O haziran gününde iki annemin elleri arasında sıkışıp kalmıştım. Arada sırada ilk annemin okulda birkaç saniyeliğine sırtımı sıvazlayan elini düşünüyorum. Hala kendime sorarım, onun gibi merhamet fukarasının elini neden sırtıma koyduğunu.
Eğer bir yer zengin mi yoksa fakir mi öğrenmek istersen çöp tenekelerine bakarsın.
Eğer ortalıkta da ne çöp ne de çöp tenekesi varsa orası çok zengindir.
Eğer çöp yok sadece tenekesi varsa zengindir.
Eğer çöp tenekeleri yanında çöp de varsa ne zengin ne fakirdir, turistiktir.
Eğer çöp varsa ama çöp tenekesi yoksa, fakirdir.
Eğer insanlar çöplerin arasında yaşıyorlarsa çok çok fakirdir.
Burası zengin zengin bir yer.
Oysa nasıl ki bir hastalık ortaya çıkana kadar kendini pek göstermezse, bir insanın yazgısı da görünür bir olgu haline gelmeden önce kendini pek göstermez.
İnsan, yirminci yüzyılın cılız yaratığı değil, açık ötelerin çocuğu olmalıydı. Doğa içinde tam doğal, evrenin devinimine, sonsuzca akışına uygun, onunla uyumlu bir yaradılış ürünü.