İnci'nin mabedindeki o ışıltılı mahsun yazgı...
Çok sürükleyiciydin İnci'm.. çok sevdim seni, Kino'yu, yaşam seferberliğini..
Steinbeck, kapitalist sistemin adaletsizliğini ve sömürü düzenini sert bir dille eleştirir bu romanda. Yoksulların hiçbir zaman gerçekten kazanan taraf olamayacağına dair karamsar bir tablo çizer.
Roman, Meksika’da yaşayan yoksul bir inci avcısı olan Kino ve ailesinin başından geçenleri anlatır. Kino, bir gün okyanusta "dünyanın en büyük incisi"ni bulur. Bu inci, onun ve ailesi için umut sembolü olur, çocuğu Coyotito'nun tedavi edilmesi, yoksulluktan kurtulmak, daha iyi bir hayat gibi standartlara ev sahipliği yapacaktır.
Ancak inci bulunduktan sonra, çevresindeki herkesin bakışı değişir. Doktor, tüccarlar, komşular, hatta bazı akrabalar bile ondan çıkar sağlamaya çalışır. Kino ise inci sayesinde her şeyin düzeleceğini düşünürken, ailesi trajik bir sona doğru sürüklenir.
İnci, sadece bir kurgudan ibaret değil ki. Aynı zamanda insan doğasına dair evrensel bir alegoridir. Para ve güç için duyulan istek, insanı ahlâken ve ruhen çökertir.
Ben bu kurgunun farklı dallarda asılan temalarına değinmek istiyorum daha çok;
1.Açgözlülük ve İnsan Doğası
İnci, başta zenginliğe ve kurtuluşa giden yol gibi görünür. Ama kısa sürede insanlar Kino'yu dolandırmaya, soymaya, öldürmeye çalışır. Kino’nun da karakteri değişir: İnci için şiddete başvurur, Juana’yı bile döver.
2.Toplumsal Eşitsizlik ve Sömürü
Kino ve ailesi yerli halktan, doktor ve tüccarlar ise sömürgeci sınıftan gelir. Kino inciyi bulunca doktor onu tedavi etmeye "başlar". Tüccarlar incinin değerini düşürmeye çalışır.
3.Umut ile Felaket Arasındaki İnce Çizgi
Kino, inciyle oğlunu tedavi ettirmeyi, ev almayı, hatta okuma yazma öğrenmeyi hayal eder. Ama bu hayaller gerçeğe yaklaşınca, çürüme