Çağımızda tüm enerjimizi dış dünyanın fethine harcadık, sonuç olarak açgözlülük duygularımızı katlayıp arzularımızı kamçıladık ve şu an daha huzursuz, endişeli ve mutsuz insanlar haline dönüştük. Bunun sebebi dış dünyayı fethetmekten iç dünyamıza bakmayı ihmal etmemizdir.
Bu hayatın kısalığından daha üzücü başka bir şey yoktur. Saatlerin, günlerin ve yılların kontrolümüz dışında elimizden kayıp gittiğini hissediyoruz. Bu hızlı gidişin bizi ölüme yaklaştırdığının bilincindeyiz. Zamanını lüzumsuz şeylerle heba edenler, arkalarında kendilerinden bir iz taşıyan hiçbir iş bırakmayanlar geriye baktıklarında garip bir his duyumsarlar. Yıllar onlara boş ve çıplak görünür çünkü başarılarını taçlandıracak hiçbir anıya sahip değildir hafızaları. Kaybolan yaşamları hiçliğe indirgenmiştir ve geçmişin boş bir düşten başka bir şey olmadığına dair karşı konulamaz bir his kaplar içlerini.
"Hayatıma artık sahip olmadığım bir inancın hala hükmettiğini düşünüyorum, çünkü inanç kaybolup gitse bile hala o tuhaf etkisini devam ettiren bir olgudur."