Kız sınavdan çıkmıştı, elinde sınav kağıdı ile evine doğru yürüyordu.
(Kız asıl sınavın ne olduğunu bilmiyordu)
Çocuk 6 yaşında, bir duvarın dibinde akşam olmasını bekliyordu.
(Asıl beklediği akşamın olması mı yoksa soğuktan titreyen ellerinin ısınması mıydı? Ya da kazandığı birkaç kuruş ile evde bekleyen kız kardeşinin karnını doyurabileceği bir şeyler almak mı? bunu kimse bilmiyordu.
Evindeki tek tencerede pişen yemeği beğenmeyen çocuk bilmiyordu. “Akşam yemekte ne var?” diye soran adamın; “bugün temizlik yapmaktan canım çıktı” diyen karısı bilmiyordu. Emeğiyle işlediği tarlanın mahsulü, üç kuruşa satın alınan çiftçi bilmiyordu. O çiftçinin emeğini on kuruşa satan pazarcı bilmiyordu.
O pazarda çocuklarının elinden tutmuş, “belki bir iki sebze atılır” diye bekleyen anne biliyordu. O anneyi görüp ona yardım etmeye çalışan adam biliyordu. O adamın usulca akan gözyaşlarını gören kızı biliyordu.
Küçük kız, babasını ilk kez ağlarken görmüştü. Uzaktan izliyordu... Ama yakından acı duyuyordu. O küçük kız dünyayı değiştireceğini düşünüyordu. Bir gün büyüyecekti ve tüm insanları sevgiyle kucaklayacaktı.
O küçük kız büyümüştü ama dünyayı değiştiremiyordu… dünya onu değiştiriyordu. Korkuyordu… kendi dünyasında kaybolmaktan korkuyordu. Farklı dünyaları tanıyamamaktan, o dünyalara çiçekler ekememekten korkuyordu. O küçük kızın çiçeği solmuştu… başka çiçekler solmasın diye su olmuştu…)
….
Çocuk sordu;
-“Abla saat kaç?”
(Saati mi soruyorsun yoksa zamanı mı?
Zaman akıp giderken ne yapıyorsun burada Çocuk? Bak kuşlar uçuyor, sen hiç uçurtma uçurdun mu? Avuçlarımda kal! Uçup uzak diyarlara gitme çocuk!)
Kız sordu;
-“Ne yapıyorsun burada?”
Çocuk cevapladı;
Sen sırf sevdiğin için daha fazla anlayışlı ve affedici olmaya çalıştıkça, karşındakine de hak vermeye çalıştıkça, düzelir sanarak konuyu kapatmaya çalıştıkça, kimse seni kaybetmekten de inciltmekten de korkmamaya başlıyormuş, sınır koymadığın yerde, değer kaybedersin hayattan aldığım en büyük derslerden biride budur.
Hayat!.. Bana bir çocukluk borçlusun.
Öyle pamuk şekerli, lunaparklı değil.
Çok basit bişe belki ama; Sadece korkmadan uyuyabildiğim geceler mesela.
Bir çocuğun omzuna yüklenmeyen sırlar…
“Sen güçlü kızsın” diye avutulmadığım yıllar.
Ben öfkelenince oyuncak kırmadım, içime attım…
Ağlayıp geçemedim, susup büyüdüm.
Sokakta ip atladım belki ama hayatla da ip çekiştim yıllarca..
Hayatt..
Herkes çocukluğunu anlatırken gözleri parlıyor ya,
Ben anlatırken içim buğulanıyor.
Çünkü benim çocukluğum;
Erken kapanmış bir defter gibi.
Okunmadan bitmiş.
Ama şunu da yaz kenara:
Ben o eksik yılların yasını tutmadım, inadını tuttum.
O kız hâlâ yaşıyor.
Yarım bırakılan her şeyi tamamlamak için.
Bana borçlusun, evet.
Ama ben alacağımı kimseden dilenmem.
Çocukluğumu vermedin diye
büyümüş halimi sakın eksik sanma.