Ne olur yani, yaşlı kaptanın biri, "al şu süpürgeyi de güverteyi temizle," derse bana? Çok mu ağır bir hakarettir bu? Kaç dirhem gelir İncil'in terazisinde? Cebrail'in gözünden mi düşerim, adamı saydım, dediğini hemen yaptım diye? Köle olmayan var mı bu dünyada, sorarım size? Velhasıl, yaşlı kaptanlar bana istedikleri kadar cart curt etsinler, beni istedikleri kadar itip kaksınlar, bunda bir kötülük görmem. Bilirim ki, herkesin başına gelir bu - ister fizik açısından olsun, ister metafizik açısından. Dünyanın düzeni bu. Tüm insanlar böyle itilir kakılır. Herkes birbirinin sırtını sıvazlayıp, alınyazısına katlanmalı.
Georgia Alpheratta’da yaşadığımız zamanlar, çatımızın bir köşesinde ufak bir çürük olmuştu. Önceden hiç ev sahibi olmamıştım, o yüzden de bu veriyle ne yapacağımı pek bilmiyordum. “Şuna bak, tavan aramızdan doğrudan dış dünyaya açılan güzel bir kapı. Ne güzel, değil mi?”
Arka bahçedeki çimleri ne zaman kessem, yukarı bakıyordum ve deliğin günbegün genişlediğini görebiliyordum. Aylarca, evimizin köşesinin yok oluş sürecini izledim. Veriler elimdeydi. 15 santimlik bir delik vardı ama ben hiçbir şey yapmadım. Sorunu yok saydım çünkü eğer konuya eğilsem, tamir masraflarını karşılayamayız diye korkuyordum.
Neyse ki delik kendi kendini kapattı. Görünüşe göre evimiz X-Men’deki Wolverine gibiymiş ve kendi kendini iyileştirme yeteneğine sahipmiş. Şaşırtıcı şekilde emlakçımız gerçekten bize iyi bir ev satmış!
Gerçekte ise olanlar karıncalarla başladı. Bir gün evimizde hiç karınca yoktu, diğer gün ise salonumuzun köşesinde yüz binlercesi yaşıyordu. Jenny mutsuzdu ama örümcekler bayram ediyordu. Anında koltuğumuzun üst bölümüne ağlar ördüler. Böylece aktif bir karınca kolonisinin yanı sıra, ölü bedenlerin sarktığı ağlarımız da oldu. Zamanla ortam, her tür böceğin toplanıp karınca büfesinden beslenmek için kamp kurduğu böcek ırkı için Bıırning Man festivali gibi oldu.
Karıncaları sonsuza kadar umursamayabilirdim, inkâr gerçekten güçlü bir dürtü. Diğer taraftan sincapları yok saymak pek de kolay olmadı. Bir süre sonra bir sincap ailesi tavan aramıza yerleşmeye karar verdi. Asla, gece boyunca kafanızın üzerinde bir ağaç faresinin sağa sola koşuşturduğunu duyduğunuz zamanlarda olduğu gibi huzurlu uyuyamazsınız. Şunu biliyor musunuz? Sincapların çatınızdaki metalleri kemirmesinin nedeni dişlerinin uzamasının hiçbir zaman bitmemesi. Yok bu da hiç ürkütücü değil gerçekten.
Her şeyin
12 Aralık 1912
Bugün sizlere bir kartpostal yazdım. Kartın üzerinde bu hastanenin re bir Hilâl-i Abmer hemşiresinin resmi var. Resmin dünyasında ne cerahatin kokusu ne yaralının iniltisi ya da feryadı var oysa. İki satır karaladım. Cümlelerimi saydım. Yedi cümle yazabilmişim. Her zamanki gibi yalandı.
"Ne sağır, ne körmüşüm," diye geçirdi içinden. "Anlamını çıkarmak istediği bir yazıyı okuyan biri, işaretleri ve harfleri küçümsemez; yanılsama, rastlantı ve değersiz bir kabuk diye bakmayıp okur, inceler ve sever onları, her harf karşısında böyle davranır. Oysa dünya kitabını ve kendi varlığımın kitabını okumak isteyen ben ne yaptım, önceden varsaydığım bir anlam uğruna işaretleri ve harfleri hor gördüm, görüngüler dünyasına yanılsama dedim; kendi gözümü ve kendi dilimi nasılsa var olmuş değersiz nesneler saydım. Olamaz böyle şey, geride kaldı bu, artık uyandım, gerçekten uyandım ve ancak bugün açtım dünyaya gözlerimi."