Ne fark ederdi ki zaten? Herkes ölüyordu nasıl olsa; iyisi de kötüsü de, güçlüsü de zayıfı da, hayata dört elle sarılanı da yaşamı aşağılayanı da... Herkes göçüp gidiyordu. Her şey göçüp gidiyordu.
Süreyya'nın bir içtenlik anı, bir okşayışı ile mahvolduğunu görünce ona ufak haksızlıkları için değil, kendisini okşamadığı için darıldığını itiraf ediyordu.