acaba herkesin aklında böyle sebepsizce yer eden biri var mı
shhhhh evet yine yeniden tekrardan keira hiçbir yazım kuralına uymadan sadece yazmak için yazacağım ve şunu söylemek isterim ki bu yazma işine bayılıyorum aslında üstünde neredeyse hiç düşünmüyorum birşeyler ayzayım diyorum ve kendimi birkaç sayfa yazmış halde buluyorum muhtemelen buda benim lanetim lakin bu lanetten hiç nefret etmiyorum bu durum biraz garip çünkü genelde kendi özelliklerimden ölesiye nefret ederim. Bunu kabullenmem lazım kendimden nefret etmeme işini ama başaramıyorum. Kendimle alakalı birçok konuda başarısızlığın kitbaını yazdığım gibi bu konuda da işler benim için pek farklı değil. Ve sanırım istememe rağmen birşeyleri değştirememekten nefret ediyprm. Kontrolün elimden kaydığını ve hayatımı yçnetemediğimi hissetmekten nefret ediyorum. Herşeyin benim kontrolümde ilerlemesini istiyorum ve bunu başaramıyorum üzerimde çok büyük bir baskı var. Çok fazla stres halindeyim kurtulmak istiyorum ama kurtulamıyorum sebepsizce sıkılıyor için dökülüyor gözlerimden yaşlar. İstemeden ağlamaktan nefret ediyorum bvunları kimseye anlatamamaktan nefret ediyorum. Anlatmayı denedim bir kere aslında bunun üstüne düşün, rahatla vs vs bomboş işler ya da en azından ben beceremiyorum. Sanırım kendi bedenim üzerinde hiçbir şey yapamıyorum kendimi durduramıyorum. Kendimi yönetememekten nefret ediyorum. Bedenimin verdiği bazı sinyallerden nefret ediyorum omuzlarımda ağırlık var nefesimi versem de kalkmıyor o yük sadece kendimin en iyi hali olmak için çabalarken neden bunlar oluyor. Sanırım hepsi benim suçum iradesiz bir ahmağım sanıırm. Ama böyle olmaktan nefret ediyorum . Dunyadan kaydımı silme imkanım var mı diye düşünüyourm böyle zamanlar ya aslında kendimi seviyorum reyyan tatlı birisi neşeli herşeyi olumluya yoran ama sanırım onun da sınırını aştığı kendini aşamadığı
My Devil
Reklam
Belki de Hayat Yeniden Başlayabilmekti..
Sabah erkendi. Ama bu kez o bildiği yorgun sabahlardan değildi. Gökyüzü açık maviydi. Güneş, perdelerin arasından usulca odanın içine süzülüyordu. Sanki dünya ilk kez acele etmiyormuş gibiydi bugün. Gözlerini açtığında birkaç saniye boyunca hiçbir şey düşünmedi. Ne geçmiş… Ne eksik kalan şeyler… Ne de içinde taşıdığı o ağır his… Sadece tavana baktı. Ve uzun zaman sonra ilk kez, içinin hemen üzerine çöken o karanlığı hissetmedi. İnsan bazen iyileştiğini büyük şeylerle anlamıyordu zaten. Bir sabah daha hafif uyanınca anlıyordu. Yataktan kalktı. Camı açtı. İçeri serin bir rüzgâr doldu. Sokaktan simit kokusu geliyordu. Bir yerde çay demleniyordu belli ki. Kuş sesleri birbirine karışıyordu. Hayat ne garipti… Aynı dünya, aynı şehir, aynı sokaklar… Ama insanın içi değişince her şey başka görünüyordu. Mutfağa geçti. Kendine kahve hazırladı. Kupadan yükselen sıcak buharı izlerken küçük bir gülümseme yerleşti yüzüne. Nedensizdi belki ama gerçekti. Çünkü mutluluk bazen büyük olaylar halinde gelmiyordu. Bazı günler sadece içinin canının yanmaması bile huzur oluyordu.
Duygular
Gerçek tatmin ne alkışlarda gizlidir ne de beğeni sayılarında. O, gecenin sessizliğinde insanın içinden yükselen huzurda saklıdır. Bir bardak çayın buğusunda, bir dostun susarak yanında oturuşunda, bir çocuğun sebepsizce sarılışında... Tatmin, gösterişli değildir ama derindir.
Sevgili Lilyum
Sevgili Lilyum... Acelesi olmayanlardanım ben. Hayatın önümden koşarak geçmesine aldırmadan yürüyebilenlerden... Gitmek istediğim yerleri bekletebildim yıllarca. Hayallerimi erteledim, heveslerimi susturdum, kendimden vazgeçtiğim zamanlar bile oldu. Ama ne gariptir ki, hiç insan bekletmedim. Çünkü insanın beklemekten yorulduğunu, bir kapının önünde unutulmanın ne demek olduğunu iyi bilirdim. Şimdi düşünüyorum da, insan bazı şeyleri herkese anlatabiliyor ama özlemeyi anlatamıyor. Çünkü özlemek, kelimelerin sırtına yüklenemeyecek kadar ağır bir şey. Bu saatlerde normal değerlerini aşan taşikardini kimsenin anlamasını bekleme. Kalbin durup dururken hızlanıyorsa, gecenin bir yerinde sebepsizce pencereye bakıyorsan, durduk yere bir ismi içinde tekrar tekrar fısıldıyorsan, bunun bilimsel bir açıklaması yok bazen. Özlemişsindir işte. İnsan bazen yalnızlıktan değil, bir kişiyi bulamamaktan yorulur. Kimsesizlik hep bir boy önde. Her kimse o "sizlik"... Onsuzluk, sensizlik, evsizlik, sessizlik... Hepsinin kısa özeti aynı kelimeye çıkıyor: yokluk. Ve yokluğun en ağır biçimi, bir zamanlar varlığıyla dünyanı dolduran birinin artık hiçbir yerde olmaması. Özlemek ele geçirdiğinde bütün yolları, artık kendi içine sürgün edilirsin. Tali yollar kapanır, anayollar kapanır, şehirler kapanır. Kendi kalenin içinde mahkûm olursun. Dışarıdan bakınca hayat devam ediyormuş gibi görünür ama içeride zaman çoktan durmuş olur. Çünkü özlemek, saatlerin çalışmasına rağmen zamanın ilerlememesidir. Özlemek, aynaya ihtiyacının kalmamasına şaşırmak gibi bir şeydir. Çünkü insan en çok özlediğiyle konuşur artık. Önce küçük bir ıslıkla başlar monologların. Sonra bir cümle gelir. Ardından başka bir cümle. Sonra bütün bir gece boyunca sen konuşursun, karşında olmayan biri dinliyormuş gibi. O ıslık bir
Şiir
GÜZEL BİR TAHLİL: Eğer milletler soyut dualarla kalkınsaydı, en çok dua eden halklar en ileri olanlar olurdu. Eğer vatanlar temennilerle ya da halk danslarıyla ya da düşmanın suçlarını kınama festivalleriyle özgürleşseydi, yeryüzünde tek bir işgalci kalmazdı. Eğer yıkım gökyüzünden sebepsizce birdenbire inseydi, tüm tarih yalnızca kör tesadüflerin zincirinden ibaret olurdu. Ama insan kolay açıklamaları sever...! Çünkü onlar daha az acı verici, daha az utandırıcı ve ayna karşısında durmaktan daha az maliyetlidir. Ve bu yüzden bir millet düştüğü, bir dava kaybolduğu ya da bir vatan çöktüğü anda, vicdanı rahatlatacak bir açıklama için çılgınca arayış başlar: - Bazen bir komplo.... bazen talihsiz bir şans... bazen kader ve kısmet.. Sonra, beklenmedik bir yerden gelecek bir mucizeyi uzun uzun beklemek. Sanki evren kumarbazların tarzıyla yönetiliyor; bu birden kazanır, şu birden kaybeder, sebepsiz ve kuralsız. Oysa Kur’an’ın tamamı, bu yanılsamaya karşı büyük bir haykırış gibidir... * Bazı insanlar Allah’ın şu kavlini okur: ﴿قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ﴾ Ve milletlerin kaderlerinin bir oyuncunun elindeki kâğıt gibi çevrildiğini sanır; medeniyetlerin hazırlıksız birdenbire düştüğünü, devletlerin Allah’ın bu evreni kurduğu kuralların dışında, geçici bir kelimeyle kurulup yıkıldığını düşünür. Oysa bu, Kur’an’ın kendisiyle uyumlu olmayan bir anlayış. Çünkü Allah yüce, gerçekten mülkün sahibidir, ama aynı zamanda evrene kimseyi kayırmayan, hiçbir milleti diğerinden ayırmayan, inananla inanmayanı ayırt etmeyen kurallar koymuştur. Ve bu yüzden ... - Endülüs bir sabah birdenbire düşmedi... - Filistin tek bir savaşta kaybolmadı. - Irak, tek bir kalem darbesiyle ya da tek bir kararla bugünkü haline
1000Kitap
Reklam
Reklam