Günah mı cız mı? Saz mı caz mı?
8/10
·286 syf.··
2026 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 16:49
Günahın Üç Rengi aslında ilk bakışta "birkaç insanın hikâyesi" gibi görünse de, kitabın alt metninde çok daha farklı bir şey var: İnsanların yaptıkları şeylerden çok, neden yaptıklarını anlatıyor. Kitaptaki "günah" kavramı da ilginç. Çünkü anlatılan şeyler çoğu zaman klasik anlamda günah değil; daha çok insanların yaraları, korkuları ve geçmişten taşıdıkları yükler. Kitabı okurken fark ettiğim ilk şey şu olmuştu: Budayıcıoğlu, "günah" kavramını ahlaki bir yargı olarak değil, insanın kendi karanlığıyla kurduğu ilişki olarak ele alıyor. Karakterler hata yapıyorlar, yanlış seçimlerde bulunuyorlar, bazen hem kendilerine hem başkalarına zarar veriyorlar. Fakat yazarın bakışı şu soruda düğümleniyor: "Bu insan neden böyle oldu?" Aslında kitabın en sarsıcı yanı da burada. Çünkü insanın kötülüğünün çoğu zaman kötülükten değil, yaralanmışlığından doğduğunu gösteriyor. Çocuklukta ihmal edilmiş bir sevgi, yıllarca bastırılmış bir korku ya da görülmemiş bir acı; yıllar sonra bambaşka biçimlerde ortaya çıkabiliyor. İnsan bazen kaderini değil, çocukluğunu yaşıyor hissine kapılıyor.Toparlayacak olursak budayıcıoğlu hanımefendi diyor ki; bazı insanlar kötü değildir. Sadece yaraları, karakterlerinden daha yüksek sesle konuşuyordur.
Hayata Dair
Günahın Üç RengiGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 201916,5bin okunma
9/10
·48 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 13:45
Sen hiç yaşadığın yuvanın yavaş yavaş yok olduğunu fark ettin mi? Merhaba arkadaşlar bu akşam size çocuk kitabı olan fakat gençlerin ve yetişkinlerin de okuyacağı bir kitapta geldim..@eray_tezcan kaleminden göz muhafızları Eber gölü macerası.. Bu kitap bize birliğin arkadaşlığın ve bir dogayı kurtarmanın nasıl olduğunu anlatıyor Gelelim kitabımıza biraz kitaptan bahsetmek istiyorum. Eber gölü bozkırın ortasında cennet gibi parlayan berrak suyu ve rengarenk çiçekleri ile özel bitki ve hayvanlarına sahip bir göldür zamanla bu göl insanların davranışları ve doğayı umursamamaları yüzünden yok olmaya mahkum olmuştur göz sakinlerinden sonra adındaki kuş göl kenarındaki bir kayanın üzerinde derin düşüncelere dalarak eski dostlarının gelişini izler. Ve Gül'ün eski huzurunun bittiğini yaşam alanlarının yok olma tehlikesi altında olduğunu hüzünlü dille dile getirir Ona ilk hak veren Anadolu kurbağası olur su kalitesindeki düşüşüm ve hava koşullarındaki bozulmanın kendilerini doğrudan tehdit ettiğini düşünür. Balıkçıl kuş hem yeme hem de avlanma alanı sunan göl kenarındaki ağaçların artık tamamen yok edildiğini anlatır. Eber sazani temiz suyun kendileri için tek yaşam kaynağı kirliliğinize ölüm olduğunu hatırlatır. Eber sarısı ise doğadaki tüm canlıların birbirine kopmaz bağlarla bağlı olduğunu eskiden insanların varlığından habersiz olduğu günlerde vadi de huzur içinde tek başına büyüdüğünü anlatır.. sıra saz kedisine gelir.. Eğer hep birlikte direnip gülü savunurlarsa Kurtuluş şansının olduğunu anlatır. Peki bu hayvan ve bitkiler birleşip gölü kurtarmaya girişecek midir? Buradan bize ne gibi dersler çıkmaktadır? Önce sevgiliyi yazarımızı kutluyorum Eber gölü'nün yok olma tehlikesini fabl üzerinden anlatması beni çok duygulandırdı gerçekten.. yere çöp atmamak suyu boşa
Göl MuhafızlarıEray Tezcan · Sinada Kitap · 20252 okunma
Reklam
“Maziden kalan okumalardan…”İlk inceleme bana ait oldu
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
ESKİ İSTANBUL'DAN YAPRAKLAR REŞİD HALİD GÖNÇ (Yitip giden, ruhunu kaybeden İstanbul'a bir ağıt) Yazar; İstanbul geleneklerinin yaşandığı bir konakta doğmuş, ailesinden aldığı asalet ve nezaketi ömrünün sonuna kadar muhafaza etmiş bir basın emekçisidir. Reşid Halid, bu eserde Osmanlı döneminin İstanbul'una ait gözlemlerini anlatmaktadır. Konak, köşk hayatındaki yaşam ve buradaki insanların ilişkileri, Ramazan iftarları, geceleri, adetleri, eğlenceleri..., saz ve söz alemleri, sünnet düğünleri, meyveleri ile meşhur bağlar ve bahçeler, gündelik hayattan kesitler, eğlence şekilleri, eski İstanbul'da şıklığı ile öne çıkan kimselerin alışveriş ettikleri mağazalar gibi tespitler mevcuttur. Basın tarihinde silinmez izler bırakan fakat zamanla unutulan yazar, mazinin saf, samimi hatıralarını okuyucuya tatlı üslubuyla anlatırken çocukluk günlerinin masum zamanlarıyla kendisinde avutur. Büyülü bir masal dünyasını anımsayan yazar, yaşlılığın yalnızlığında ömrünün son yıllarını geçirir. Okurken en çok hoşuma giden eski adetler, Paşa ve sultanların hususi hayatlarına dair bilgiler ve mehtap alemleri oldu. Hızla akıp giden modern hayatın arasında tamamen yitirdiğimiz o eski zarafete, o 'gönül gözüyle' yaşanan İstanbul estetiğine duyulan derin hasreti ruhumda her zaman hissederim.Reşid Halid'in satırlarında gezinirken, kaybolan koskoca bir medeniyetin son fısıltılarını duyar gibi oldum. REŞİD HALİD RUHUN ŞAD OLSUN. Eski İstanbul'dan Yapraklar Reşid Halid Gönç
Edebiyat
Eski İstanbul'dan YapraklarReşid Halid Gönç · Ötüken Neşriyat · 20258 okunma
Puan vermedi·310 syf.·
2026 36. kitabı
Bilmem kaçıncı roman Murat Menteş'ten. Romanlarında, cinayet konularından üşüyüp giyiyorsunuz üst üste bazen, bazen de soyunuyorsunuz ortamın sıcaklığından, ateşten. Romanları zaten hep sıradışı, kahramanları da kâh ajan çıkıyor kâh birilerinin sırdaşı. Her okuduğunuzda değişik tarzla karşılaşıyorsunuz velhasıl. Marifet; tarzıyla birlikte mesajları yakalamak asıl. "Baştan sona seci sanatının kullanıldığı ilk modern roman." diyor tanıtımda. Yer yer zevkli oldu yer yer sıkıcı oldu katımda. Bu kadar kafiyeye gerek var mıydı yoksa kafiyesiz yazmak için yazarın yeri dar mıydı? Yazar romanı secili - kafiyeli yazmış, kelimelerle adeta kuyu kazmış. Bazılarının akıbetini ak, bazılarının kara yazmış. Gök, Gök'e yazmış kara yazı Gâh çöle düşürmüş gâh vermiş ayazı Hikâyeyi duyan Murat'ın çıkmış avazı Demiş "çal kalemden sazı, hele burayı kazı" Murat Menteş romanı yazarken, şiirsellikten faydalanmış. Bazen de sinema sektörüne dayanmış. Kendi romanlarına gönderme yapmayı etmemiş ihmal. Kitabı, kitapları için kılmış hamal. Okuyana cümleler saz gelir, cümleleri anlayana haz gelir. Çünkü ne ararsan var; şiir, sinema, aktör, aktris, müzik. Bazı karakterler nazik, bazıları ezik. Konu Göksenin Yıldırım'a dayanıyor, yani gerçek hayat. Mert, cesur, karakterli karakterler de var, bazılarınınsa karakteri ucuz, yok hayat mayat, hayatları tümden bayat. Okur, bunları okudukça almalı ders. Ders almazsa, yolu gidiyordur ters. Demeyin kafiyeli kitaba yapılır mı kafiyeli yorum, denk getirdim miiii kelimeleri gediğine korum. Beğenmeyen okuyup kendi incelesin, yorumunu sık dokuyup ince elesin. Orta şeker kitap Ediyor şairlere hitap Okurken düşmeyin bîtap Ben yazdım yorum, yazarı okur m'ola Yeter secili yazdığım, vereyim biraz mola (Mesaj yerleştirme: zararlıdır, içmeyin kola!
FinkMurat Menteş · Alfa Yayınları · 20243,650 okunma
Kitap özeti
10/10
·207 syf.··
2026 1. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2026 00:00
Kitapta meşhur hikâyelerinin arkasında aslında bir kişi daha olduğunu ve hikâyelerin başka bir boyutunun olabildiğini anlatıyor. Örneğin, ağustos böceğinin annesi ona saz almış, çok yetenekliymiş ve tembel değilmiş.
1000Kitap
Biri Daha VarŞermin Yaşar · Doğan Çocuk Yayınları · 2025830 okunma
Karanlığın içinden ışığa bakan adam
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2026 65. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 06:39
Karanlığın İçinden Işığa Bakan Adam: Gözleri Görmeyen Bir Ozanın Hepimize Öğrettiği Hayat “Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece…” Bazı insanlar bir ömür yürür, bazıları ise yürürken herkese yol olur… Bir insan karanlığın içinden geçip nasıl bu kadar aydınlık kalabilir? İnsan bu kadar acıya rağmen sevgiyi, sabrı ve umudu içinde nasıl büyütebilir? Bana Güneşimi Getir kitabını bitirdiğimde zihnimde kalan soru tam da buydu. Kitap yalnızca bir hayat hikâyesi anlatmıyor; insanın eksildiği yerden nasıl güç doğabileceğini, acının nasıl olgunlaştırdığını ve bazen gözlerin değil gönlün gördüğünü anlatıyor. Kitabı okurken kendimi yalnızca bir ozanın yaşamını öğrenirken değil, onun sessizce öğüt veren dünyasında dolaşırken buldum. Küçük yaşta hastalık sonucu gözlerini kaybeden bir çocuğun hayatı… Düşünmesi bile ağır. Daha çocuk yaşta karanlıkla tanışmak, çocukluğunu yarım bırakmak, dünyayı seslerden, dokunuşlardan ve insanların ses tonlarından tanımaya çalışmak… Ama belki de tam burada hayat bize en büyük dersini veriyor: İnsan bazen kaybettiği şeyle başka bir kapı açıyor. Âşık Veysel’in babasının ona saz vermesi, bana göre bir çocuğun yeniden hayata tutunuşuydu. O saz yalnızca bir çalgı değil; dostu, dili, sığınağı olmuş. İçindeki yalnızlığı, kırgınlığı, sevgiyi ve özlemi tellere bırakmış sanki. Bir yerde düşünmeden edemedim: Biz gözlerimiz açıkken ne kadar görüyoruz gerçekten? Çünkü o, gözleri görmeden insanı okumayı öğrenmiş. Toprağın sesini duymuş. Sessizliği anlamış. İnsanların içindeki iyiliği ve kötülüğü fark etmiş. Bir sözünde bunu ne kadar sade ama derin anlatıyor: “Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa…” Bir an durup düşündüm. Belki de gerçekten sevgi yoksa hiçbir şeyin anlamı yok. İnsan güzel olabilir, hayat güzel olabilir, dünya güzel olabilir ama yürekte
Bana Güneşimi GetirSinan Yağmur · Kapı Yayınları · 0211 okunma
Reklam
Reklam