Kuyucaklı Yusuf / Bir Ruh Çöküşü İncelemesi
9/10
·248 syf.·
2026 157. kitabı
Sabahattin Ali Kuyucaklı Yusuf incelemesini yapmak için daha uygun bir yer olabilir miydi bilmiyorum. Çünkü bazı kitaplar masa başında konuşulmaz. Bazı kitapların içinden toprak kokusu gelir, rutubet akar, kurşun sesi yankılanır insanın içinde. O yüzden biz de burayı seçtik. Kuyucak’ın yukarı taraflarında, sarp kayalıkların arasına sıkışmış eski bir eşkıya mağarasının girişini. Akşam çökmek üzereydi. Güneş dağın arkasına çekilirken taşların üstüne paslı bir bakır rengi bırakıyordu. Mağaranın ağzı karanlığa gömülmüş gibiydi ama içeriden gelen soğuk hava hala yaşıyordu. İnsan içeriye baktığında yalnızca karanlık görmüyordu, yıllardır konuşulmamış suçları da görüyordu. Sanki birileri biraz önce mağaradan çıkıp dağın öbür tarafına geçmişti. Rüzgar kuru otların arasından geçerken ince bir ıslık çıkarıyordu. Aşağılarda zeytinlikler uzanıyordu. Daha da ileride ise kasabanın belli belirsiz ışıkları yanıyordu. Ravi mağaranın girişindeki düz kayaya yaslanmıştı. Münzevi biraz daha içerideydi, sırtını taş duvara vermiş sessizce sigara içiyordu. Hiç ise mağaranın tam ağzında oturuyordu. Ayakkabısının ucuyla toprağı eşeliyor, ara sıra karanlığın içine bakıyordu. Ben ise önümde duran deftere baktım. Sabahattin Ali’nin kitabını konuşacaktık ama aslında biraz da memleketi konuşacaktık. Çünkü Kuyucaklı Yusuf sadece bir roman değil. İnsanların birbirini boğduğu düzenin anatomisi. Defteri kapatıp konuşmaya başladım. Kuyucaklı Yusuf’u ilk kez okuyan biri genellikle Yusuf’un sessizliğine takılır. Çünkü Yusuf konuşmayan bir karakterdir. Ama sustukça büyür. Sustukça ağırlaşır. Roman boyunca insan şunu hisseder, bu adamın içinde yıllardır tutulmuş bir öfke var. Ve o öfke sadece bireysel değil. Çocuk yaşta ailesi öldürülmüş bir çocuğun öfkesiyle birlikte memleketin çürümüş düzenine karşı biriken büyük
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Kapra Yayıncılık · 0210,7bin okunma
Bu ada bizim için çok önemlidir…
10/10
·496 syf.··
2026 21. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 20:00
Keşke’den Belki’lere Belki,bir Kıbrıs romanı.Kıbrıs’ın unutulmaz tarihine şahit oluyoruz.Kıbrıs’ın 1958’de fikren 1963’te kalemle, 1974’teyse kanla yazılan tarihini, Kıbrıs’da Türklerin yaşadığı sıkıntıları anlatıyor. Belki kitabı sadece savaşın, göçün ve bölünmüşlüğün hikayesi değil; aynı zamanda insanların bu büyük kırılmalar karşısında nasıl değiştiğinin, nasıl ayakta kalmaya çalıştığının, bazen de sadece ‘belki’ diyerek tutunacak bir dal aradığının hikayesi… Tarihi olayların yanı sıra, roman karakterlerinin duygusal dünyasına da odaklanıyor.Aşk, umut, kayıp ve hüzün gibi evrensel temalar, yaşanan tarihi olaylarla birleşiyor. İngiliz Sarah’ın, Kıbrıs Türkü Sevgi’nin ve anavatandan gelen mücahit Yiğit’in kuşaklar boyunca iç içe geçen hikayesi. Terzi Süha,Zeynep Öğretmen, Zuhal(oğlu Murat), Sümer Öğretmen ve Tomris Hanım,Elena,Ahmet Saravi ,Osman Nuri- Öğretmen Belgin Hanım(oğlu doktor Sarp)Deniz, Gülten Tilki, Cemal ,Sarah (oğlu John Türk adı Can) ,Lena ve ailesi …her birinin içler acısı hikayeleri… Kitabın sonunda Sema Soykan bu kitabı yazmasının en büyük sebebinin Mustafa Kemal Atatürk’ün “ Bu ada bizim için çok önemlidir.” sözünün tesiriyle yazdığını belirtmiştir. **Umut tutunacak ‘belki’ ararmış.Biz de ‘ belki’ler mi bağladık umudumuzu? **İnsanlığın kaybolduğu yerdeysene adalet oluyor ne de huzur. **Belkisi olmaz kararlı insanın. **Vicdan varsa insanın yüreğinde, hangi milletten olursa olsun haksızlığa karşı duyarsız kalamaz. **Mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta bütün mesele…(Nazım Hikmet) **Belkiler elinden bir şey gelmeyenlerin sığınağıdır. **Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. (Mithat Cemal Kuntay) **Tarih milletlerin hafızasıdır, kitaplar da tarihin hafızasıdır.Ve geleceğe bırakılan
BelkiSema Soykan · Doğan Kitap · 2025589 okunma
Reklam
9/10
·438 syf.··
2026 7. kitabı
Ana kahramanımız İnce Mehmed. Köylüye göre zayıf, yazara göre güzel, iyi düşündüğünden dolayı ince. Dağ köyünde yaşayan her türlü zulüm gösteren ağaya karşı gelip eşkıya olan iyi kalpli İnce Mehmed’in hikayesi. Eşkıyalık hayatı çokça anlatılıyor kitapta iyisiyle kötüsüyle. Doğa tasvirleri güzel anlatılmış çalılar, seyrek ağaçlar, kayalar, otlar, ovalar, dereler. İnce Mehmed dağlarda gezerken ben de kendimi trekking yapıyor gibi hissettiğim anlar oldu. Çukurova’yı anlatıyor daha çok da yukardaki köylerini, aşiretleri. İnce Mehmed’in köylünün yararına çok büyük bir ideali var. Toprak ağalığına karşı herkesin kendi toprağına sahip olması. Ağa öldükten sonra ince Mehmed’in etrafında toplanan köylülerin, ağanın ölmediğini öğrenince Mehmed’i kötüleyip Ağamız bir tanedir demeleri ilginçti. Türk insanı bireysellikten özgürlükten çok, başında bir liderin olmasını her zaman istemiştir. Bunun en güzel örneği. Çok edebi bir roman değil. Sekiz puan verecektim ama kendi halkımızın hikayesi olduğu için dokuz verdim. Zulme, adaletsizliğe karşı direnmek gerekir. Bunun içinde bir lider lazımdır. Kitaptan bana kalanlar; -Vay dedi vay Çocukluk. - Koca Ahmet bir dehşet olduğu kadar bir sevgiydi de. Koca Ahmet bu iki duyguyu yıllar yılı bu dağlarda yan yana götürebilmişti. Bunun ikisini bir arada götüremezse bir eşkıya, dağlarda bir yıldan fazla yaşayamaz. Eşkıyayı korkuyla sevgi yaşatır. Yalnız sevgi tek başına zayıf tutar. Yalnız korkuysa kindir. -Sarp yerlerin insanları adım atarken ayaklarını havaya fazla kaldırırlar. Dizleri hizasına kadar. Sonra ihtiyatlı, korka korka indirirler. Buna alışmışlardır. Halbuki, ova insanları tam aksinedir. Ayaklarını yerde sürercesine giderler. -Memede olan olmuştu düşünüyordu artık. Dünya kafasında büyümüştü. Dünyanın
İnce Memed 1Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202374,4bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2026 42. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2026 02:29
Bazı kitaplar vardır, adını duyunca kalbin hafifçe dalgalanır. Bu eser de inceden öyle bir metin. Üzerimde öyle bir tesir bıraktı; hafif buğulu, dingin… 112 sayfalık kısa bir kitap. Daha çok şiirsel bir düzyazı, uzun iç monologlar ve manevi yansımalarla örülü, tefekküre dayalı bir yazı. Bolca papatya, uçsuz bucaksız mavi gökyüzü imgeleri… Hayat bazen bir cendere, bazen zirveye tırmanılan sarp bir dağ, bazen kupkuru bir avuç toprak, bazen de yemyeşil bir gül bahçesi olarak resmediliyor. Yazar, tevekkül, sabır, sebat, teslimiyet gibi kavramları sıkça öne çıkararak, modern dünyada kaybolduğunu düşündüğü gerçek sevgi ve insanın kendi iç dünyasını tanıma sürecini vurgulamaya çalışmış. Ancak kitabı okurken en çok rahatsız eden nokta, bu samimiyetin yer yer didaktik bir tona kayması oldu. Yazar, sevgi, inanç ve sabır konusunda o kadar sık “şöyle yapın, böyle düşünün, böyle hissedeceksiniz” tarzı yönlendirmelerde bulunuyor ki, okur olarak çoğu zaman akıl verme moduna girdiğini hissediyorsun. Gösterme yerine söyleme ağır basıyor. İç monologlar ve yansımalar güzel başlasa da, aynı manevi kavramlar tekrar tekrar vurgulandıkça metin kendini tekrar ediyor ve tefekkür derinliği yerine bir tür manevi rehberlik havasına bürünüyor. Oysa şiirsel düzyazıda imgelerin ve duygunun kendi başına konuşması daha güçlü olurdu bence. Papatya ve mavi gökyüzü gibi tekrarlanan imgeler de başlangıçta hoşken, ilerledikçe biraz süs gibi durmaya başlıyor. Daha özgün ve daha az tekrarlanan metaforlar metne bir tık nefes aldırabilirdi. Sevgi her zaman papatya kadar masum ve gökyüzü kadar berrak değil. Kırılganlıkları, karanlık yanları, çelişkileri de var. Bu çelişkileri daha cesurca yüzeye çıkarmak, kitabı daha derin ve inandırıcı kılabilirdi. Yine de ilk eser olduğunu unutmamak gerekiyor. Samimiyeti
Edebiyat
Sevmeler Bilmeden OlurHülya Gökçe · Cağaloğlu Yayınevi · 20243 okunma
İnce Memed serisinin ilk kitabıyla merhaba
10/10
·438 syf.··
Beğendi
·
2025 22. kitabı
İnce Memed eşkiyaların efendisi ,Yaşar Kemal’in şahini en büyük emmi Yaşar emmi repliği gelsinOkuyunca sizde benim gibi düşüneceksiniz eminim. Kitabı okumadan önce Yaşar Kemal’in hayatını okumanızı tavsiye ederim.O zaman daha iyi anlıyorsunuz Yaşar emmiyi Anadolu yu okumak mı evet öyle dedim.Bu kitap resmen taş kokuyor, toprak kokuyor.ilk sayfalardan itibaren insanı çepeçevre doğallıkla, samimiyetle, saflıkla sarıp sarmalıyor.Bana kalırsa ilk üç sayfası ciltler dolusu tasvirlere bedel;sade, yalın mı yalın bir manzara... alelade, insanın gözlerinin önüne seriliyor sanki. Spoiler “bu, sarp yerlerin insanının yürüyüşüydü. sarp yerlerin insanları adım atarken ayaklarını havaya fazla kaldırırlar. dizleri hizasına kadar. sonra ihtiyatlı, “korka korka indirirler. buna alışmışlardır. halbuki, ova insanları tam aksinedir. ayaklarını yerde sürürcesine giderler.” yürüyüş olayını kaptıysak geçelim. Hasan onbaşı ince Memed ‘eve Mustafa’ya şehir hayatını aktarırken hepimizin dünyası, hülyası değişiyor. o kadar alıştık ki köy hayatına, anlatılanlara okuyucu olarak biz bile şaşırıyoruz. özgürlük savaşı henüz daha yeni başlıyor. “kara sevda... zor!” “kara sevda deli eder insanı.” “Memed yarı deli zaten...” işte böylece deliliğimiz de tavan yapıyor. köyün ağasının hatçe’yi elimizden alması da ne demekmiş öyle?! biz deliriyoruz, kimse kusura bakmasın, artık onlar düşünsün! topal Ali diye bir husumet başımıza gark eyleyecek gibi gözüküyor. izci doğmuş topal ali’nin kıymeti pek bir abartılıyor.Sanki Memed için hiç şans kalmamış gibi hissediyoruz. halbuki Memed bu, delikanlının hası, adamın dibi. “eşkıyalık başlıyor ince Memed, sıkı dur!” “Bir eserde nasıl bir anlatımdan hoşlanırsın?” diye sorsalar, İnce Memed derim. İçinde aşkın, hüznün, umudun, cesaretin, geçmişte köy hayatının ne
Edebiyat
İnce Memed 1Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202374,4bin okunma
3/10
·176 syf.··
2025 14. kitabı
İnkalar, Şehirlerini ve kalelerini çoğunlukla And Dağları'nın yüksek kesimlerdeki dik ve sarp yamaçlara inşa etmişlerdi.Cuzco yukarılarındaki And dağlarındaki savaşçı kabilelerdiler.1532 yılında, iki kardeş Huascar ve Atahualpa arasındaki iç çekişmeler sonrasında, Francisco Pizarro önderliğindeki İspanyol işgalciler İnka bölgesini ele geçirmişlerdir. Bunu takip eden yıllarda İspanyollar tüm And bölgesindeki tek hakim güç konumuna gelmişlerdir. 1542 yılında Peru Valiliği'nin kurulmasına dek isyan eden İnkaları bastırmayı bilen İspanyollar, 1572 yılındaki Vilcabamba'daki son İnkaların direnişinin de yıkılması ile İnka medeniyetini bitirmiş oldular. İnka toplumu çok sıkı bir hiyerarşik düzen içindeydi. Birçok değişik toplum kademeleri vardı ve bu kademelerin en üstünde Sapa (Baş rahip ve yönetici) ve ordu kumandanı bulunuyordu. Manco Capac, hem Perudaki İnka Hanedanlığı'nın hem de Cuzco'daki Cuzco Hanedanlığı'nın efsanevi kurucu lideridir. Bu efsanevi karakterin hakkındaki mitler ve tarih oldukça karmaşıktır. Manco Capac'ın doğumu ve Cuzco ile ilgili efsaneleri özellikle çok karışık ve çeşitlidir. Bir efsanede Tici Viracocha'ın oğlu olarak yer alırken bir başka efsanede ise Titicaca Gölü'nün derinliklerinde güneş tanrısı Inti tarafından çıkartılıp yeryüzüne getirilen bir kahramandır.İnkaların çok tanrılı bir dinleri vardı. Yaratıcı konumunda bir tanrı ve onun yarattığı birçok başka tanrı vardı. Toprak, deniz, güneş ve ayı temsil eden tanrılar da vardı.Viracocha - Yaratıcı Tanrı İnti - Güneş Tanrısı Mama Quilla - Ay Tanrıçası İlyapa - İklim Tanrısı
İnkaAli Narçın · Siyah Beyaz Yayınları · 201477 okunma
Reklam
Reklam