Kendisini “kadınlığın sınırlarında dolaşan, edebiyatı hem bir sığınak hem bir direniş alanı” olarak gören bir yazar olarak tanımlanır. Eserlerinde yalnızlık, korku, kadın bedeni, patriyarka (Ataerkil),sınıfsal yoksunluk gibi temalar ön plandadır.
Bunun yanı sıra Günışığı Kitaplığı Köprü Kitaplar Projesi için Kış Güneşi (2021) isimli bir gençlik romanı yayımlamış ve birçok derleme ve seçki için öyküler, yazılar kaleme almıştır. Çeşitli edebiyat eleştirmenlerince yenilikçi, kendine özgü bir edebiyat anlayışına sahip olduğu, anlatı kahramanları çağın içinde yaşayan, bireysel ve toplumsal sorunlarla hırpalanmış yaşamlarını sürdüren, genellikle ayrıksı, kıyıda kalmış karakterlerdir.
Kitap, kadın cinayetlerini, toplumun kadın hakkında değer yargıları, günümüzün en büyük sorunlarından birini annesi öldürülmüş bir kadın ve kadın bakış açısıyla anlatılmış. Konusu belki 100 sayfada anlatılabilirdi, ama çeşitli duygusal, psikolojik vs anlatımlarla uzatılmış, edebi yönü iyi, okurken depresif, karamsar, umutsuz, yorgun bir ortam karşımıza çıkıyor, erkeklerin kadın düşmanı olduğu defalarca vurgulanmış, kitabın konusu defalarca farklı biçimlerde yazıldığı için çok ilgimi çekmedi,
Kitabın her bölümü ayrı bir gerilim. Temenni yaşça büyük birisi ile evlilik yapar, kötü bir durumdan kurtulmak için başka bir kötü duruma kendini atan, tipik yılana sarılma hadisesi, sonu çoğunlukla yine kötü biten.
Romanın son cümlesi, beklide en iyi cümlesi teslimiyet değil, diriliştir: “Gerisin geriye dönüp kalan hayatımın bu ilk gününde dışarıya kavruk, davetkâr kokular saçan bir kahveciye girdim.” Bu sahne, ölüm korkusundan yaşam isteğine geçişin simgesidir.
Kocasının sığınılacak bir varlık olması ve birbirlerini sevmeden on yıl evli kalmaları evlilik kavramının sadece geleneksel olduğunu anlatmak