(Kitabın konusunu bilmeyeniniz yoktur. Seneler sonra ikinci kez okuyunca ilk okumama istinaden bana hissettirdiği duyguları paylaşmak istedim.)
Sene bilmem kaç? Lise ikinci sınıftayım. Yıllardan beri platonik olduğum bir çocuk var ama aynı okulda olmadığımız için açılamıyorum. Aynı mahallede oturuyoruz ama senede iki kez belki karşılaşıyoruz o da uzaktan oluyor. Artık bu durumdan sıkılmış, bir mektup yazıp kapısına bırakma planları yapıyorum.
Bu “mektup” fikrini düşüne dururken sınıfta boş bir derste toplanıp hasbihal ettiğimiz arkadaşımın masasında bir kitap buluyorum. “ Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu “
68 sayfalık ince bir kitap. Önce biraz inceleyip sayfalarını karıştırdıktan sonra, ortasından rastgele iki sayfayı okuyorum. İsmini çokça duyduğum ve son zamanlarda epey ilgimi çeken kitabı, okuduğum iki sayfadan sonra iyice merak edip baştan başlayıp okumaya koyuluyorum.
O sırada çevremde dönen koyu sohbet ve sınıfın gürültüsünden sıyrılıp tamamen başka bir boyuta geçiyorum. Kitabın sayfalarında ilerledikçe, iyice içine çekiyor.
İki sayfa okuyup bir sayfa atlayarak kitabı epey bir okuyorum.
Zil sesi ile birlikte kitabın kapağını kapatıp masaya bırakıyorum ve bir iç çekiyorum.
Tıpkı R. nin gizli aşkından aldığı mektup gibi bende ki S. den gelen mektup fikrinin ardından, belki mektupla birlikte kitabı da bırakırım düşüncesi; kitabı kurgusundan ötürü içselleştiremediğim için zihnimden siliniyor.
Yinede kitabı okuduğum süreçte zihnimde kurguladığım bazı sahneleri kendi hayatım ile özdeşleştirdiğim için mutluyum. Şayet kitabı okursanız okuduklarınızın tasvirinin zihninizde belirmesi muhtemeldir:) Yazarın güçlü betimlemesi bunu olağan kılıyor.
Karşılıksız aşklar her zaman için; bir çocuğun hoşlandığı sıra arkadaşından silgi istemesi kadar masum olmuştur.
Ve karşılıksız sevenlerin