sen siyaset ol!” (s. 54) öğüdünü en büyük miras olarak bırakmıştır. Bu öğüdü kulağına küpe yapan Süleyman, siyasetçi olmadan siyaseti yönlendirmenin sermaye sahibi olmaktan geçtiğini çok iyi anlar, üzerine düşeni hakkıyla yapar. Eczacı Süleyman tipi, dedesi Zina Mehmet’ten başlayarak kazanma hırsını, asıl gücün sermayeden kaynaklandığını; doğanın, yoksul insanların ve yerine göre devletin ayak bağından başka bir şey olmadığı düşüncesini temsil eder. Bitip tükenmeyen ve biteceğe de hiç benzemeyen tarihsel ezen-ezilen mücadelesinde safı ve rolü belli olan bir tiptir. Osman’ın babası (Balıkçı) adanın sakin,
Edebiyat
Deli İbram DivanıAhmet Büke · Can Yayınları · 20212,842 okunma
İnsan neye göre iyi neye göre kötü.
Puan vermedi
Aristokrat geçmişine ve kişisel başarılarına rağmen Dumas melez kökeni (karayipler) nedeniyle ayrımcılıkla uğraşmak zorunda kaldı. 1843'te ırk sorunlarından ve sömürgeciliğin etkisinden bahsettiği Georges adlı romanını yazdı. Afrika kökenli olmasından dolayı kendisine aşağılayıcı sözler sarf eden bir adama verdiği cevabı ünlü olmuştur. Dumas adama şöyle demişti: “Babam zenci bir melezdi, dedem bir zenciydi, büyük dedemse bir maymundu. Görüyorsunuz ya efendim, sizinkinin bittiği yerde benim ailem başlıyor.” *** Sevgiyi ve sevginin gücünü anlatan bir kitap, insan kötü anılsa da sevmeye hakkı yok mu sevmeye, sevgi başka insanların tekelinde mi. Sevginin gücünü ve karşılanamayan sevginin de ölüme götürüşünü anlatıyor. Kötü insan nedir toplum normlarına, dayattığı kurallara uymayan, insan neye göre iyi neye göre kötü, ahlak bir konsept, çevremizde o kadar çok kötü insan var ki insanların duygularını, emeklerini, gelirlerini, geleceklerini çalan ama kötü olarak bile sınıflandırılmıyorlar. ***Ben bir ilkeye inanıyorum yalnız, bu ilke de şu: iyiliği eğitim yoluyla öğrenememiş bir kadının önünde, iyiliğe giden iki yol açar Tanrı; hemen her zaman böyledir: biri acı, biri de aşktır bu yolların. Çetin yollardır bunlar; bu yollara giren kadınlar ayaklarını kanatırlar, ellerini parçalarlar, ama yolun dikenlerine günahın süslü giyimlerini de bırakırlar aynı zamanda, Tanrı önünde yüz kızartmayan çıplaklıkla erişirler amaca. ***Erkekler, bir kez elde etmeyi güç umdukları şeyin uzun zaman verilmesine sevinecek yerde, sevgililerinden bugünün, geçmişin, hatta geleceğin hesabını sorarlar. Ona alıştıkça, egemen olmak isterler, ne kadar çok verilirse, o kadar fazlasını isterler. Şimdi yeni bir sevgili tutmaya karar verirsem, tüm ender nitelikleri kendinde toplasın, güvenli, boyun eğmiş,
Felsefe
Kamelyalı KadınAlexandre Dumas (fils) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201924,1bin okunma
Puan vermedi
ZOR ZAMANLAR-MARIO VARGAS LLOSA Dedesinin konsolos olarak görev yaptığı Cochabamba'da (Bolivya) yetişti. Lima'daki askeri bir okuldan mezun oldu. Lima San Marcos Üniversitesi'nde edebiyat eğitimi gördü. İspanya’da Madrid Üniversitesi’nde doktora yaptı. Yayınlanan ilk eseri 1952'de basılan "İnkanın Kaçışı" adlı oyundu. Ardından çeşitli dergilerde öyküleri yayınlandı. Gazetecilik ve televizyonculuk yaptı. 1959-1966 arasında Paris'te yaşadı. "Kent ve Köpekler" romanıyla büyük ilgi görmüş. 3 yıl Londra'da yaşadı. 1969'da ABD'de Washington Üniversitesi'nde ders verdi. 1970'te Barselona'ya yerleşti. 1974'te Lima'ya döndü. 1990'da Demokratik Cephe'nin adayı olarak katıldığı Peru başkanlık seçimlerinde başarılı olamadı. Latin Amerikalı yazarların en tanınmış ve ustalarındandır. 13 Nisan 2025'de Lima'da 89 yaşında öldü. Latin Amerika'nın kır ve kent yaşamını, değişik insanlarını anlatan romanlarında kendine özgü bir üslup kullandı. Gerçekçiliği ve anlatımdaki ustalığıyla başarı kazandı. 2010 Nobel Edebiyat Ödülü'nü almıştır. EDEBİYAT ELEŞTİRİLERİNDE BULUNMUŞ • Garcia Marquez: Bir Tanrı Katilinin Öyküsü (1971) • : Flaubert ve Sonsuz Kitap Madam Bovary (1975) • Sartre ve Camus Arasında (1981) Latin Amerika’nın çalkantılı, gizli kapaklı siyasi tarihi Mario Vargas Llosa’nın kalemiyle “Zor Zamanlar” romanında bir kez daha tekrar yazılıyor. “Teke Şenliği” romanıyla Dominik Cumhuriyeti’ndeki diktatörlükten sonra şimdi sıra Guatemala’ya geliyor. Haliyle tarihi ve siyasi bir romanla karşı karşıyayız. Llosa romanını tarihi gerçeklere, olaylara ve karakterlere sadık kalarak yazıyor. Romanda tarihi karakterler olduğu kadar hayali kurgu karakterler de var ve yazar aynı zamanda bu karakterlerin dünyasını bize açıyor. Bu roman 1950 ile 1959 yılları arasında Soğuk Savaş yıllarında
Zor ZamanlarMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 202487 okunma