Edward Said’e göre,
Şarkiyatçılık bir söylem olarak incelenmedikçe, Aydınlanma sonrasında Avrupa kültürünün Şark'ı siyasal, sosyolojik, askerî, ideolojik, bilimsel, imgesel olarak çekip çevirebilmesini -hattâ üretebilmesini- sağlayan o müthiş sistemli disiplinin anlaşılması olanaksızdır.
Sayfa 831
Felsefe
Şark, Avrupa'nın sadece komşusu değildir; Avrupa'nın en büyük, en zengin, en eski sömürgelerinin mekânı, uygarlıkları ile dillerinin kaynağı, kültürel rakibi, en derin, en sık yinelenen “Öteki” imgelerinden birisidir. (..) Şark, Avrupa'nın maddi uygarlığı ile kültürünün belirleyici bir parçasıdır. Şarkiyatçılık bu bütünleyici parçayı, kültür, hattâ ideoloji düzleminde, bir söylem biçimi olarak -bu söylemi destekleyen kurumlarla, sözcük dağarcığıyla, araştırmalarla, imge dağarcığıyla, öğretilerle, hattâ sömürge bürokrasileri ve sömürge biçemleriyle birlikte- dile getirir, temsil eder.
Sayfa 831
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Uzun bir müddet için sefere gideceğim. Evin ihtiyaçları tedarik olundu. Bir ay için ev verdim. Çocukların nafakaları hallettim. Fakat kendim için yolculuğa çıkacak kadar bir paranın yokluğu yolumu kesmekte idi. bunun için de borçlanmaya karar verdim. Dostların birinden yirmi ruble borç aldım. Hemen bir mâni çıkmadan yola çıkmak üzere teşebbüs etmiştim. O günü Rusya'nın payitaht gazetelerinde Reval mülâkatı, Şark meselesin­ de kat’! bir karar vereceği haberini getirdi. Zaten İslâm âleminde ümitsizlikten başka birşey yoktu. Türkiye inkılâbının nasıl bir ne­ticeye varacağı meçhuldü. Biz de her zaman uzun ve derince dü­şünmekle uğursuz Şark meselesi için bir son verileceğine kanaat etmiştik. Fakat mutlaka Osmanlı kahramanları son nefese kadar can feda edeceklerini de düşünürdük. Bundan dolayı ben de kır­langıcın Nemrud’un ateşine ağzıyla su götürdüğünü hatırlayarak uzak doğuya doğru harekete geçtim. Fakat kalbimde yerleşmiş olan uzun seyahati kendimden başka kimse bilmiyor; ailem ise yolculuğun sonunu Ofa, daha ziyade olursa Tomski zannet­mekte; ben de ayrılık acısıyla çekişmekte, “Nâr-ı fırkatle dönüp pervaneye, benzedim her hal ile divaneye” mısranı tekrar etmek­tedim. Çocuklarım ise hazin hazin gözlerime bakmakta idiler.
İnsan işte, her güçlüğe her zorluğa dayanmasını ve uyum göstermesini biliyor veya yüce Allah insanı her acıya dayanacak gücü veriyordu.
Ah, bu hayat… iyi bir çevre, iyi bir dost, iyi bir arkadaş grubu ve iyi bir aile terbiyesi bulamayan insanları çok ama çok zor günler bekliyor.
İnsan kaliteli, dürüst ve inançlı yetişmeliydi ki zararlı olanlarla mücadele etsin ve başarılı olsun.