Sonbahar... Sonbahar, hazin mevsim. Yaprakların dökülüp öldüğü, kuşların yuvalarını dağıttığı, veremlilerin ölüm döşeğine uzandığı, sözün kısası bütün yeşil varlıkların sarı bir renk bağlayarak solduğu bu demler ümitsiz kalpleri, teselli kabul etmez yoksunluk felaketzedelerini ne hale getirir, düşünmelidir. Yaprakların döküldüğü bu demde, acı çeken ruhların sarsıcı bir kâbus tesirinde ezildiği bu mevsimde...
Sayfa 88 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, IV. Basım·Kitabı okuyor
Roman
Bölmedim , manasını yitirmesine diye
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher,
Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer – Ah! sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın
DERGAH
Küçük pencereyi hafifçe araladı, sonbahar rüzgârı içeri girince rüzgârla birlikte düşen yaprakların kokusu duyuldu. Dağ sırtı geçen haftaya göre daha sarı ve kırmızı görünüyordu ve onlarca kez son baharı karşılamış Yeonhee Mahallesi’ndeki evler de esen rüzgârda bir hediye gibi sükuneti içinde barındırıyordu.
Sayfa 171
Beni sorarsan, Kış işte Kalbin elem günleri geldi Dünya evlere çekildi, içlere Sarı yaseminle gül arasında Dağların mor baharıyla Sis arasında Denizle göl arasında
Aşık olduğumda, çikolata kokardı kırmızı yazgım. Hayatıma hayat diyemem artık. Sarı yazgım her sonbahar onu biraz daha fazla, ömür yaptı.
Şiir