Yeni Çağın Güç Denklemi: Küresel Teknoloji Monarşisi ve Türkiye'de Statüko Çıkmazı Modern siyasetin doğası, geleneksel ideolojilerin ve sınırların ötesinde, sermaye ile teknolojinin soğuk ve rasyonel ortaklığı tarafından yeniden inşa edilmektedir. Bugün ulus devletlerin iç siyasi dinamiklerini ve kurumsal yapılarını anlamak, yalnızca yerel parlamento tartışmalarına ya da parti içi kurultay delegasyonlarına bakarak mümkün değildir. Siyaset, siber egemenliğin, yapay zekâ tekellerinin ve küresel finans ağlarının dikey gücüyle şekillenen çok katmanlı bir satranç oyunudur. Bu oyunun kurallarını doğru okumak, hem batı dünyasında milyarderlerin neden tek bir çizgiye geldiğini anlamayı hem de Türkiye'nin içinden geçtiği siyasi tıkanıklığa gerçekçi bir teşhis koymayı zorunlu kılar. Kurumsal Mülkiyet Körlüğü ve Tarihsel Kırılmalar Türkiye siyasetindeki en büyük yanılgılardan biri, köklü siyasi partilerin ve yerleşik kurumların alternatifsiz olduğuna dair duyulan statüko inancıdır. Siyaset elitleri genellikle mevcut büyük yapıların kalıcı olduğunu, bu yapılardan ayrılan aktörlerin ise siyasi bir hiçliğe gömüleceğini vaaz eder. Oysa tarih, kurumsal sınırları ve dayatılan statükoyu bizzat yıkan figürler tarafından değiştirilmiştir. 1980 sonrasında Bülent Ecevit’in mevcut yapılara karşı gösterdiği kararlı duruş ve ardından kurduğu Demokratik Sol Parti ile başbakanlığa uzanan yolu, bu durumun en somut tarihsel reçetesidir. Kurumsal yapılar vizyoner projelerle, teknoloji çağının gereksinimleriyle ya da toplumsal dertlerle bağını kopardığında birer "halat çekmece" oyununa döner. Taraflar vizyon yerine hukuki dehlizleri ve yerleşik bürokrasiyi birer enstrüman olarak kullanarak o halatı kendi tarafına çekmeye çalışır. Ancak bu katı ve uzlaşmaz duruşun nihai sonucu kaçınılmazdır: O
Siyaset
Annenizi merkezden uzaklaştırın. Sizden onu sevmeyi bırakmanızı istemiyorum. Sizden, doğmadan önce yazdığı bir senaryoya göre yaşamayı bırakmanızı istiyorum. Onun korkuları. Onun hayal kırıklıkları. Yaşanmamış hayatı. İyi bir kız, iyi bir kadın, iyi bir gelecek tanımı. Bazılarınız otuz yaşında ve hala annenizin onaylayıp onaylamayacağına göre kararlar veriyor. Bazılarınız hala onun kabul edebileceği versiyonunuza uymak için kendinizi küçültüyor. Bazılarınız hala ona kızgın ve öfkenin sadece bir tür merkezleme olduğunu fark etmiyor. O hala referans noktası. İsyan ederken bile, onun etrafında dönüyorsunuz. Onu merkezden uzaklaştırın. O, elindekiyle elinden gelenin en iyisini yapan bir kadın. Bu onu hayatınızın yazarı yapmaz. Yazar sizsiniz. Anlamayabileceği bir şey yazın. Bu ihanet değil. Bu yetişkinliktir. Toplumun beklentilerini merkezden uzaklaştırmak. Zaman çizelgesi. Dönüm noktaları. Size şu ana kadar ne yapmış olmanız gerektiğini söyleyen görünmez müfredat. Yirmi iki yaşında üniversite diploması. Yirmi sekiz yaşında evlilik. Otuz yaşında ilk çocuk. Ev. Terfi. İstediğiniz şeylerin, istediğiniz sırayla istenmesi gerekenler. BU LİSTEYİ KİM YAZDI? Sırasız yaşanmış bir hayatın başarısız bir hayat olduğuna kim karar verdi? Kendinizi artık var olmayan bir dünya ve asla siz olmayan bir kadın için tasarlanmış bir programa göre ölçüyorsunuz. Odak noktasını değiştirin. Hayatınız gecikmiş değil. Geride kalmış da değil. Tam olarak kendi akışında ilerliyor. Ve bu sürecin güzel olup olmadığına karar verecek tek kişi SİZSİNİZ. Yaşı merkezden uzaklaştır. Panik. Geri sayım. Kadınlara değerinin bir son kullanma tarihi olduğu öğretiliyor. Yirmi beş yaşından sonraki her doğum günü bir kayıp. Saat bir silah. Kadınların, seçilme şanslarının azaldığından korktukları için istemedikleri
Substack
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
AİİT-II
5 Aralık 1934 tarihinde anayasada yapılan değişiklikle kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.
Tarih
HİÇLİK ve KÂBUS'A karşın TOKSİK Ex ve YIKIMIN İHTİŞAMI
Bazı kâbusların nedeni, rüyada görülen kişi ya da nesnenin varlığı değildir. Bazen kâbus, tam tersine, rüyadaki nesnenin varlığının kendi yokluğunu çağırması nedeniyle ortaya çıkar. Örneğin, varoluşsal koordinatlarını ancak Öteki'nin nesnesi konumunda kurabilen bir özne için, eski ve sözde "toksik" partnerini rüyasında görmek kâbusun nedeni değildir. Popüler söylemin iddia ettiği gibi mesele geçmişteki istismar ya da çekilen acı değildir. Rüyayı kâbusa çeviren şey, tam tersine, o kişinin artık öznenin hayatında olmamasıdır. Eski partner, rüyada bir varlık olarak görünürken, aynı anda kendi yokluğunu da temsil eder. Bu konumda özne açısından toksik ilişki acı verici olabilir; ancak ilişkinin yokluğu çok daha radikal bir sonuç doğurur. Çünkü ilişkinin sona ermesi, öznenin Öteki'nin nesnesi olarak işgal ettiği konumun da ortadan kalkması anlamına gelir. Böylece özne, kendi varoluş koordinatlarından dışlanmış olur. Being düzeyinde hâlâ vardır; ancak existence düzeyinde artık yerini kaybetmiştir. Bu durum, bir tür simgesel ölüme karşılık gelir. Buna benzer örnekleri, sözde ilkel olarak adlandırılan kabilelerde kabile üyesinin topluluk dışına sürülmesinde görebiliriz. Aynı şekilde, Paris'in Nazizmden kurtuluşunun ardından işbirlikçilerin saçlarının kazıtılarak kamusal alanda teşhir edilmesi ya da günümüzde cancel culture'ın hedef aldığı kişilerin toplumsal dolaşımdan silinmesi de benzer bir mantığa dayanır. Bu örneklerin hiçbirinde kişi biyolojik olarak ortadan kaldırılmaz. Yemesi, içmesi ya da fiziksel varlığı doğrudan tehdit edilmez. Buna rağmen özne, ancak ilişkisel ve simgesel ağ içinde var olabildiği için, bu ağdan dışlandığında ağır sonuçlarla karşılaşabilir. Simgesel bağların çözülmesi kimi zaman ağır ruhsal çöküşlere, kimi zaman deliliğe, kimi zaman da gerçek
Şu sosyal medyada Atatürk’e karşı bazen o kadar saçma videolara denk geliyorum ki, Bu insanlar bu tarihi nerden öğreniyor? Karalamak için cahilce yorumlar yapılıyor. O kadar kızıyorum ki. Bir lider size, bu halka seçme, seçilme hakkı vermiş; Bunun ne kadar değerli birşey olduğunu biliyor musunuz? Bunun gibi birçok insanlığa iyi gelicek inkılaplar yapmış, Nasıl karşı olabilirsiniz böyle bir akla? Hiçbir şey bilmiyorsanız, Biraz düşünebilseniz de doğru yolu görebileceksiniz zaten!
kısa chp tarihi
...''Livaneli’nin hatırlattığı 1994 seçimlerinde İstanbul’da merkez sol Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP), Demokratik Sol Parti (DSP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) olmak üzere üç ayrı aday ile seçime girmiş, Refah Partisi adayı Recep Tayyip Erdoğan yüzde 25 ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmuştu. Refah Partisi – Recep Tayyip Erdoğan: Yüzde 25,19 Anavatan Partisi – İlhan Kesici: Yüzde 22,14 Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) Zülfü Livaneli: Yüzde 20.3 Doğru Yol Partisi – Bedrettin Dalan: Yüzde 15,46 Demokratik Sol Parti – Necdet Özkan: Yüzde 12,38 CHP – Ertuğrul Günay: Yüzde 1,87 CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 2003 yılında milletvekili seçilme yasağının kaldırılmasına verdiği destekten dolayı hiç pişman olmadığını söyledi....'' .... işte chpnin kısa tarihi, erdoğan seçimlerde kıl payı başkan seçildiğinde livaneliyi desteklemeyen dsp ve chp acaba yaptığını unuttu mu? daha sonrasında yine tek başına chp deniz baykal denen işe yaramazın desteğiyle erdoğana bir kez daha kıyak çekiyor! şimdi chpnin başına gelenlerin sorumlusu gerçekten kılıçdaroğlu mu? iyi bir düşünün... bir başka dönem demirtaş'ın açıklamsnda dokunulmazlıkarın kaldırılması konusu dile getiriliyordu, bu defa başrolde yine chp ve kemal kılıçdaroğlu var. kemal ne denli etkili o bilinmez : demirtaş: eski asker kökenli bir CHP milletvekili aracılığıyla iletildiği, söylendi. Kendisi karargaha çağrılmış, kendisine brifing verilmiş ve Kılıçdaroğlu’na iletmesi istenmiş. Bunu duyduk biz. Ve hemen aynı gün ya da bir gün sonra, tam hatırlamıyorum, Kılıçdaroğlu’ndan hemen ‘evet’ açıklaması geldi.... ....
Yakın Tarih