Feth el Mûsılî; "Yeme ve içmeden men edilen hasta, ölüme terkedilmiş değil midir?" deyince, çevresindekiler: "Elbette öyledir" dediler. O da devamla: "İşte kalp de böyledir. Eğer kalp, hikmetten ve ilimden üç gün menedilirse, ölüverir." Gerçekten de doğru söylemiştir. Çünkü kalbin ya da gönlün gıdası ilim ve hikmettir. Kalbin yaşaması bu ikisi sayesindedir. Tıpkı vücudun gıdasının yemek olduğu gibi. Bir kimse eğer, ilim gerçeğini yitirmişse, bu kimse kalp hastası demektir, mutlaka bir gün kalp krizinden ölür. Fakat kendisi bunun farkında olamaz. Çünkü dünya sevgisi ve dünya ile ilgili şeylerle zamanını geçirip bunlarla meşgul olmak, insanın tüm duyularını çalışamaz duruma getirir. Bu, adeta, aşırı bir korkunun, o andaki yaraların ızdırabını unutturmasına benzer. Gerçekte her ne kadar yaraları varsa da, aşırı korku, kişinin yaralarını hatırlamasına imkan vermiyor; ancak, ölüm, kendisindeki var olan dünya yorgunluğunu silip atınca, helâk ve yok olduğunun farkına varabilecektir, ama artık iş işten geçmiştir. Bu hal, tıpkı korkusundan güvenceye kavuşanın durumu yavaş yavaş hissetmesi, sarhoşluktan ayılan kimsenin olan biteni görmeye başlaması gibidir. Kişi ayılınca korku ve sarhoşluk sırasında başına nelerin geldiğini anlayabilir, fakat bu sırada iş işten geçmiştir. Perdelerin ortadan kalktığı o günün dehşetinden Allah'a sığınırız. Çünkü tüm insanlar şu anda uyuyorlar, fakat öldüklerinde uyanırlar, ama heyhat...