Sebile Kaya

Sebile Kaya
@sebilekaya
Hayatın yorucu yolunda kitap duraklarında dinlenmeyi seven biri.
Türkçe Öğretmeni
21 okur puanı
Haziran 2022 tarihinde katıldı
"Ben zalimler çağında yaşayan bir alçaktım"
Puan vermedi
Yazardan pek çok kitap okumuş ve birçoğunda katili hemen tespit edebilmiş biri olarak bu kitabında katili bulamadığımı üzülerek söylemek istiyorum. Kitap Esra isimli bir arkeolog ve kazı ekibinin Gaziantep'te başlattığı bir kazı ve bu bölgede işlenen bir cinayet ile başlıyor. Belli aralıklarla üç farklı cinayet daha işleniyor. Jandarma komutanı Yüzbaşı Eşref bir taraftan katil ya da katilleri bulmaya çalışırken diğer taraftan Esra ve kazı ekibinin canını korumak zorunda. Çünkü bölge halkı kazı bölgesinin kutsal olduğuna inanıyor. Bir nevi kazı ekibinin kutsallarına saldırdığını düşünüyor. Diğer taraftan bölgede işlenen cinayetler ve 78 önce aynı biçimde işlenen cinayetler arasında bağlantı kuruluyor. Bu bağğlantıyla birlikte yazarımız ülkemizin büyük problemlerinden biri olan ve sık sık bizi dış politikada zor duruma düşüren sözde Ermeni Soykırımını da ele alıyor. Ele aldığı konu öylesine hassas bir konu olmasına rağmen yazar konuyu tüm yönlerden ele alarak bu konudaki nihai kararı adeta okura bırakıyor. Tüm bunlar olurken Yüzbaşı Eşref olayın örgüt tarafını da ele almak istiyor. Fakat burada belirtmem gerekir ki PKK ile ilgili yazdığı sahneler gerçekten oldukça uzak geldi bana. Tüm bunlar olurken kitabımızın başkahramanı Esra ve ekibi gizli bir bölmede Genç Hitit Dönemi'ne ait saray yazmanı Patasana tarafından kaleme alınan tabletleri buluyor. Kitaba adını da veren Patasana'nın tabletleri tarihteki diğer tabletlerin aksine Patasana'nın kendi hayat hikayesini anlatıyor. Yazarımızın kitap için özel olarak kurguladığı bu tabletler bana göre kitabın başarılı kısımlarından bir tanesi. Patasana'nın hikayesi öylesine sarsıcı ve öylesine arafta kalan bir öykü ki kendinizi onun yerine koyup "Acaba ben ne yapardım?" diye düşünmeden edemiyorsunuz. Kitabın diline
1000Kitap
PatasanaAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201229,3bin okunma
Reklam
Karanlık Ellerin Kıyameti
8/10
·400 syf.··
2025 2. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2025 00:00
"Memleket orta yerinden ikiye ayrılmış gibi." Evet kitabın özetini tek bir cümleyle yapabiliriz. Dönem romanlarının son dönemdeki en iyi kalemlerinden biri olan Osman Balcıgil bu sefer bize 80 Darbesi'ne hazırlayan ortamı anlatıyor. Yazardan daha önce iki kitap daha okumuş ve kalemine hayran olmuş biri olarak bu romanının diğer romanlarının biraz altında kaldığını söylemeden edemeyeceğim. Gelelim romanın konusuna. Hikayemiz Metin ve Ceren'in aşk hikayesi etrafında şekillense de aslında iç içe geçmiş farklı vadilerde akan hikayeler olduğunu söylemek mümkün. Bir tarafta ABD tarafından sahneye sürülen ajanların Türkiye'deki bazı grupları kışkırtması sonucu toplumun birbirine nasıl düşman edildiğini okurken diğer tarafta ülkedeki bu kaosa rağmen tertemiz bir aşk yaşamaya çalışan iki genci okuyorsunuz. Kitabın dili için klasik bir Balcıgil kitabı diyebiliriz; son derece basit, gereksiz süsten uzak sade bir dil. Yazarımızın bu dili bile isteye tercih ettiğini düşünüyorum, anlattığı çarpıcı gerçekleri gizlememesi adına kullandığı bir yöntem bana kalırsa. Kitap okurken sık sık araştırma yapmaya sevk eden bir yazar Balcıgil. Kitapta beni en etkileyen kısım CIA ajanlarının kışkırtmasına gelen birtakım grupların insanlara saldırdığı bölümler oldu. Kardeşin kardeşe kırdırıldığı, sen ocusun sen bucusun denilerek bölündüğü, aslında aynı dine inanan insanların bile birbirine düşman edildiğini görmek canımı en çok yakan kısım oldu. Üstelik hâlâ bu yöntemle insanımızın kine, nefrete sürüklendiği gerçeğini de kabul edelim. Tüm ayrıştırmalar ortadan kalktığında aslında bir masa etrafında çayını içip koyu bir sohbette gönüldaşlık edecek kadim Anadolu halkına nasıl yazık edildiğini okuyorsunuz aslında kitapta. Benim için üzücü bir deneyim oldu, okuyacak olanlara keyifli okumalar dilerim.
Yağmur ÇiseliyorOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20241,104 okunma
8/10
·456 syf.··
2024 1. kitabı
"İstanbul'da hiçbir eylül ,1955'inki kadar hüzünlü olmayacaktı." Kitabı tek bir cümle ile özetleseydim o cümle yazarın kapak tasarımında da yer verdiği işte bu cümle olurdu. Kitabı birçok yönden eleştirebilirdim ancak son 100 sayfası bütün eleştirilerimi çöpe atmama sebep oldu. Kitabı teknik açıdan inceleyecek olursam roman tekniği açıdan birçok kusuru mevcut. Öncelikle dili bir roman dili gibi değil de yazarla bir yerde karşılaşmışsınız ve ondan Suzan ve Yorgo'nun hikayesini dinlemek istemişsiniz gibi basit ve sade. Edebi açıdan son derece zayıf. Romanların ana tekniklerinden biri olan betimleme sanatına da bu romanda yer vermeyi pek düşünmemiş yazarımız. Ama belki de bu, yazarın bilinçli bir tercihidir. Zira konu öylesine zor ve anlatırken insanın boğazını düğüm düğüm yapan bir konu ki böyle bir konuyu ağdalı sözcüklerin arkasına gizlemek istememiş olabilir yazarımız. Gelelim kitabın bizi sarsan , yüzümüzde bir tokat gibi patlayan, bitirip kapağını kapattığımızda vicdanımızla baş başa kaldığımız konusuna. Kitapta aslında iki roman okuyorsunuz. Biri Balcıgil'in yazdığı , diğeri ise Balcıgil'in ana kahramanı Suzan'ın yazdığı roman. Kitap, olaylardan sonra büyük bir yıkım yaşayan Suzan'ın içini yakan tüm o anıları yazıya aktarmaya karar vermesiyle başlıyor. Ve yavaş yavaş o kara günlere, 6/7 Eylül olaylarına geliyor. Bir başka vadide ise Suzan Yassıada yargılamalarına gitmek, bildiklerini anlatmak için çırpınıyor. Çünkü biliyor ki bu zehri akıtmazsa onu öldürecek; bu yüzden "Söyledim ve ruhumu kurtardım." demesi. 6/7 Eylül Olayları bugün bile tartışmaya açık Türkiye'nin bana göre yüzleşmeyi başaramadığı olaylardan birisi. Zaman zaman hükümetler tarafından kabul edilen, zaman zaman biz bir şey yapmadık halk galeyana geldi denilen, yaşandığı dönemde devlet meselesi
1000Kitap
En Hüzünlü EylülOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20243,707 okunma
7/10
·72 syf.··
2022 7. kitabı
Herkese merhaba Yepyeni bir kitap ile buradayım. Jack London bu kitabında 2013 yılında aniden baş gösteren veba salgını sonrası yaşananları anlatıyor. 2020 yılında evlere tıkılıp kaldığımız covid dönemleri geldi aklıma. İnsanların 15 dk gibi kısa bir sürede yüzlerinin, kollarının kırmızıya boyanması ve yavaş yavaş hissizleşip ölmesi... Çaresizlik, kaos, yağma... Salgın sonrasında yeryüzünde kalan birkaç insandan biri olan James Howard Smith bir profesördür. Salgından sonra ilkel yaşama geri dönen ve kabile düzenine geçen bir avuç insan içinde o medeni kültürü hatırlayan tek kişidir. Çaresizce torunlarına o büyüleyeci dünyayı anlatan Smith bir mağaraya kitaplarını istiflemiş ve insanlığın uzun yıllar sonra tekrar gelişmesi umuduyla onlara birtakım notlar bırakmıştır. Etrafında gördüğü ilkelliklerle midesi bulanan profesör sık sık eski dünyanın hayalini kurar. Kitabı okurken sürekli kendimi o profesörün yerine koydum." Şuan her şey ters gitse ve dünyada kalan bir avuç insandan biri olsam ne yapardım? " diye sordum. 1910 yılında kaleme aldığı bu eserde Jack London hayal dünyasının sonsuzluğunu ve kaleminin gücünü biz okurlarının beğenisine sunuyor. Keyifli okumalar...
İnsan ve Toplum
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası kültür Yayınları · 202447,7bin okunma
8/10
·100 syf.··
2022 6. kitabı
Herkese merhaba, Uzun zaman sonra yeni bir kitap. Ara verdiğim okuma serüvenime Orhan Kemal ile dönmek keyifliydi açıkçası. Kitaba gelecek olursak tam bir Orhan Kemal klasiği diyebiliriz. Alt tabakadan seçilen kahramanlarımız bu sefer bizi bir cezaevinin 72.Koğuş'unda bekliyor. Kitabın baş karakteri Kaptan, Rizeli bir ailenin çocuğu ve babası daha o çok küçükken kan davasına kurban gidiyor. O da yüzünü bile bilmediği babasının intikamını alınca düşüyor cezaevine. 72.Koğuş cezaevinin en yoksul, en kimsesiz, en sefil koğuşu. Ve Allah'ın işi bu ya bir gün Kaptan'a annesinden 150 lira geliyor. Zaten hikaye de asıl burada başlıyor. İnsanın çıkarları için nasıl başkalarına boyun eğip hizmet ettiğini, güçten düştüğünde ise nasıl gözünü oyduğunu görüyoruz. Hiç tanımadığı bir kadına sevgiye hasret kaldığı için karasevdaya tutulan Kaptanımızın yavaş yavaş tükenişine şahit oluyoruz. Dil ve üslubuna gelecek olursak tam bir Orhan Kemal klasiği diyebiliriz. Dili sade ve anlaşılır. Betimlemeleri kısa ve insanı yormayan türden. Bu da hikayenin akıcı olmasına yol açıyor.Kısa olması da okurlar için güzel bir avantaj. Keyifli okumalar... Orhan Kemal
1000k
72. KoğuşOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20247,5bin okunma
Reklam