Yeryüzünde her insanın ismi başka başka ağızlardan birçok defa söylenirdi elbet. Fakat bunlar çoğu zaman dilden gelen ve kulakta biten seslerden ibaret olarak kalırdı. Ama bazen öyle biri çıkagelir ve öyle bir zikrederdi ki bu ismi, hem söyleyenin, hem de işitenin içini titretirdi. Çünkü bu zikir dilde değil yürekte başlar, kulakta değil yine yürekte biterdi. Dilden azade olup onun getirdiği bütün kirlerden arınır, salt bir kalp sesi olarak ve artık söyleyen ve işiten ayrımı da yapmadan, iki yürekte birden tınlayıp dururdu. Bir insanın ismi anlamına kavuşunca, ruhu da hayalet olmaktan kurtulur, mabedi olan bedenine çekinmeden yerleşir ve aynası olan gözlerde ışıldamaya başlardı. Her insana nasip olmazdı belki bu ama, buna kavuşmak biraz daha yaşamak demekti... Kaybetmekse biraz daha ölmek...
Sayfa 111·Kitabı okuyor
"Maraz beden diyarına gıda vasıtasıyla girer' der Üstad Fuzuli. Ziyadesiyle haklıdır. Lakin, sadece gıdalar değil, gördüklerimiz, duyduklarımız, kokladıklarımız, hatta dokunduklarımız ve tecrübe ettiklerimiz de sıhhatin bozulmasına sebep olabilir.
Sayfa 180 - APRIL Yayıncılık
Reklam
Gökyüzü akan bir nehir gibidir. Bir anı diğerine benzemez. Hep değişir. İşte bu yüzden hiçbir insan bir diğerine, hatta ikizler bile birbirine benzemez
Sayfa 177 - APRIL Yayıncılık
"Düşünce özgürlüğü; insanın gördüklerini, duyduklarını, hissettiklerini aktarabilme özgürlüğü olduğu kadar kurmaca olgular ve duygular yaratmak zorunda bırakılmama özgürlüğüdür de. Alışılageldik "gerçeklerden kaçma", ''bireycilik", "romantizm" nutukları, amacı tarihin saphnlmasını saygın hale getirmek olan salt retorik teknikleridir."
Sayfa 31·Kitabı okuyor
Edebiyat
Oysa böyle bir şey olmamalıydı isim denen şey. Kulağa değdiği anda, gözlerden önce insanın ruhu dönüp bakmalıydı. Yeryüzünde aynı isme sahip on binlerce, yüz binlerce insan vardı belki ama aynı seslerden oluşsalar da her isim farklıydı, her isim tekti, biricikti, her isim tek bir ruhla birleşmişti ve bir insan ismini kaybettiğinde ruhunu da kaybetmiş sayılırdı.
Sayfa 111·Kitabı okuyor
"Son olarak altıncı katta, yani en derinde ‘hisler’ vardır. İnsanların çoğu fark edemez ama her lezzet mutlaka ve mutlaka bir hatırayla, maziden gelen bir duyguyla alakalıdır. Lezzetler insanın geçmişidir ve duyguların bir başka lisana tercümesidir..."
Sayfa 101·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam