Ahlâkın anası ve esası dört şeydir. Bunlar; hikmet, şecaat, iffet, adalettir.
Yani, ilim kuvveti, gazabi kuvvet, şehvet kuvveti ve bunların dengesinin mutedil olması halidir.·Kitabı okuyor
Alıntı
Şiirin Arap Toplumundaki Önemi
Arap toplumu için şiir her şeydir. Muhataplarını böylesine caydıran bu iddia, gerçekten şair bir topluma yönelmişti. Lesley Hazleton: "Şairler, Batıllara göre ne kadar sıra dışı görünseler de yedinci yüzyıl Arabistan'ında Rock yıldızları gibiydiler. Ünleri yalnızca yazdıkları ağıtlar ve mersiyelerden gelmiyordu." Montgomery Watt: "Bize garip görünse de şairler, yakın dönemlerde basının yerine getirdiğinden çok da farklı olmayan bir işlevi yerine getiriyordu." Goldziher: "Şair olmak Arap anlayışına göre kâmil insanın sahip olması gereken hasletlerdendir. Yani o, kabilesinin övgüye layık geleneğini bilendir." Goldziher, başka bir yerde şunları kaydetmektedir: "Şairin kabiliyetinin, sanat noktayı nazarından değil de başka bir bakış açısından kavrandığı görülmektedir. Birçok amilin de işaret ettiği gibi, bu kabiliyetin tabiatüstü şeylerle irtibatlı olduğu kanaati, Araplar arasında mevcuttur. Şairin, aynı zamanda hem kuşlarla istikbal okuyan ve hem de su kaynaklarını bilen bir kimse olması mânidardır." Armstrong: "Arap yarımadasında bir şair, başka toplumlarda kabilelerin ve kâhinlerin fonksiyonlarını gerçekleştirirdi. Kendilerini kabilenin umutlarına ve arzularına açar, insanlar onların sözlerini duyduklarında, bunların kendi duyguları olduğunu hissederdi. Dolayısıyla şairlerin, Arap dünyasının politik ve sosyal alanlarında büyük önemi vardı." Yani Arap cahiliyesi de diğer cahiliyelerde sıkça görüldüğü üzere, şiire olağanüstü bir anlam atfediliyordu. Şairlerin, tanrılarla diyalog hâlinde olduğu düşünülüyordu. Bu yüzden de şiire rağbet oldukça yüksekti. Goldziher: "Keza, harp etmek istenilen düşmanlara karşı hicviye söylemek için -zaman zaman pek yüksek bir ücretle- yabancı kabilelerden şair tutmak, bir âdet hâlindeydi." Goldziher başka bir yerde şunları
Sayfa 414 - İnsan Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Ahlâk’ın anası ve esası dört şeydir. Bunlar; Hikmet, Şecaat, İffet ve Adalettir. Hikmet’ten kastımız: Nefsin, tüm ihtiyari fiillerde doğruyu yanlıştan ayırt edebilmesidir. Adaletten kastımız ise: Nefsin, öfke ve şehveti dizginlemesi, hikmetin icap ettiği biçimde onları taşıyabilmesi, gerektiği şekliyle salıverirken veya frenlerken kontrolü kaybetmemesidir. Şecaatten kastımız: Öfke kuvvetinin ileriye gitmesi veya geri kalmasında akla boyun eğmesidir. İffetten kastımız: Şehevi kuvvetin akıl ve şeriatla te’dib edilmesidir.
Sayfa 34·Kitabı okudu
Eğer nefsini güzellik ve edeple aklına itaatkâr kılarsan, sen ona boyun eğdirirsin. Ondaki o kötü sıfatlar değişir. Sende sabır, soğukkanlılık, bağışlama, şecaat, sükûnet,alçak gönüllülük ve cömertlik doğmağa başlar. Eğer şeytanlık sıfatlarına baş eğmişsen, sende kalan vasıflar ve ahlâk değişir ki, onun işi olan şehvet ve öfke sıfatları artar. Sana hile, düzenbazlık, hiyanet ve sahtekârlık öğretilir. Bunlar ruhuna dolar. Sende söylediğimiz bu kötü sıfatlar meydana gelir...
Sayfa 79·Kitabı okuyor
Alıntı
O hâlde ahlâkın anası ve esası dört şeydir. Bunlar, hikmet, secaat, iffet ve adalettir. Hikmetten kastımız: Nefsin, tüm ihtiyari fiillerde doğruyu yanlıştan ayırt edebilmesidir. Mesela akıl kuvvetinin mutedil olmasından işleri iyi idare etme, derin kavrayış, isabetli görüş, işlerin incelikle rini görme, nefisleri helâk eden hususların gizli hâllerine vâkıf olabilme yetileri ortaya çıkar. Eğer akıl kuvveti mutedil çizgiden ifrata kaçarsa; aldatma, hilekârlık, sahtekârlık ve cin fikirli olma durumları meydana gelir. Akıl kuvvetinin tefriti durumunda ise ahmaklık (ebleh), bönlük (gamaret) ve cinnet durumları ortaya çıkar. Şecaat ahlâkına gelince: Bundan iyilik ve ihsan, gözü pek olma, kıvrak zekâ, âlicenap olma, tahammül gücü, hilim, yufka yüreklilik, metânetli olma, öfke kontrolü, saygı, sevgi ve benzeri övülen huylar ortaya çıkar. Secaatin ifratı durumundaki bu aşırı böbürlenme (salf), kibirlenme (bezh), âni hiddetlenme (istişate), kendini beğenme (ucub) ve tepeden bakma durumları meydana gelir Secaatin tefriti durumunda ise: Mehanet (kepazelik), zillet (alçaklık), ceza' (feryat etme), hasaset (adilik), insan- ları hor görme, hakkını arayamayıp içine kapanık olma gibi durumlar ortaya çıkar. İffet ahlâkına gelince: İffetten cömertlik, hayâ, sabır, mü- samaha, kanaat, takvâ, letâfet, yardımlaşma, zarâfet ve tok gönüllülük ortaya çıkar. İffetin ifrat veya tefrit boyutunda ise şunlar meydana gelir: Hırs, oburluk, yüzsüzlük, pislik, savurganlık, cimrilik, riyâ, kusurları teşhir etme, sonunu düşünmeden işe girişme, boş işlerle meşgul olma, dalkavukluk, hased, başkasının başına gelene sevinme, zenginler karşısında zelil olma, fakirleri hakir görme...
Sayfa 34·Kitabı okudu
1000Kitap
"Kasaba arkasından teneke çalıyordu. Bu ses, idealist bir kaymakamın, çeltik ağalarının çıkar çarkına çomak soktuğu için uğradığı haksızlığın, ama aynı zamanda boyun eğmeyişinin sesiydi."
Reklam
Reklam