Elde etme ve tüketme sürecinde paranın yabancılaştırıcı etkisini Marx şu sözcüklerle çok güzel anlatmıştır: «Para... gerçekte insanca ve doğal olan güçleri salt soyut fikirlere, bu yüzden kötülüklere dönüştürür; öte yandan gerçek kötülükleri ve düşleri, yalnızca bireyin imgeleminde yaşayan güçleri de gerçek güçlere dönüştürür... Dürüstlüğü kötülüğe, kötülüğü erdeme, köleyi efendiye, efendiyi köleye, bilgisizliği akıllılığa, akıllılığı bilgisizliğe dönüştürür... Kendisine yüreklilik satın alabilen kişi, korkak bile olsa, yürekli olup çıkar... İnsanı insan olarak, onun dünyayla ilişkisini de insanca bir ilişki olarak düşünün; o zaman sevgiye karşı sevgi, güvene karşı güven, vb. bulursunuz. Sanatın tadına varmak istiyorsanız sanattan anlayacak biçimde eğitilmiş olmanız gerekir; başkalarını etkilemek istiyorsanız, gerçekten canlılık aşılayıcı, sürükleyip götürücü bir etki yaratabilmelisiniz onların üstünde. İnsanlarla, doğayla aranızdaki ilişkilerden her biri, isteminizle saptadığınız amaca uygun gerçek, bireysel yaşamınızın belli bir dışavurumu olmalıdır. Sevgi uyandırmadan seviyorsanız, başka deyişle sevginiz o durumda sevgi yaratamıyorsa, seven bir insan olarak canlılığınızın dışavurmasıyla kendinizi sevilen bir insan yapamıyorsanız, sevginiz güçsüzdür, bir talihsizliktir.»
Şu da var ki, elde etme yönteminin ötesinde, bir kez elde ettikten sonra nasıl kullanıyoruz bu nesneleri? Birçok nesneyi ele alırsak, kullanma eyleminden söz bile edilemez. Salt sahip olmak için elde ederiz bunları. Yararsız nesneleri biriktirmekte doyum buluruz. Kırılacak diye hiç kullanılmayan pahalı yemek takımı ya da kristal vazo, kullanılmayan bir sürü odası bulunan konaklar, gereksiz arabalar, uşaklar, orta sınıf ailelerin evlerindeki çirkin biblolar gibi, kullanılmaktan çok sahip olunmakla