"Evet, ne diyorduk... Devlet dairelerinden birinde görev yapmakta olan bir memur vardı ve bu memurun, dış görünümü itibarıyla insanlarda ilgi uyandıran biri olduğu da söylenemezdi. Kısa boylu, çipil gözlü, biraz da çopur suratlıydı; kızıla çalan saçları yer yer dökülmüş, her iki yanağında da derin kırışıklıklar oluşmuştu; yüzünden, basurdan yana dertli olduğu anlaşılıyordu... Elden ne gelir ki! Tek suçlu Petersburg iklimi!"
"Beni dünyaya getirenin günahını çekiyorum, ben bu acıyı kimseye çektirmeyeceğim."
Bu tavır bizi yanıltmamalı, Hayyam hiç öyle insan kaçkını birisi değildi. Şu sözler onun degil miydi zaten: Istıraptan belin büküldüğünde, dünyanın üzerine ebedi bir gece çoksün istediğinde, yağmurun ardından ışıldayan yeşilliği düşün, düşün bir çocuğun uykudan uyanışını." Soyunu sürdürmeyi reddetmesinin nedeni, varoluşun ona taşınamayacak kadar ağır bir yük olarak gözükmesiydi. "Ne mutlu dünyaya hiç gelmemiş olana" deyip dururdu.