Chamforr ayrıca ısrarla "önemli konumların" çoğalmasının topluma asıl niteliğini veremeyeceğini anımsatır. "Seçilmişler dünyası" bizi buna inandırır. Hatta gerçek toplumu kendilerinin oluşturduğunu düşünürler. Ama çoğu zaman, "yemeklerinden daha çok iştahı" olanların tersine, "iştahlarından çok yemekleri vardır". Toplumun gerçekte ne olduğundan habersizdirler. Paralel bir evrende yaşarlar, saray evreninde.
Nedir ihanet, aldatmak mı? Yoksa insanı sırtından bıçaklamak mı, Brütüs gibi? Saf mı değiştirmek yoksa, bizim kimi seçilmişler gibi? Görüp de görmezden gelmek, bilip söylememek, gerçeği haykırmak yerine yalanlarla oyalamak mıdır ihanet? Olayların düşündürdüklerini söylemek yerine, duymak istenileni söylemek ihanet olabilir mi ?...
Alper Gencer – Ah!
sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın
**
kırışır seni beklemekle geçen zaman
belki hiç
gelmezsin!
**
yuvası zindan olan bir mahpus haykırışı:
bir renksiz kanatlı kelebek olmak!
neyin temrinisin ey hayat?
kösnüdüğüm yağmurlar hangi otlara karşı?
**
kıyam et! bağrımdan alıp da yürü
sesimin şeriki olmuş bu çocuk
bir çocuk bezmi elestten beri
yürürlüğe konulmuş temsili bir pak.
**
al işte bedenimden söküp de çıkar
bulamadım nerede saklıdır o dert?
**
güneş gözlerine bandı mı ışığı
vakit aydınlıktır renginle o sıra
ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki...
**
tozu dumana katmanın becerisinde:
“yine hangi rüzgârın emrine amadesin?”
**
bu gelincik bu rüzgâra fazla dayanmaz
dertler giderek silahlanıyor